Benim adım Can. 28 yaşındayım, bir reklam ajansında kreatif metin yazarı olarak çalışıyorum. Oldukça sıradan, sakin bir hayatım var diyebilirim. Yoğun iş temposunda kafamı kaldırmaya fırsat bile bulamıyorum çoğu zaman. Yaklaşık iki senedir aynı ajansta çalışıyorum. Patronum Gülşah Hanım ise bildiğiniz gibi bir patron değil; her daim zarif, kendinden emin, bakımlı ve biraz da mesafeli… 36 yaşında, evli değil ama hayatında kimse de yok. En azından ben öyle biliyorum. Aramızda da bugüne dek işle ilgili klasik konuşmalar dışında çok fazla kişisel bir iletişim olmamıştı, ta ki o geceye kadar.
O gün ajans biraz sakindi, herkes işlerini erkenden bitirmiş, çoğu kişi 17.30’u bulmadan ofisten kaybolmuştur. Gülşah Hanım çıkamayacağımı, acil bir sunum metni üzerinde çalışılması gerektiğini söyledi. O an sinirlenmiştim ama tabii ki sesimi çıkarmadım. Sunum dosyalarını topladım, bilgisayarımın başına geri döndüm. Kendisi de odasında yoğun bir şekilde telefona sarılmış, bir yandan bilgisayarına bakıyordu.
Saat yediye doğru Gülşah Hanım, elinde iki kupayla yanıma geldi. “Kahve molası hak ettik, ne dersin?” dedi, hafif gülümsedi. Yüzündeki o resmiyete alışık olduğumdan, böyle samimi bir hareket beklememiştim. “Teşekkürler, gerçekten çok iyi olur,” dedim. Masamın çevresi biraz dağınıktı, o yüzden bardakları bırakırken elini uzatırken parmaklarımız hafifçe birbirine dokundu. Bu, hafif bir elektriklenme yarattı bende ama belli etmemeye çalıştım. Böyle şeylere gerek yoktu. O ise hafifçe gülümsedi ve “Baksana Can,” dedi, “Senelerdir burada çok güzel işler yaptın. Son zamanlarda fazladan yüklendiğimin farkındayım.” O an bir anlığına onun yorgun olduğunu, insani tarafını gördüm. “Sorun değil Gülşah Hanım, işimiz bu sonuçta,” dedim. Ama gözlerini tam anlamıyla ilk defa gözlerime dikmişti. Tuhaf biçimde içim bir garip oldu. Dizlerim hafif titredi.
Bir saat geçti, sunumu toparlamak üzereydim. Gülşah Hanım tekrar geldi, arkamda durdu, ekrana beraber bakıyoruz. Eğilmiş, saçlarının kokusu burnuma çalınıyor; uzun zamandır hiç böyle yakın hissetmemiştim birine. Sunumdaki notlara bakıyor sonra bana “Şu kısmı biraz daha akıcı yapabilir misin?” diye soruyor. Göz göze geliyoruz. Saniyeler geçiyor, bir sessizlik çöküyor. O an bir tuhaflığın başladığını hissettim ama kendime engel olmaya çalıştım. “Tabii, istediğiniz gibi yazabilirim,” dedim. O ise çok hafif bir tonda, “Senin kelimelerine güveniyorum,” dedi, sanki işten bahsetmiyormuş gibi…
İçimde bir kıpırtı, bir heyecan başlamıştı. Gülşah Hanım’ın da bu kadar yakından konuşması, bakışlarını kaçırmaması, hafifçe dudağında beliren gülümseme… Sanki başka bir mesaj vermeye çalışıyor ama bunu tam olarak kabullenmek istemiyordum. Ve evet, bu noktada bir kararsızlık yaşadım. Bunu hayal ettiğim anda aklıma işim geldi, başımın belaya girebileceği… Ama o yakınlık, o anın cazibesi beni esir almış gibiydi.
Bir süre sonra toplantı odasına geçtik birlikte, çünkü son kontrolleri yapmamız gerekiyordu. Cam duvarlarda şehir ışıkları yansıyor, hava kararmıştı. Bilgisayarı açmaya çalışırken parmaklarım titriyordu. Bu, bir sunum metni kontrolünden çok, içimde çözülmek üzere olan bir düğüm gibiydi. Aramızda birkaç santimlik mesafe vardı. Kendimi iyice gergin hissetmeye başlamıştım.
“Can, sana bir şey soracağım. Ne zamandır bu kadar suskunsun sen?” dedi Gülşah Hanım, gözlerini benden ayırmadan. “Yok bir şey, işte yoğunluktan…” dedim ben. “Gerçekten mi?” dedi ve elini yavaşça masanın üzerinden benim elimin üstüne koydu. O an zaman durdu. Burnumun ucuna kadar gelen sıcaklığını hissettim.
Geri çekilebilirdim. Ama çekilmedim. Bir süre elini elimde tuttum, sonra yavaşça, “Bu pek profesyonelce olmaz galiba…” dedim kafa karışıklığıyla. O ise gülümsedi, nefesini hissettim. “Bazen profesyonellik insana çok şey kaybettiriyor Can,” dedi ve yüzünü yaklaştırdı. Dudaklarımız birbirine değdi, hafifçe. Önce utandım, sonra kendimi bıraktım.
Hiçbir şey söylemeden öpmeye devam ettik; ilk başta yavaş, sonra daha tutkulu. Diliyle dudaklarımın arasına girdi, ben de ona aynı şekilde karşılık verdim. Elini boynuma doladı, ben de beline sarıldım. Vücudunun bana sımsıkı yaklaştığını hissettim. Ellerim istemsizce sırtında geziniyordu. Gövdesinin sıcaklığını hissediyordum. Sonra beni hafifçe sandalyeye iterek dizlerimin üzerine oturdu. O anda sınır tamamen kalktı.
Gülşah Hanım yavaşça gömleğinin düğmelerini açtı, beyaz dantel sütyeni ortaya çıktı. Ellerimi sütyeninin üzerinden göğüslerine götürdüm, bir süre orada tuttum. Dudağını dudağıma dayadı, nefes nefese kaldı. Ben de artık ona daha fazla dokunmak istiyordum. Ellerim göbeğinden aşağıya doğru indi, etekliğinin altından kalçalarını avuçladım. İkimiz de arzumuzun kontrolünü kaybetmiştik.
“Sen de soyunsana…” dedi kısık bir sesle. Gömleğimi ilik ilik açmaya başladım, o ise bir an bile gözlerini benden ayırmadı. Gülşah Hanım pantolonumun fermuarını açıp elini içeri soktu, tenimi hissettim. Sertleşmiştim, o ise usulca elle oynuyordu. Dudaklarını boynuma sürdü, ben de nefesimi tutamıyordum. Sonra ayağa kalktı, etekliğini çıkardı, önümde sadece o dantel iç çamaşırı kalmıştı. Masanın kenarına oturdu, bacaklarını iki yana ayırdı ve bana bakarak “Gel,” dedi.
Yavaşça ona yaklaştım, parmaklarımı önce bacaklarının arasından gezdirdim. İç çamaşırı sırılsıklamdı, ıslanmıştı. Parmaklarım onun klitorisini bulduğunda, başını hafifçe geri attı. İkimizin de nefesi birbirine karışmıştı. Sırılsıklam olmuş çamaşırını kenara çekip dudaklarımla arasını yalamaya başladım. Bir süre inledi, parmaklarını saçlarımda hissettim.
Gülşah Hanım biraz sonra beni durdurdu, elini pantolonuma attı ve boxer’ımı indirdi. Elini penisimin etrafında hissettiğimde beynim boşalmış gibiydi. “Dayanamıyorum artık,” dedi ve beni masanın üzerine çekip sırtüstü yatırdı. İçine yavaşça girmemi istedi, aramızdaki tüm sınır aşıldı o an. Kaygan, sıcak ve deli gibi istekliydi. Masanın üzerinde, şehir ışıklarının altında, tüm ofis sessizliğinde seviştik.
Birbirimizin gözlerinin içine baktık, hiç konuşmadan, sadece arzumuzu hissederek… O geceden sonra işler değişti tabii. Birbirimize daha yakın, daha anlayışlı olduk. Kimseye söylemedik, bazen suçlulukla, bazen gizli bir heyecanla anımsadım o gecemizi.
Bu, hayatımda başıma gelen en çılgın, en unutulmaz olaylardan biri oldu. İtiraf ediyorum; o geceyi hâlâ, bazen işyerinde göz göze geldiğimizde aklımda yaşıyorum.