Bu yaz başı biraz temkinli, biraz canı sıkılmış şekilde ailemin yanına döndüm. Üniversitenin yurt ortamından evin mis gibi sakinliği yorsa da gerek maddi nedenlerle, gerek annemin “Oğlum gelsene şu evi özledik” ısrarlarıyla geri dönmekten başka çarem yoktu. Konya’da bir site, klasik mahalle yaşantısı. Birkaç apartman, birbirini yıllardır tanıyan aileler, yüzeysel tebessümler, akşam çayı, sıcak asfalt.
İlk gün eve döndüğümde daha valizimi açmadan, annemle babam bana siteyle ilgili güncellemeleri sıraladı. “Komşunun kızı Işıl da döndü buraya, İstanbul’dan. Seninle yaşıt neredeyse.” dediler. İtiraf etmem gerekirse, küçükken birlikte oyunlar oynadığımız Işıl’ın uzunca bir süredir varlığını unutmuştum. Zihnimde, çocuk halimdeki kızdan fazlası olarak kalmamıştı çünkü.
Oysa Işıl’ı iki gün sonra sitenin bahçesinde gördüğümde, şaşkınlıkla eski anılarımı silmem gerekti. Simsiyah, uzun saçlarını öyle taramıştı ki, güneş ışığında ışıl ışıl parlıyordu. Üzerinde spor tayt, bol bir t-shirt vardı. Ama vücudunun hatları ne kadar büyüdüğünü ve güzel bir kadına dönüştüğünü rahatça gösteriyordu. Boyumuz neredeyse aynıydı, bakışları net ve sakindi, sesi eskisine göre çok daha büyüleyici geliyordu. Bunu utançla fark ettim.
Selamlaştık, ayak üstü hal hatır sorduk; sohbet ederken, bakışlarımıza bulaşan bir mahcubiyet oluştuğunu ikimiz de fark ettik. Yine de, sanki istemeden birbirimize daha fazla bakıyor, daha fazla gülüyor gibiydik. Küçük şakalar, el kol hareketleri ve göz-göze gelişlerde, aslında bambaşka bir şeylerin başladığını fark ettim o ilk andan.
Bir iki gün boyunca bahçede birkaç kez karşılaştık. Hepsinde kahve bahanesiyle kısa sohbetlere daldık. Kendisini İstanbul’daki şehir hayatından, yeni deneyimlerinden, yaptığı kısa gezilerden bahsederken dinlerken, sesi de bedeni kadar çekici geliyordu. İlk kez, uzun zamandır konuşmaktan hoşlandığım bir kadını gözlerimin önünde bulunca, içimde bir kararsızlık oluşmaya başladı. Çocukluk arkadaşım, komşunun kızı, annemin “tatlı Işıl’ı”… İçimdeki o istek suç gibi geliyordu. Ama Işıl’ın bakışları ve bana yaklaştığında dokunduğu ince kolu, iç sesimi bastırmaya başladıkça direnmek giderek zorlaştı.
Bir akşam, sitede bahçede otururken annemle babam misafirleri için içeri çekildiler. Işıl da koltuğa yanıma oturmuştu. Hafif bir esinti vardı, meyve tabağından çilekleri alırken ellerimizin çarpışması bile beni tarifsiz şekilde heyecanlandırıyordu. Bir an sessizlik oldu. Göz göze geldik. O an yüzündeki gülümseme, aramızda sessiz bir izaz gibiydi. Çocukluk anılarından kaçıp bugünün gerilimine adım atmıştık – bunu her halimizle hissediyorduk.
“Bir şey söyleyeceğim ama garip bulabilirsin,” dedi Işıl yavaşça, “Buraya geldiğimden beri çok yalnız hissettim. Seninle konuşmak iyi geldi.”
Bunu duyunca, birkaç saniye hiçbir şey diyemedim. Sonra itiraf eder gibi “Bana da iyi geldi, hatta fazlası oldu,” dedim. Yanağı hafifçe pembeleşti. O anda, elim istemsizce onun elinin üstüne uzandı. İlk defa tensel bir temas oldu ve ikimiz de o temasta fazlasıyla ısındık. Işıl geri çekilmedi, ama her an çekilebilir gibiydi; bana güvenip güvenmediğini tartıyordu sanki.
Sonraki iki gün boyunca, sanki aramızda görünmez bir otosansür oluşmuştu. Eskisi kadar rahat muhabbet etmiyorduk. Onunla vakit geçirmek istememe rağmen, çocukluk arkadaşlığımızı mahveder miyim korkusu içimi kemiriyordu. Ama diğer yandan, her buluşmamızda ona biraz daha yakın olmak istiyordum. Bir akşam mesaj geldi: “Bu gece uyuyamıyorum, biraz dolaşmak ister misin?”
Adeta heyecandan yutkundum. Sessizce dışarı çıktım; apartmanın önünde bekliyordu. Loş sokak lambasının altında, bana yaklaşırken gülümsedi. “Hadi yürüyelim,” dedi. Ayağımızı asfalttan kaldırıp sitenin kenarına, çimenlerin olduğu kısma gittik. Bir an konuştuk, çocukluktan, ailelerden, üniversiteden. Ama ikimiz de konuşmanın asıl oraya, aramızdaki çekime gitmesini istiyorduk. Bunu göz bebekleriyle anlatıyordu.
Bir anda sustuk ve bana döndü: “Burada mı kalacaksın bu yaz?” diye sordu. Onun sesi titriyordu. Ona doğru eğildim, nefesi yüzümdeydi. Gözleri dudağımda gezindi. Bir anda kendimi tutamayarak ona daha da yaklaştım. Hiçbir şey demeden dudaklarımıza, sonra ellerine ve boynuna baskıyla yakınlaştım, öpmeye başladım. O da kendini geri çekmek yerine, dudaklarını bana daha da yaklaştırdı ve aramızda bir elektrik dalgası oluştu.
Hiçbir şey konuşmadan, heyecanla birbirimize sarıldık. Elleri boynumdayken, ben onun sırtına dokundum, yavaşça yukarı çıkan tişörtünün altından beli, sonra sırtı tenime geldi. Tüm vücudum heyecanla titreşti. Yavaş ve temkinli hareketlerle, ona zarar vermekten korkarak, ama aynı anda onu delicesine isteyerek öpüşüyorduk. O da aynı şekilde bana sokuluyor, elleri bedenimde, tişörtümü hafifçe yukarı sürüklüyordu. Tenimizin değdiği noktalardan ateş yayılıyordu.
Birkaç dakikalık yoğun öpüşmenin ardından, “İstersen evin arka bahçesine geçelim, daha sessiz,” dedi fısıltıyla Işıl. Gözlerinde korkuyla arzunun karışımı vardı. Birlikte evin arka bahçesindeki karanlığa geçtik. Sonra, aramızda hiçbir söz olmadan, o bana döndü, kendini bana bıraktı. Ellerim titreyerek beline, sonra aşağısına uzandı, o da ellerimi yukarı çekti, tişörtünü çıkartmama izin verdi. Küçük göğüsleri ortaya çıkınca hem heyecandan hem utançtan burnumun ucu soğudu. Kendi üzerimi aniden çıkardım.
Bir anda birbirimizin tenine değiyorduk. Dudaklarını boynuna, kulaklarına, göğüslerine sürdüm. O ise nefesini tutarak bana kendini bıraktığını fısıldadı. Göğüs ucuna dudaklarımı götürünce titredi. Elleriyle belimi çevreledi. Taytını aşağı indirdiğimde iç çamaşırı kirli beyazdı, ellerim titriyordu. Parmaklarım iç çamaşırının içine girdiğinde, Işıl dişlerini sıktı ve “yavaş ol” dedi. Ona yaklaşırken, parmaklarım arasında ıslandığını hissettim; vücudu titriyordu.
Benim ellerime ve şehvet dolu bakışlarıma karşılık veren Işıl, bacaklarını bana yaklaştırdı. Dudaklarım kasıklarına inerken, vücudu kıvrılıyordu. Sonra da ben iyice heyecanlandım ve taytımla boxer’ımı çıkarıp ona doğru uzandım. Gözleri gözlerime kenetlendi, heyecandan nefes nefese kalmıştık.
İlk başta, ikimiz de çekingenlik hissettik ama sonra, vücudumuzun doğal ritmine bıraktık kendimizi. Ona girerken ilk anda gözlerini sımsıkı kapadı, sonra hafif bir nefesle rahatladı. İçimde büyük bir heyecan; onun kasıklarına temas eden ellerim, vücudum ayağından kafasına kadar titriyordu. Her hareketimde azgınlığımız arttı, ellerimiz birbirimize daha sert sarılır hale geldi. Kenarda ezilen çimenlerin sesiyle birlikte, geceye yayılan tenimizin sesleri içinde, ilk defa bu kadar yakın olduk.
Bitirdiğimizde uzun bir süre sessiz kaldık. O, başını göğsüme koydu, hafifçe saçımı okşadı. “Bunu hayal etmiştim aslında. Senden hoşlandığımı söylemeye çekinmiştim,” dedi. Aramızda utançla arzunun karışımından başka hiçbir şey kalmamıştı. Eve dönerken kenarda bastığımız yumuşak çimlerden – ve ellerimizin birbirinin sıcaklığından – geceyi tekrar yaşamak istiyordum.
O akşamdan sonraki bütün yaz, aramızda hem sevgili hem de sırdaş gibi olduk. O anı şu an yazarken bile içimi titreten, o yasaklı heyecanı yeniden hatırlamamı sağlıyor; Işıl’la olan gizli gecem, hayatımda unutamayacağım bir itiraf olarak buraya kazındı.