Hayatım boyunca hep düzgün ve sıradan biri oldum. Çoğu zaman sorumluluklarımın dışına çıkmaya korkarak yaşadım. Birkaç ay önce yeni bir işe başladım, küçük ama sıkı bir ekiple çalışan bir dijital ajanstı. Benimle birlikte üç kişi daha alınmıştı. Onlardan biri, Elif’ti. Aslında ona ilk günden beri dikkat ediyordum ama kendime bile itiraf etmekten çekinmiştim. Belki de uzun zamandır birini beğenmememin verdiği tuhaflık, belki de ofiste böyle bir şeyi kafamda bile kurmamam gerektiği için.
Elif 25 yaşında, açık tenli, uzun koyu kahverengi saçlı, gözlerinde sürekli gülümseyen minik çizgiler olan biriydi. Benden bir yaş büyüktü. Giyimine çok özen gösterirdi, ama rahatsız edecek derecede dikkat çekici değildi. Başka bir yerde karşılaşsam, sıradan bir kız sanırdım ama o masum gülüşünün altında başka bir şeyler vardı. İlk günlerde genelde birbirimize selam vermek dışında pek iletişimimiz yoktu. İş toplantılarında bazen göz göze gelirdik. Kısa bir an, bana bakıp hemen bakışını kaçırırdı. İçimden garip garip şeyler geçirdiğimi fark ettiğim anda hemen normal davranmaya çalışıyordum.
Bir gün, öğle arasında mutfakta yalnız kalmıştık. Birbiriyle o kadar heyecanlı konuşan bir ekipte, ikimiz arasında gereksiz bir sessizlik olmuştu. O sırada elimden fincan düştü. Birlikte eğildik fincan parçalarını toplamaya. Elimle eli temas etti. Yüreğim ağzıma geldi. O da bana bakarak tatlı tatlı gülümsedi. “Biraz sakarsın galiba, geçen gün de dosyayı dökmüştün,” dedi. Ağır ağır yanaklarım kızardı, sadece “evet, galiba yeni ortamdan” diyebildim. O an, o küçük dokunuşun yarattığı elektrik, bütün vücuduma yayıldı.
Birden aramızdaki mesafe kısalmıştı. Fincanları mutfaktan çıkarırken kolum ona sürtündü. Yoğun bir parfüm kokusu duydum, biraz vanilya, biraz da sabun kokusu gibi. O günden sonra ofiste gözlerimi ondan alamadığımı fark ettim. Onun da bana aynı şekilde bakıp bakmadığına takılıp kalmıştım.
Aradan haftalar geçti. Bazı projelerde birlikte çalışıyorduk. O, hazırladığı sunumları bana gösteriyor, fikir soruyordu. Bazen de beklenmedik şekilde yakınlaşıyorduk. Kolumun üzerine perdeyi açarken eğilmesi, bazen bacağı bacağıma değecek kadar yaklaşması, sekizinci katta tek başımıza kaldığımız kahve molalarında bana anlamlı anlamlı bakması. Bense her baş başa kaldığımızda ona söyleyecek kelime bulamıyor, utana sıkıla saçma bir şeyler geveliyordum.
Bir gün, geç saatlere kadar ofiste kaldık. Müşteriye sunmamız gereken bir iş vardı, patron ise toplantıdaydı. Ekipte bizim dışında kimse kalmamıştı. Elif, yanımdaki masaya geçti ve bana bilgisayardaki bir detayı gösterdi. Omzuna eğilmişken, istemeden ensesine çok yaklaştım. Sanki nefesimi hissetti. Başını çevirip bana baktı, bir an tereddüt ettikten sonra kısık bir sesle “Ne oldu, utanıyor musun?” dedi. Gülümsemeye çalıştım ama heyecandan ağzımdan saçma bir kahkaha çıktı. “Birazcık,” dedim. O ise hiç beklemediğim bir anda bana yaklaştı, omzuma dokundu ve “Sende bir çekingenlik var, bana mı öyle geliyor?” diye sordu. Her şey bir anda çok sıcak, çok yoğunlaşmıştı. O anın gerçek mi yoksa rüya mı olduğunu anlayamayacak kadar kafa karışıklığı yaşıyordum.
“Nasıl yani? Yok, öyle bir şey,” dedim. Ama sesim bile inandırıcı değildi. O ise daha da yaklaştı, “Denedin mi hiç?” dedi, gözleri gözlerime kilitli. Bir elimle saçlarımın arasını karıştırdım, diğer elimle masaya tutunuyordum. O kadar yakındık ki, sadece bir hareketine bakıyordu her şey. “Neyi denemek?” dedim, ama aslında çok iyi biliyordum neyin ima edildiğini. Başımı öne eğdim, dudaklarımı ısırdım. İçimde bir şeyler yanıyor gibiydi. Elif, elini yavaşça dizimin üzerine koydu. Vücudumda küçük küçük elektrikler dolaşmaya başladı. Elini çektim önce, telaşla ayağa kalktım.
Bir dakika boyunca odada deli gibi yürüdüm. Böyle bir şeye hazır olmadığımı, belki de bunun iş ortamı için uygun olmadığını düşündüm. “Yapamayız, bu yanlış,” dedim. O ise gülümsedi, “Kötü bir şey yaşamıyorsun şu an. Sadece ne istediğini bilmiyorsun,” dedi. Gözlerime bir özgüvenle bakışı vardı ki, ne diyeceğimi şaşırdım. “Belki de…” dedim ve işte o an teslim oldum. Kararsızdım, ama istediğimi inkâr edemezdim. Sanki içimde sıkışmış bir arzunun önünde duramıyordum.
Elif kolumdan tutup tekrar yanına çekti. Sokuldukça, aramızdaki hava daha yoğun bir hale geliyordu. Elini saçlarımın arasına gezdirdi. Ben de ellerimle belini kavradım. Dudaklarımız birbirine değmeden bir saniye önce kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Sonra o ilk öpüşme geldi. Yavaşça, temkinli, ama mideye tekme gibi vurmuş bir heyecanla. Dudakları yumuşak, dudaklarımda bir ısı bıraktı. Önce temkinliydik, ama sonra bütün çekingenliğimizi bir kenara bırakıp sanki aylardır bunu bekliyormuşuz gibi birbirimize yapıştık.
Elif’in elleri, saçlarımla oynadıktan sonra yavaşça enseme indi. Ben onun boynundan öpüyordum. Her öpücüğümde hafifçe inliyordu. Ellerim göğsüne doğru ilerlerken bir an duraksadım, gözlerimle ondan onay almak ister gibi baktım. O ise başını geriye atıp bana teslim oldu. Göğüslerini avuçlarımın içine aldığımda tüylerim diken diken oldu. Aramızda artık neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.
Elif’in t-shirtünü yukarı kaldırdım. Dudaklarım, göğsüne dokunduğunda bacaklarını bacaklarıma dolayıp bana daha da yaklaştı. Oturduğu sandalyede bana doğru kıvrılmıştı. Kollarımla onu yakınıma çekerken, altımızda sandalye gıcırdadı. Hiçbir şey o an umurumuzda değildi. Ofiste olduğumuzu unutmuştum. Yavaşça jeanini çözmeye başladım. Dizine kadar indirdim ve iç çamaşırıyla baş başa kaldık. O da benim kemerimi açmaya başladı, parmakları titriyordu. Heyecandan nefeslerimiz birbirine karışıyordu.
Parmaklarım, Elif’in çamaşırı üzerinden ıslanmış arzusunu hissetti. Dudaklarım göğsündeyken, diğer elimle çamaşırını kenara çektim. Parmaklarım yavaşça içine süzüldü. Bedeninin kasıldığını, hafifçe oflayarak “devam et” fısıldadığını duydum. Parmaklarım içeride bir ileri bir geri hareket ederken, o da bana elini attı ve pantolonumun içine girdi. Sertliğimi avuçladığında nefesimi tuttum. O an her şey bir film gibi hızlı ve baş döndürücüydü.
Bir anda soğukkanlılığımızı kaybedip birbirimizin kıyafetlerini aceleyle çıkarmaya başladık. Dizimin üzerine oturan Elif, bedenimi okşarken kendi üzerindeki her şeyi çıkardı. Benim pantolonum ve boxerım dizimdeydi. O, sandalyede bana bakarak üstüme çıktığında, vücudu daracık ve sıcaktı. Dudaklarıyla boynumu emmeye, elleriyle vücudumu okşamaya devam etti. Ben de bacaklarını kavrayıp bedenime bastırdım. Yavaşça içine girdiğimde bir an göz göze geldik. Islaklığı ve sıcaklığı tüm benliğimi sarmıştı. Birkaç kez ileri geri hareket ettim. O ise bacaklarını kalçama dolamış, bana sarılmıştı. Ofisin camından gece manzarası görünüyordu. Nefeslerimiz, inlemelerimiz, ikimizin arasında kopan anlık kaçamak kahkahalar… Her şey gerçekti.
Ritmi yavaşça hızlandırdım. Elif’in göğsüne eğildim, dudaklarımı bastırdım. Elimi kalçalarında gezdirirken onun da elleri sırtımda izler bırakıyordu. Bir noktada ikimiz de kendimizi kaybettik. Sanki bütün sıkışmış arzular, bütün saklanmış cinsel istekler ortaya döküldü. Kucağımda kasılırken, dişlerini omzuma geçirdi. Benim de kasıklarımda yanmalar başladı. O an kontrolümü kaybedip daha hızlı ve sert hareket etmeye başladım. İkimiz de aynı anda doruğa ulaştık, inleyerek, nefese boğularak. O, başını göğsüme yasladı. Vücudumuz birbirine kenetlenmişti.
Birkaç dakika boyunca kimse konuşmadan öylece kaldık. Sonra Elif, hafif gülerek “İşte şimdi o çekingenliğin bitti,” dedi. Sessizce gülüştük. Ellerimizi birbirimizin üzerinde gezdirirken aramızdaki meseleye başka türlü bakmaya başladım. Kararsızlığım, korkum, utangaçlığım bir anda dönüştü. Artık bana bambaşka gözlerle bakıyordu. Ve ben de ona.
O gece, her şey değişti. Yasak, gizli ama tarifi imkansız bir heyecan. Şimdi bazen onu ofiste gördüğümde hala o anı hatırlayıp içim titriyor. Çünkü her şey o beklenmeyen tesadüflerle, yavaş yavaş, ama ne istediğimi anlamamla başladı.