Sessiz Ofiste Başlayan Yasak Bir Yakınlaşma: Asuman ve Benim Hikayem

Sessiz Ofiste Başlayan Yasak Bir Yakınlaşma: Asuman ve Benim Hikayem

Hiç böyle bir şeyi anlatacağım aklıma gelmezdi ama her şey o yaz sıcağında, iş yerinde başladı. Adım Orkun, 28 yaşındayım; İstanbul’da bir ajansta çalışıyorum. Ajansa yeni gelen Asuman her ne kadar ilk başta sessiz, mesafeli gibi dursa da, daha ilk tanışmamızda göz göze gelince içimde bir şeyler kıpırdamıştı. Asuman benden bir iki yaş büyük, kafasında sürekli kırmızı bir bandana, kahverengi sıcak gözleriyle ve abartısız doğallığıyla fazlasıyla dikkat çekici biriydi. Pek konuşkan değildi ama o odadaki kadınların çoğundan daha derin bir havası vardı. Aslında böyle şeyleri hep uzaktan hayal etmekle yetinmişimdir; ama bu sefer işler biraz farklı gelişti.

Başlangıçta, birlikte işlerimizi konuşurken, öğle aralarında ya da dosya paylaşımlarında aramızda kısa, kısa cümlelerle iletişim kuruyorduk. Göz göze gelişlerimiz fazla uzun sürmüyor, ama yine de içimde bir yer bir şekilde bir çekilme hissediyordu. İlk birkaç hafta boyunca her zamanki gibi “Boşver, iş yerinde bulaşma.” diye kendimi avutmaya çalıştım ama her geçen gün daha fazla onu merak ettim.

Bir gün yine herkes mesai çıkışında ofisten yavaş yavaş dağılırken, Asuman masasında yalnız kalmıştı. Ben de tesadüfen (aslında kasten) birkaç işimi uzatıp herkes gittikten sonra çıkmak istedim. Aramızda şöyle bir sohbet başladı:

“Bu akşam herkes erkenden kaçtı,” dedim.
Bana kısaca gülümsedi, “Çoğu evli barklı, işi bitiren uçuyor zaten, bizden başka kimseye iş kalmadı galiba?”

“Ben de tuğla gibi laptopumu toplamaya çalışıyorum, evde de çalışmaya devam edecek miyim bilmiyorum. Şu an tek hayalim soğuk bir bira!” dedim istemsiz bir heyecanla.
Asuman kahkaha attı. “Bira iyiydi, keşke ofiste bir mini buzdolabı olsa.”

Asuman’ın gülüşü içimde bir şeyleri daha çok kıpırdattı. O an birbirimize yaklaştık; masaları toparlamaya başladık. Her daim mesafeli, resmi konuşmasından farklı olarak bana o akşam daha sıcak baktı. Elimi yanlışlıkla onun eline değdirince birkaç saniye yüzüme baktı, ama gözlerini hemen kaçırdı. Biraz ürktüm. Aramızda bir şeyler olmasını çok istiyordum, ama içimde hem “yapma, yanlış” diyen bir tarafım, hem de dayanılmaz bir çekim vardı.

Bir iki gün sonra, öğle arasında Asuman mutfakta tek başına çay dolduruyordu. Yaklaşıp yanına durdum. Göz göze geldiğimizde, aramızdaki gerilim sanki havaya yayılıyordu.

“İlginçtir, ajansın en sessizi en çok merak uyandıranı oluyormuş,” dedim.
Alaycı bir tavırla, “İnsan uzaktan sessiz gözüküyor demek ki,” dedi. Ben de, “Sessizliğin de çok şey anlatıyor bazen,” diyerek iyice suyu bulandırdım.
O sırada bir süre sessiz kaldık. Sanki söylemek istediği bir şey var gibi hissettim ama bir türlü kelimeler çıkmıyordu. O gün bayağı kafam karıştı. Asuman’ın da bana ilgisi var mıydı, yok muydu, yoksa ben mi büyütüyordum? Aramızdaki bu gerilimin sebebi neydi? İşte o haftayı böyle içim kemirilerek geçirdim. Her yaklaşımda geri adım atan, sonra yine bakışlarıyla bana bir şeyler anlatmaya çalışan bir Asuman vardı karşımda.

Cuma günüydü, hafta sonu yaklaşırken ofiste yine bir müşteri krizi patlamış, herkes erken kaçmıştı. Yine Asuman ve ben kalakalmıştık. Toplantı odasında dosya hazırlarken aramız bir anda iyice yakınlaşmıştı. Masanın ucunda yan yana otururken, elim kolum her seferinde ona değiyordu. Asuman ciddiyetini kaybetmeye başlamıştı.

“Her şeyin böyle çabucak ciddileşmesine şaşırdım,” dedi vurgulu bir sesle.
“Ne demek istiyorsun?” diye sordum, yavaşça ona döndüm.
“Yani… Bu aramızda olan şey. Sence de fazla hızlı mı ilerliyor?” Cevap veremedim. Gerçekten bir şeyler hızlı gelişiyordu ve ben de onunla aynı şekilde kararsızdım; ama içimden geçen şeyleri ne kadar gizlemeye çalışsam da, bakışlarımızda her şey açıkça görülüyordu.

O gün biraz daha yakınlaştık. Eve gitmek üzere koridor boyunca yürürken, Asuman tam çıkışta durdu. Bana baktı; yüzünde hafif bir tebessüm.

“İstersen aşağıda biraz yürüyelim Orkun. Hava almak iyi gelir,” dedi.
Aslında evde işlerim vardı, erkenden eve gitmem gerekmiyordu ama o an hiç umurunda değildim. Aşağıda, yakınlardaki bir kafeye oturduk. Konu yine garip bir şekilde aramızda dönen elektrikli havaya geldi. Asuman doğruca:

“Yani gerçekten buna var mısın? Yaşandıktan sonra dönmek zor olur,” dedi; sesinde kararsız, endişeli bir tını vardı.
Kafam çok karışıktı ama o an Asuman’ın yanında olmak, onu hissetmek istiyordum. Elini yavaşça tuttum. Parmakları titriyordu sanki.
“Sadece hissettiğimi yaşıyorum. Hiçbir şey söz veremem belki ama sana dokunmazsam çıldıracağım,” dedim.
Uzun bir süre sessiz kaldı, sonra sesi titreye titreye, “O zaman gel, bende devam edelim,” dedi.

O an, her şeyin değiştiğini hissettim. Asuman’ın evine gittiğimizde aramızda bir heyecan, bir gerginlik vardı. Kapıdan girerken ayakkabımı bile çıkarırken ellerim titremişti. Bir şeyler konuşmak gelmedi içimizden; aramızdaki elektrik konuşmayı gereksiz kılıyordu artık.

Oturma odasında yan yana oturduk, ikimiz de ne yapacağımızı bilmiyor gibiydik. Elini tuttum, bu sefer bırakmadı; bana sokuldu. “Ne zamandır aklımı kurcalıyorsun biliyor musun?” dedi alçak sesle. “Ama ben duvar örmeye çalıştıkça sanki o duvar çatlıyor.”
“Boşuna kasma,” dedim. O an, parmaklarımı boğazına doladım, saçına dokundum, yüzünü kendime çektim ve ilk defa dudaklarına yapıştım. Dudakları yumuşacık, nefesi sıcaktı.

Öpüşmemiz uzadıkça vücudumda bir ateş yükseliyordu. Ellerim gömleğinin düğmelerini açarken Asuman derin derin nefes alıyordu. Teni, nefesi, kokusu sarhoş ediciydi. Bir anda üstümde belirdi, gözlerinin içine bakarak tişörtümü çıkardı. Ellerimiz dolanmış, dudaklarımız birbirine kenetlenmişken, Asuman bana hafifçe “Beklediğinden daha mı hızlı geliyorum sana?” diye fısıldadı.
“Beni delirtme,” dedim. Ellerim göğsünü okşarken inledi.

Bir süre sonra yerimizde duramaz hale geldik; Asuman beni kolumdan çekip yatak odasına götürdü. Gecenin o saatinde, aramızda tüm utançlar, tüm kararsızlıklar ortadan kalkmıştı. Üzerimde, kalçamı avuçlarının arasına alıp bana daha da fazla yaklaşınca artık kendimi tutamaz hale geldim. Dudaklarımı boynuna, göğüslerine gezdirirken vücudu titriyordu.

Kıyafetlerinin kalanını birbirimize yardım ederek çıkardık. Aşağıdan yukarı sarılarak, kalçasına ellerimi dolayarak, göğüslerini emerek, Asuman’ın vücudunu ilk defa çıplak gözle gördüm. Yatağın üstüne yatırdım, bacaklarını yavaşça araladım, çıplaklığını ellerimle okşadım. Her hareketimizde aramızdaki gerilim daha da artıyordu.

Dilimi yavaşça bacaklarının arasına değdirdim, Asuman nefesini tuttu; elleriyle başımı kendine bastırdı. Islanmıştı ve her dokunuşta “Daha da yaklaş,” diye fısıldıyordu. Onu bu şekilde tatmin etmek, onu çıldırtmak istiyordum. Sonunda bana bakıp “Beni artık istiyorsun değil mi?” dedi; gözüme bakarak.

“Çıldırtıyorsun beni,” dedim. Asuman’ı altında hissetmek, her yerini dolaşmak bir düşten farksızdı. Kondomumu çıkardım, kendimi ona bıraktım. Nefes alışlarımız, inlemelerimiz odada yankılanıyordu. İçine girdiğimde, ikimiz de çıldırmış gibiydik. Kalçalarını kavrayıp daha hızlı daha sert sokulmaya başladım. Her darbede Asuman daha da yüksek inliyordu, üstüme eğilip kulağıma “Daha hızlı, bırakma,” diye fısıldadı.

Yaklaşık yarım saat boyunca bedenlerimiz birbirine karıştı — dudaklarından, boynundan, göğüslerinden defalarca öptüm; vücudu ter içinde, tenimiz birbirine yapışmıştı. En sonunda zirveyi birlikte yaşadık, birbirimizden kopamadan, sımsıkı sarıldık. O an, her şey susmuştu.

Sabah uyandığımda yanımda uyuyan Asuman’ın tenine dokundum; hala sıcak, hala gerçekti. Yavaşça gözlerini açtı, bana gülümsedi. “Kafam karışıktı belki ama… Bunu yaşadığımız için pişman değilim,” dedi.

Ben de ona sarıldım, “Ben de,” dedim kısık bir sesle. Aramızda başlayan sessiz ofis gerilimi, ateşli bir gecenin sabahına yerini bırakmıştı. Nasıl devam ederiz, iş yerinde nereye gideriz bilmiyorum. Ama o geceyi, Asuman’ın çıplak teninin sıcaklığını hiç unutamayacağımı biliyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *