O yaz, her yıl olduğu gibi ailecek Datça’daki yazlığımıza gitmiştik ama işler eskisi gibi değildi. Üniversiteye girdiğimden beri farklı bir gözle bakmaya başladığım, aslında yıllardır komşumuz olan Aslı ablayla mesafeliydik. O benden yedi yaş büyüktü; lise son sınıfta evlenmiş, iki yıl önce boşanıp tekrar baba evine dönmüştü. Artık 27 yaşındaydı ve içedönük, kendi halinde biri sayılırdı. Saçlarını kestirmiş, klasik giyim tarzı değişmişti. O yaz, üzerindeki belki de ilk defa kısa şortlarla, askılı rahat tişörtlerle dolaşıyordu.
İlk haftalarda pek sohbet etmiyorduk. Annem onun için bazen “yalnızlığına alıştı” diyordu. Ben bazen balkondan gizli gizli ona bakıyordum; düşüncelerine daldığı her anda o gizemli havası beni daha da çekiyordu. Bir akşam üstü, herkes kumsalda toplanmışken annem ve babam kasaba merkezine alışverişe gitmişti. Abim ise arkadaşının yazlığına gitmişti. Meydanda Aslı abla ile baş başa kalıp lafladık. Önce yazlara dair, ardından boşanmasına kadar geçen sürece, sonra da evliliği boyunca bıkmadan nasıl ev kadını olmaya çalıştığına kadar çeşitli konuları kurcaladık.
Her zamanki masum, çekingenliğini ara ara gülüşlerine, elinin titremesine, cümlelerinin sonundaki dalıp gitmesine yansıtıyordu. “Biraz yürüyelim mi? Sahil akşamüstünde daha güzel oluyor,” dedi sonunda. Sahile indik. Plaj neredeyse tamamen boştu, rüzgâr yumuşacıktı. Kumların üstünde yan yana yürüdük. Ben arada yan gözle ona bakmaya devam ediyordum. “Yaşlandık artık, çocukluğumuzun yazları gibi coşkulu değilim,” dedi gülerek. “Senin yerinde olsam her anı doya doya yaşardım.” Bir an duraksadım, “Sen de yapabilirsin aslında, hiç bir şey için geç değil,” dedim. Gözleri garip bir şekilde üzerime kaydı. “Kızlar, bilemezsin… Bazı şeylere dokunmaya cesaret edemiyor insan.”
Bir şeylerin değişmekte olduğunu içimde hissetmeye başladım. Ama o anda sadece yürümeye devam ettik. Eve döndüğümüzde annemler hâlâ dönmemişti. Aslı abla mutfağa geçti, “Bir şeyler içer misin?” diye sordu. “Olur, ben de yardım edeyim,” dedim ve yanına girdim. Sessizlik vardı. Bulaşıklara göz gezdirdi, bir bardak uzattı, mutfağın açık penceresinden içeriye rüzgâr doluyordu. Gözü mutfağın köşesinde duran eski pikaba kaydı. “Bak bunu annem hâlâ atmamış,” dedi. Pikabı çalıştırdım, eski bir şarkı çaldı. Şarkının ortasında bardaklarımız tokuştu, o sırada elini fincanın kenarına vurdu yanlışlıkla, içindeki limonata birazcık üzerine damladı. Omuz ve göğüs kısmındaki ince askılı bluz ıslandı ve cama vuran gün ışığında sutyenin zar zor seçildiği belli oldu. Göz göze geldik; galiba o andaki utangaç suniliğim hemen yüzüme vurdu.
Aslı abla hemen yerine geçti, ben de masanın ucuna tünedim. Toparlanmaya çalıştı. “Senin yaşın küçük, tabii böyle şeylere alışık değilsin,” diye mırıldandı. Birkaç saniye aramızdan bir sessizlik geçti. “Aslında büyüdüm,” dedim acemice, “Evde de tek çocuk değilim, birçok şey biliyorum. Hatta… istersen anlatırım.” Hafifçe gülümsedi, “Senin bildiklerinle benim yaşadıklarım farklıdır,” dedi. “Belki de öyledir,” dedim. “Denemeden bilemeyiz.”
İkimizin arasındaki o sınırı hissettim ama aynı zamanda Aslı ablanın gözlerinde başka bir kararsızlık dalgalanıyordu. “Boşanmak başlarda güçsüz hissettiriyor,” dedi bir anda. “Sonra yavaş yavaş, bir şeyler değişiyor. Yine de kolay olmuyor…” Cümleleri uzadı, belki de o sınırı aşmak için karşısında gizli bir cesaret görmek istiyordu. “İnsanın yeniden kendini keşfetmesi biraz zaman alıyor galiba,” dedim. Aslı abla duraksayarak, yavaşça yaklaştı. “Bunu birinin yanında denemek bazen daha kolay olur,” dedi, sesi fısıltıya dönüştü.
Yanına oturdum. Sessizce ellerini tuttum, ellerim ilk defa onun tenine dokundu. Parmak uçlarımız birbirini bulmuştu, nabzının hızlandığını hissettim resmen. “Korkuyor musun?” diye fısıldadım. Gözlerini kaçırdı. “Bir yanım evet, ama öteki yanım… belki de artık bazı şeylerden vazgeçmek istemiyor.”
Bir süre konuşmadan oturduk, ikimizin de nefesi sanki sıklaşmıştı. Bedeni hafifçe bana dönüktü. Yavaşça yanağına dokundum. İlk öpücük… O kadar heyecanlıydı ki vücudum titredi. Dudaklarımız değdiğinde önce hafifçe geri çekildi, sonra tekrar bana döndü. İkinci öpücükte daha çok kendini bıraktı, elini enseme doladı. Aramızda kalan tüm mesafe kayboldu. Yavaşça yanaklarından boynuna, oradan dudaklarına tekrar öpücükler kondurdum. “Dur,” dedi bir anda, “çok hızlı gidiyoruz.” Sustum. “Ben unutmayı seçiyorum, olur mu?” dedi kararlı bir tonda. Sadece başımı salladım.
Sonraki anlar, sanki hayatımda hiç bu kadar uzun sürmemişti. Konuşmadan birbirimize bakarak üzerimizdeki kıyafetleri parça parça çıkardık. O ilk dokunuş, şortunun lastiğinden parmaklarımı içeriye kaydırdığımda, beni sarsan bir elektrik gibiydi. Dizlerini hafifçe kırdı, ben diz çöktüğümde göğüsleriyle göz göze kaldım. Nefes alışlarımız neredeyse senkronizeydi. Bluzunu yukarı çektim, ince sutyeninin tülünden göğüs uçlarını dilimle bulduğumda hafifçe başını geriye attı.
Çekingenliği, işte tam o anda yerini arzuya bıraktı. Eliyle belimi çekti, vücuduna daha da yaklaştırdı. Dudağını dişledi, bir an için nefesini tuttu. Parmaklarını kasıklarıma dolaştırdığında içimde yüksek bir gerilim hissettim. Her şey kademeli şekilde yoğunlaşıyordu; bakışlarından, aradaki fısıltılı “Devam et”lerinden, ara ara duyduğum o içten nefeslerinden anlaşılıyordu. Masanın üstüne oturdu, ben de karşısına geçtim. Orada, mutfağın penceresinden sızan yaz akşamı rüzgârında vücutlarımız birleşti. İlk başta hafifçe titreyerek, sonra daha hızlı, birbirimizin her hareketini içimize çekerek…
Bir an için, ellerimle gövdesini sardım, alnını öptüm. Bütün vücudu kollarımın arasında doldu. Bir süre sonra bana yaslandı, gözleriyle içime daldı. Kısa bir sessizlik oldu. “Kendime şaşırıyorum,” dedi nefes nefese, “ama hiç pişman değilim.” Benim için hayatımda bir ilk değildi, ama bu kadar etkileyici ve yoğun bir anı daha önce yaşamamıştım.
O günü, o gecenin heyecanını bir daha hiçbir zaman unutamayacağım. Aslı abla ile arasında yıllardır var olan mesafe o yaz, hiç beklemediğim bir şekilde aramızda bitti. Şimdi bazen birlikte sabah denizine giriyoruz, bazen sadece sessizce çay içiyoruz. Ama ikimiz de biliyoruz ki, o gün akşamüstü mutfakta bir kapı açıldı ve kapamak istemiyoruz.