Yavaş Yavaş Yaklaşan Arzu: Komşu Kızıyla Yaşadığım Unutulmaz Gece

Yavaş Yavaş Yaklaşan Arzu: Komşu Kızıyla Yaşadığım Unutulmaz Gece

Apartman hayatının en büyük sürprizlerinden biri, her sabah asansörde ya da koridorda selamlaştığınız insanların bir anlığına hayatınızı nasıl değiştirebileceğidir. Benim için bu sürprizin adı Yasemin’di. Üç yıldır aynı katta oturuyorduk; ben yeni mezun, ufak bir şirkette çalışan 26 yaşındaydım. Yasemin’sa diğer yan dairemizde, annesiyle birlikte yaşıyordu, benden bir yaş küçük. Kıvırcık saçları, kalın dudakları ve insanı içine çeken kahverengi gözleri vardı. Samimi ve neşeliydi, ama kendi halinde takılır, apartmandaki dedikodulardan uzak durmaya çalışırdı.

Birbirimize selam vermekten fazlası olmamıştı uzun süre. Ta ki geçen kış akşamına kadar. O gün işten erken dönmüştüm. Apartmanda elektrikler kesilmişti, asansör çalışmıyor, koridorlar zifiri karanlıktı. Merdivenlerden çıkarken yukarıdan birinin ayak seslerini ve cılız bir fener ışığını gördüm. İşte o, Yasemin’di.

“Merhaba Serkan, ne karanlık olmuş ya! İyice korku tüneline döndü burası,” dedi ve gülümsedi. Ben de gülerek, “Hiç sorma, senin feneri gördüm de cesaretle çıktım merdivenden,” dedim. Koridordaki tek ışık onun telefonu olmuştu o an. Birlikte evlerimize çıktık ama o karanlıkta içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı; sanırım ilk defa Yasemin’in varlığını gerçekten hissetmiştim.

Ertesi gün, market poşetleriyle dönerken o da kapısının önündeydi. Yardım teklifimi sevinçle kabul etti, içeri beraber geçtik. Annesi dışarıdaydı. “Çay içer misin?” dedi. O andan itibaren her şey sanki daha farklı ilerlemeye başladı. Yan yana oturduk, kısa sohbetler yerine, daha derin, bazen şiir gibi akan, bazen de kahkaha dolu sohbetlerimiz olmaya başladı. O gün telefonda müzik açtı, ben farkında olmadan koluna dokunmuştum bir ara ve ne o geri çekildi, ne de başka bir şey söyledi.

Aramızda tuhaf bir enerji vardı ama ben biraz kararsızdım. Doğru olan bu muydu? Aynı katta oturuyorduk, hem annesiyle vesaire dedikodulardan da çekiniyordum. Bir iki kez buluştuktan sonra bile bir sonraki adımı atmaya çekindim. Bazen gece yatağımda dönüp duruyordum; aklım Yasemin’deydi. Onun bana nasıl baktığını hatırlıyor, dudaklarının kenarındaki o hafif gülümsemeyi, bana bir şey söyleyecekmiş gibi olan bakışını unutamıyordum.

Bir akşam dışarıdan dönerken apartmanın önünde karşılaştık. Hava soğuktu, üzerimde ince bir ceket vardı. “Dondun galiba, gel bende çay içer misin?” diye sordu. Önce tereddüt ettim. “Bilmiyorum… Geç oldu biraz,” dedim. “Hadi ya,” dedi gülümseyerek, “Çabuk döneceğine söz. Hem ben yalnız takılıyorum işte, sıkıldım.” Sesindeki o ısrar, gözlerindeki bakış beni kendine çekmişti. Kendimi kayıtsız kalamayacak halde buldum. Yine içeri girdik. İçerisi sıcacıktı. Salonda biraz oturduk, TV’de bir şeyler açıktı ama bizim sohbetimiz her zamanki gibi çok daha eğlenceliydi.

Yasemin, rahat bir tişört ve eşofman giymişti. Saçları toplanmıştı ama birkaç tutam yana düşmüş, onu daha da çekici göstermişti. Oturduğumuz koltukta ellerimiz istemeden birbirine dokundu, sanki elektrik çarpmış gibi oldum. O da hissetmiş olacak ki biraz kasıldı, sonra hafifçe bana döndü. Bir süre göz göze geldik. Her şey sustu. Bir anda dudaklarımı ısırdığımı fark ettim… Utandım, ama gözlerim istemsizce dudaklarına takıldı. O anda aramızdaki gerilim tavan yapmıştı.

“Ne?” dedi gülerek, “Baktın öyle,”
“Dudaklarını çok seviyorum galiba,” dedim, biraz utanarak.
“Gerçekten mi? Bunu bilmiyordum…” dedi alaycı bir sesle.
“Dudağın öyle kıpırdadığında… şey… güzel oluyor, bana bakınca aklım gidiyor,” diye itiraf ettim.
Sessizlik oldu. Yavaşça elini uzattı, avuçlarımın içine dokundu. Artık hiçbir çekincem kalmamıştı. Elini sıktım, gözleri parlıyordu. Bileklerinden koluma uzanan sıcaklık, vücudumda bir kıpırtı hissettirdi.
Dudaklarımı onun yakınına götürdüm ama önce izin ister gibi gözlerine baktım. Cevap vermedi, ama gözlerini kapatıp başını hafifçe bana doğru uzattı. O anda aramızdaki mesafe yok olmuştu. Dudaklarım dudaklarına değdi. Önce yavaşça, sonra artan bir cesaretle öpüşmeye başladık. Dili dilime dokundu, nefesi hızlanınca ben de heyecanlandım. Onu kollarımdan tutup kollarıma aldım, kalbim küt küt atıyordu.

Kokusu burnuma doldu. Ellerim yanaklarında dolaşırken, o da bana sokuldu. Tişörtümün altını elleriyle kavradı, parmakları belimde gezindi. Diliyle dudaklarımı yaladı. Elimle belini kavradım, yavaşça bedenine yaklaştım. Öpüşmemiz daha derin ve tutkulu bir hale geldi, dudaklarımız ateş gibiydi. Nefes alışlarımız hızlandı, salondaki ışık başımızı döndürüyordu.

Yumuşak elleri göğsümdeydi. Tişörtünü hemen çıkarmadı, ama üstünün altındaki narin vücudunu ellerimle hissetmeye başladım. Üzerimi sıyırmaya başladığında, vücudumun ona olan arzusu iyice ortaya çıktı, nefesim kesildi. Uzun süren öpüşmelerin ardından Yasemin hafifçe geri çekilip, “Yatak odasına geçelim mi?” diye sordu. Sesi kırıktı, gözlerinde hem utanç, hem arzu vardı. Hiç cevap vermeden onu takip ettim.

Yatak odasında loş bir avize, yumuşak bir yatak… Yasemin karşımda durdu, önce tişörtünü başından sıyırdı. Güzel göğüsleri, narin teni gözümün önündeydi. Hiç çekinmeden ona sokuldum, kollarımdan tutup öpmeye devam ettim. Ellerim göğüslerinde gezinirken, gömleğimi çekiştirip çıkardı. Sutyenini yavaşça açıp yatağa çekilince onun üstüne eğildim. Göğüs uçları dudaklarımın arasında hafifçe sertleştiğinde vücudunun titrediğini hissettim.

Birbirimizin altına, üstüne geçtiğimiz o anlarda hiçbir şey düşünmedim. Arzularımızı gizlemedik. Ellerim kalçasında dolaşırken, teni daha da yakın hissediyordum. Eşofmanının altından elimi soktum, narin kasıklarına yaklaştığımda iç çamaşırının altı zaten ıslanmıştı. Parmaklarım arzu dolu teninde gezinirken, vücudu hafifçe sallanıyordu. Dudaklarım boynunda dolaşırken Yasemin, ellerini başımda gezdiriyordu.

O gece Yasemin’le sevişmek bir anda olmadı; yavaş yavaş, temkinli, nazik ama tutkulu… Kalçalarını ellerimle kavradım, çamaşırını çıkarırken gözlerinden utanmış bir bakış geçti ama ben ona sımsıcak gülümsedim. Kulağına fısıldadım: “Çok güzelsin… seni çıldırtmak istiyorum.” Islak teni avuçlarımda kayarken, dudaklarım kasığının üstüne yaklaştı. Diliyle nefesini hissettirdikçe daha da heyecanlandım.

Ardımızda geçen yerde gövdelerimiz birbirine dolandı. Onu altıma alıp, bacaklarını araladım. Vücudum titreyerek ona yaklaştı. Onun ıslaklığı bedenimi sarınca nefesim tamamen kesildi. Birkaç saniyeliğine dünyadan kopmuş gibiydim. İçine girdiğimde yavaşça hareket etmeye başladım, her hücresini hissetmek istiyordum. Yasemin’in sesi odada yankılandı, arada adımı fısıldıyor, arada nefesiyle boğuluyordu.

Her hareketimizde biraz daha birbirimize sarıldık; vücudumuzun sıcaklığı, terimiz birbirine karıştı, her seferinde daha derin, daha hızlı… Boşalacağım anı hissettiğimde birlikte tam anlamıyla zirveye ulaşmıştık. Bacaklarıma sarılırken sesi kısık, gözleri kapalıydı.

O an aramızda utanç değil, huzur vardı. Yasemin’in yanına uzanıp, yanağını öptüm. “Mutlu musun?” diye sordum.
Güldü ve bana sokulup, “Bunu baştan istiyordum aslında ama aramızda o çekingenlik olunca bir türlü söyleyemedim,” dedi. Ben de gülümsedim. Bütün kararsızlığım, tereddüdüm, o gecede eriyip gitmişti.

O an anladım ki, bazen bir aşk ya da arzu, aynı koridordan geçerken bile başlamış olabiliyor. Bizim hikayemiz de böyle başlamıştı. Yavaş yavaş, çekingen ve sonunda tutkuyla…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *