30 yaşında bir kadınım, adım Cansu. İstanbul’da yaşıyorum, bekarım ve yaklaşık üç yıldır Anadolu yakasında, kendime ait küçük bir dairede hayatımı sürdürüyorum. Yoğun bir tempom var, aynı zamanda sosyal bir ortamda çalıştığım için genelde insanlara karşı temkinli ve mesafeliyimdir. Fakat yaz başında bitişik daireye taşınan yeni komşum Emir, bulanık rutinimi epeyce değiştirdi. Emir 34 yaşında, inşaat mühendisliği yapıyor, bakımlı, biraz mesafeli bir adam. Gülüşünde belli belirsiz bir sıcaklık var, bana karşı hep nazik ama fazlası yok. Başlarda komşudan öteye bir şey yaşamak aklımın ucundan geçmiyordu, uzun zamandır yalnızdım ve herhangi bir beklentiyle öne çıkmak istemiyordum açıkçası.
Bir süre sadece koridorda ya da apartman girişinde karşılaştık, kibarca selamlaşmakla yetindik. Sonra bir gün, akşam eve giderken ortak apartman koridorunda karton kutularla uğraştığını gördüm. Yardım ettim, bu arada bir kahve içmek ister misin diye sordu. Normalde temkinliyimdir, ama “tamam” dedim, zaten yıllardır tanıdığım biriyle konuşur gibiydim. Kahveyi hazırlarken Emir’in mutfağında dikkatimi çeken dağınıklık oldu. “Küçük bir tadilat vardı, hala toparlayamadım,” dedi hafif gülümseyerek. O kadar çekingen, o kadar gerçekti ki. Sohbet ettik, gündelik şeylerden konu açıldı; ilk kez gözlerinin içinin bu kadar ışıldadığını fark ettim.
Çay-kahve muhabbetimiz birkaç gün arayla tekrarlanırken, aramızda farklı bir elektrik dolaşmaya başladı. Ama geçen gün evine çıktığımda bir garipsilik vardı; iki kişilik yemek ve açık bir şarap şişesi masada duruyordu. “Birini mi bekliyorsun?” dedim konuşurken. “Yok, öylesine. Kendi kendime bazen abartıyorum sofrayı. İstersen kalabilirsin, yemek bol,” dedi. Hafif bir tebessümle, “Kendim için açmadım aslında sofrayı, senin gelebileceğini tahmin ettim,” diye de ekledi. O lafı duyduğum anda midemin içinde küçük bir kıpırtı hissettim. Pek kolay adım atan biri olmadığım için, hemen cesurca davranamadım. Gece ilerledikçe, Emir bana öyle yakın davranmaya başladı ki, onu geri çevirip çekip gitmek istedim ama gitmedim. O gece bir şey yaşanmadan kendi evime geçtim. Uzun zamandır böyle heyecanlanmamıştım. Ertesi gün kendime kızdım; “Acaba doğru mu yaptım, fazla mı soğuk davrandım?” diye düşündüm.
Birkaç gün boyunca Emir’le karşılaşmadık. Her karşılaşmadığımız gün kafamda daha fazla yer etti. Bir akşam apartman kapısında rastladık, hafif etkin bir yağmur yağıyordu, yürümek istemeyen insanlara has bir yavaşlıkla yan yana yürüdük. “Yarın akşam yaz için küçük bir veda yapmak istiyorum. Mangal yapacağım balkonda. Sen de gelir misin?” dedi. O an sesimi çıkaramadım, sadece başımı sallayabildim. Ertesi günü neredeyse saat sayarak geçirdim, kırmızı şarap, güzel bir bluz hazırladım. Hiçbir plan yapmadım, her şey akışında olacak gibiydi ama içimdeki telaşı saklayamadım.
Balkona geçtik, mangal sıcakken ellerimiz çarpıştı. Emir bana hafifçe yaklaştı, gözlerimin içine bakınca sadece sohbetin değil, aradaki gerilimin de yükseldiğini hissettim. Elimde bardağım, omuzumda onun eli. “Sana bakınca başka şeyler hissediyorum Cansu,” dedi. Kesin bir şey söylemediği için içten içe kıpır kıpır oldum, “Ne gibi?” dedim sessizce. Sustu. O sessizlikte saatler geçmiş gibiydi. Elini boynumdan omzuma indirdi, suratıma hafifçe dokundu. Bunu istemezsem hemen uzaklaşabilirdi; ama istememek bir kenara, o an yanmak istiyordum ona.
O akşam, balkonun köşesine ellerimle yaslanırken, hafifçe beni kendine çekti. Bir an tereddüt ettim, mini eteğimin altındaki çıplak tenime, belime, yavaşça dokunduğu an içim alev aldı. Ellerimiz dolaşık, dudaklarımız titrekti. Önce yavaşça öpmeye başladı. Boynumdan nefesini hissediyordum. Teni sıcaktı, dudakları aralıklı, nefesi heyecanlıydı. Kendi kendime, “Dur, daha ileri gitme,” diye fısıldadım içimden, ama dizlerimin bağı çözüldü. Aramızda kısa bir mesafe kaldı. “Cansu, gerçekten ister misin?” dedi. Sesimde kırgın bir mahcubiyetle “Evet,” dedim, “Bunu çok istiyorum.”
Koltukta otururken Emir bacaklarımı kucağına çekti, elleriyle dizimin altından tutup yukarı kaldırdı. Ayaklarımı öpüp, bacaklarımı iki yana açtı. Parmaklarıma dudaklarını değdirdiğinde, içimin nasıl sarsıldığını hiç saklayamadım, tam anlamıyla bedenimi teslim ettim ona. Bir an kafamın içinde “Acaba çok mu hızlıyız, pişman olur muyum?” diye düşündüm; ama onun benden nasıl tahrik olduğunu görmek, öyle yakından hissetmek beni daha çok ateşledi.
Dilini boynumdan göğsüme, göğsümden aşağı, kalçama doğru gezdirdi. Nefesimiz birbirine karıştı. Bedenim titrerken, ona sadece “Daha fazla,” diyebildim. İç çamaşırım çoktan sıyrılmıştı üzerimden, parmak uçlarıyla klitorisimde küçük daireler çiziyordu. Islanmıştım, bedenimin her yeri onu istiyordu. İçime parmaklarını hafifçe soktuğunda nefesim kesildi, gözlerimi kapattım; titreyerek, onun bana verdiği zevkten adeta kendimden geçtim. O sırada Emir de artık kendini zor tutuyordu. “Çok güzelsin Cansu, seni bu kadar çıldırtmak…” diye fısıldadı.
Onun sertleşmiş penisini avuçlarımda hissettim; elimde, dokusu o kadar gerçek ve sıcaktı ki, bakışlarıyla beni daha çok tahrik ediyordu. Yavaşça üzerime çıkarken, dudaklarımız tekrar birleşti, tenlerimiz birbirine sürtündü. Emir, acele etmeden, girerken gözümün içine baktı; tenimizin buluşmasıyla birlikte içimde bir yangın koptu. Derin, yavaş hamlelerle başladık; zaman zaman ritmini hızlandırıyor, beni iyice yatağın köşesine itiyordu. Her seferinde adımı sessizce, neredeyse gürültüsüzce söylerken onun kollarında olmanın gerçekliğine şaşırdım. Gecenin sessizliğinde arabaların uğultusuna karışan inlemelerimiz başka bir apartmandan duyulmasın diye neredeyse birbirimizin ağzını kapatarak seviştik.
O an, yaşadıklarımızda ne yasak ne de utanç vardı. Sadece arzumuz, sadece çıplak tenlerimizin birbirine karışan kokusu ve teri. Bir aydır biriktirdiğimiz o bakışlar, aramızdaki sözsüz anlaşmalar sonunda burada, bu yaz gecesinde birbirimizin teninde anlama kavuştu. Nefes nefese, birbirimize sarılmış halde, gözlerimizi sabaha karşı açtığımızda ne yargı ne pişmanlık hissettik; sadece huzurlu, sadece çok istenmiş bir yakınlık.
O geceden sonra Emir’le aramızda artık bir sır yok. Sıradan bir yaz akşamı diye çıktığım balkonda hayatımın en ateşli, en gerçek sevişmesini yaşadım. Ve şimdi, her sabah koridorda karşılaştığımızda gülerek birbirimize bakıyoruz; çünkü ne yaşadıysak, ikimiz de gerçekten istemiştik.