Yasak Olmayan Bir Arzunun Peşinde: İş Arkadaşımla Yaşadığım İlk Gece Hikayesi

Yasak Olmayan Bir Arzunun Peşinde: İş Arkadaşımla Yaşadığım İlk Gece Hikayesi

Ben Ali, 29 yaşında, İstanbul’da yaşayan sıradan bir beyaz yakalıyım. Uzun zamandır bir iletişim ajansında çalışıyorum. Hayatım, genellikle ofis–ev arası gidip gelmekle geçiyor. Hayır, bu bir klasik aldatma hikayesi değil. Ne ben evliydim, ne de o; sadece kendimi ifade etmekte zorlandığım bir dönemde, en yakın hissettiğim insanlardan birine karşı, zamanla büyüyen bir arzunun hikayesi bu. İşte itirafım.

Yeni bir projeyle epey yoğun günlerimiz başlamıştı. Ekipte yeni olan, Merve isimli, benden birkaç yaş küçük ama herhangi biriyle kolay kolay samimi olmayan bir kız vardı. Uzun saçları, her daim hafif dağınık tarzı ve o kocaman gözleriyle herkesten farklı görünüyordu. Birkaç hafta sonunda, kendimi onunla daha çok sohbet ederken buldum. Önceleri iş konuşuyorduk elbette, ama arada bir gülüşüyor, küçük şakalar yapıyor, birbirimizin kahvesini getiriyorduk.

Merve ile mesai çıkışlarında bazen dolmuşa kadar yürüyor, havadan sudan konuşuyorduk. Açıkçası ilk başlarda, bana karşı hisleri olup olmadığını çözemedim. Benim heyecanlandığım anlarda o rahat kalıyor, bazen bana bakarken gözlerini kaçırıyordu. Zaten ben de çekingendim, ne kendimden emin davranabildim ne de bakışmayı uzattım. Sınırı geçmedim. Bir şeyler sezmeye başladığım günlerden biri, bir cuma akşam üzeri, ofiste son kalan ikimizdik. Kahvelerimizi içerken birden içten bir rahatlık hissettim; kelimeleri seçmeden konuşmaya başladık.

“Ali, sence bu projeyi yetiştirebilecek miyiz, yoksa pazartesiye kalacak yine?” diye sordu.
Gülümsedim. “Eğer bu gece bir mucize olmazsa, pazartesi anca.”
O da gülümsedi. Sonra birden masasına döndü, ama gözleri kısa bir an için gözlerimde bir şey arar gibiydi. Birbirimize fazla yaklaşmadan ama fazlasıyla farkında olarak devam ettik.

Bir süre geçti, hafta içlerinde dışarıda takılmaya başladık. İşten çıktığımız bir akşam, Kızıltoprak’ta bir kafede onunla çay içerken konu sevgili mevzusuna geldi. Açık girdik konuda, ikimiz de uzun zamandır yalnızdık. Ama o konuda da samimi bir çekingenlik vardı aramızda. “Bazen biriyle sadece iyi anlaşınca insan farklı şeyler de hissedebiliyor, bilmiyorum, sana oluyor mu?” dedi bir ara.
“Bazen evet,” dedim. “Sanırım, iş yerinde bazen öyle bir yakınlık olunca insan hat kurmakta zorlanıyor.”
Bir an göz göze geldik, sonra yine gerildi konuşma. Eve döndük, ne o bir şey söyledi ne de ben.

Bir hafta sonra, cuma akşamıydı yine. Ofiste hava çok sıcaktı, klima gün boyu arızalıydı. Proje de yetişmiş, herkes paydos etmişti. Merve, “Ali, bugün eve gidip bomboş duvara bakasım yok, bir yerlerde bir şeyler içelim mi?” dedi. Ben de ister istemez, “Olur, hadi gidelim,” dedim. Bu sefer daha uzun vakit geçirdik; önce yemek yedik, sonra bir barda içki içtik. O gece, Merve ilk defa evine misafir olmamı teklif etti. “İki kadehten sonra eve gidip yalnız oturacağım. İstersen sende bir Türk kahvesi içeriz, ben de yeni aldığım bir diziye başladım, beraber izleriz.”
Ne yalan söyleyeyim, içimde büyük bir gerilim var. Gitsem, olmaması gereken bir şey olur mu? Ya yanlış anlaşılırsak, ya arkadaşlığımız mahvolursa? O kadar da içli dışlı değiliz. Ama onun gözlerindeki davet gizli değil, bunu hissetmemek imkansız. Bir iki saniye sustuktan sonra, “Olur, hadi gidelim,” dedim.

Merve’nin evine girmemle birlikte garip bir heyecan sardı beni. Kısık ışıkta, küçük ama şık döşenmiş salonunda yerine oturdu. Ben de kanepeye yayıldım. Dizi başladı, sohbet uzadı. Kahveyi içerken kolumun ona değmesinden gelen elektriği fark ettik ikimiz de, ama yine de frenledik kendimizi. Bir noktada dizinin ortasında bana döndü ve, “Ali, sana bir şey söyleyeceğim,” dedi.
Yutkundum.
“Bir süredir, senin yanında çok rahat hissediyorum. Ama arada farklı bir gerilim oluyor ya, onu da görmezden gelemiyorum.”
Ben tam bir şey söyleyecekken, Merve kendini bana daha yakın çekti. Gözleri doludizgin, elleri hafifçe titriyordu.

İlk hamleyi hangimizden beklediğimizi hatırlamıyorum ama, mesafe kendiliğinden kayboldu. Dudaklarıma dokundu ilk; önce hafif bir buse, sonrasında daha fazla… Başka bir şey konuşmadık. Sadece sessizliğin içinde parmak uçlarımız birbirine dokunuyor, nefeslerimiz hızlanıyordu. İçimdeki kararsızlık çoktan dağılmıştı; kendimi daha fazla tutamıyordum. Elleriyle yüzümü okşadı, saçlarıma dokunduğunda, ellerim de onun belini kavradı istemsizce.

Kendini tamamen bıraktı; sanki uzun süredir bastırdığı bir arzuyu salıvermişti. Üzerimde kaygıdan çok, ilkel bir yakınlık hakimdi. “İyi hissediyor musun?” diye fısıldadı kulağıma. “Evet,” dedim, “Uzun zamandır hiç bu kadar iyi hissetmedim.” Onun üzerine eğildim, boynunun o hassas yerine hafifçe öpücükler kondurdum. Zaten tişörtü biraz aralanmıştı. Merve, ellerini belimde gezdirirken içimden “Durdur artık kendini” diyebilen tek bir ses çıkmıyordu. Her şey fazla doğal, fazla gerçekti.

Bir anda tişörtünü çıkarmadan ellerimi gövdesinde gezdiriyordum, o da öylece bıraktı kendini kollarıma. Göğüsleri avuçlarımda, teni buz gibi ve yumuşaktı. Aramızdaki enerji giderek daha da yüksekti. Şehir ışıkları pencere camına vuruyor, ikimizin üzerine asla planlanmamış bir sahne düşüyordu.

Cinsellik uzun süredir benim için içinden çıkamadığım, riskli bir oyun gibiydi. Ama onun yanında kendimi güvenli hissettim; yavaşça elini kemerime götürdü, ben de ona yardım ettim. Pantolonumu çözdüğünde, bana bakıp “Devam etmemi istiyor musun?” dedi.
“Çok istiyorum,” dedim. Tedirginliğin yerini tamamen şehvet almıştı. Elleri, daha önce kimsenin dokunmadığı kadar dikkatli, sevecen ve bir o kadar tutkuluydu. O an sadece dokunuşlarının altındaydım.

Utana sıkıla, nahoş bir telaşla üstümüzdekileri çıkardık. Vücudunu incelediğimde, aramızda hiç söylenmemiş bir ihtiyaca tanıklık ediyordum. Dudaklarım göğsünde, ellerim kalçasında, nefesi kulağımda titriyordu. Bir ara gözlerini kapatıp başını arkasına yasladı; ellerimi yukarıdan aşağıya gezdirirken kendimi tamamen kaybettim.

O ilk temas, bir kalp atışı kadar yakın ve bir ömür kadar uzundu. Aynı anda hem birbirimizin üzerindeydik, hem de tüm şehir sessizleşmişti sanki. Her hareketimiz, daha fazlasını getiren bir adım gibi… Merve hafifçe inledi; heyecandan titreyen ellerim ona zarar vermemek için nazikçe ilerliyordu. O ise tüm benliğini bana açmıştı.

Homurdanmalar, fısıldamalar, arada kaçan gülüşmeler… İkimiz de bazen bir anlığına göz göze geliyor, bazen olacakları durdurmaya çalışıyor gibiydik ama kimsenin buna mecali yoktu. Sonunda, hayatımda ilk defa, biriyle her şeyi paylaşabilmenin hafifliğini hissettim. Beklenmedik, yasaksız ve tamamen insanca…

Sabah, yan yana uzanırken o yatağın kenarında, hiçbir laf gereksiz gelmedi; Merve, “Galiba bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, değil mi?” dedi.
Gülümsedim ve onu tekrar öptüm. Çünkü bazı geceler sadece yaşanır, anlatılmaz. Ama bugün, işte anlatmak istedim.

Belki de aşk, böyle sıradan, gizlisi saklısı olmayan bir sabahın ışığında başlar.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *