Yasaklı Değil, Sıradışı Bir Yaz Gecesi: Komşuyla Yaşanan Tutkulu Anlar

Yasaklı Değil, Sıradışı Bir Yaz Gecesi: Komşuyla Yaşanan Tutkulu Anlar

İtiraf gibi başlayacağım; bu yaz başı, hayatımda beklemediğim bir değişimin habercisi oldu. 28 yaşındayım, İstanbul’un Kadıköy’ünde yaşıyorum. Mühendisim, hayatım sakin, çevrem belli… Yalnız yaşıyorum; uzun zamandır bir ilişkim de yok. Komşum Ebru ise benden birkaç yaş büyük. Ayrı yaşadığı eşiyle arası bozuk; bir süredir yalnız yaşıyor, bir çocuğu yok, yaş olarak otuz beşlerde. Apartmanda selamlaşır, bazen sohbet ederdik. Samimiyetimiz bu civardaydı kısaca. Ama o yaza girdiğimiz Mayıs gecesi, bütün bu sıradanlık bir anda değişti.

Bir cuma akşamıydı. Her zamanki gibi market dönüşü aşağıda Ebru’yla karşılaştım. O gün elinde bir kasa meyve vardı, biraz fazlaydı galiba. “İstersen sana da vereyim, bu kadarını bitiremem,” dedi. Zaten o gün canım bir şeyler çekiyordu, içimden “neden olmasın?” dedim.

Ebru, apartmanda hep samimi, bazen kendine güvenli halleriyle dikkat çekerdi. O akşam saçlarını salaş toplamıştı, üzerine ince, kısa kollu bir tshirt giymişti, bacakları beyaz bir şorttan görünüyordu. Gözlerinin içine bakmamaya çalışsam da, o an bir elektrik hissettim. Birkaç dakika lafladık; “Yukarıda çay demledim, müsaitsen gel, meyveleri de beraber yeriz,” dedi. O an kırmadım, “gelirim” dedim.

Oturma odasında eski bir Türk filmi açıktı, ışıklar loştu. Bir yandan konuşuyor, bir yandan meyve atıştırıyorduk. Bir noktada konu ilişkilerden, yalnızlıklarımızdan açıldı. “Sence yalnızlık güzel mi?” diye sordu Ebru. Birkaç saniye durup cevap aradım. “Bazen huzurlu, bazen de insan bir dokunuşa aç kalıyor işte,” diye itiraf ettim istemsizce. Ebru gözlerini kaçırmadan bana baktı, hafifçe gülümsedi. “Doğru söylüyorsun… Bazen insan sadece biriyle yan yana oturmak istiyor,” dedi.

Saat ilerledikçe dışarıda klasik İstanbul akşamının serinliği hissediliyordu. Her şey samimiyetten ibaretti. Gece sonuna doğru kalkacakken “Bir Türk kahvesi yapmamı ister misin?” diye sorunca hayır diyemedim. O an kısa bir sessizlik oldu; ben televizyona bakar gibi yaptım ama aklım sürekli onda, avuçlarımın arasına almak istediğim elindeydi neredeyse.

Kahveler geldiğinde, koltukta biraz daha birbirimize yakın oturmuş bulduk kendimizi. Ebru’nun kahkülleri yana düşmüştü. Çok doğal ve savunmasız bir hali vardı. Hafif bir sessizlik oldu; gözlerini bana dikti ve hafif kısılmış bir sesle “Çok huzurlu bir gece oldu, değil mi?” diye sordu. O an, içimde bir şeyler kıpırdamaya başladı, ama kendimi tutmaya, başımı derde sokmamaya çalışıyordum.

Ebru birden “Şu sıralar kendimi çok iyi hissetmiyorum,” dedi, “Yakınlık insanın gerçekten ruhunu iyileştiriyor.” O an, elimi onun elinin üstüne koyup koymamayı düşündüm. Ellerim titremesin diye bardağı sıktım. Cesaret edemedim önce. Ebru bu kararsızlığımı anladı gibi; hafifçe bana yanaştı. “Sen de benim gibi hissediyor musun bu akşam?” dedi kısık bir sesle. O soru, içimde tutmaya çalıştığım bütün duyguları bir anda serbest bıraktı.

“Neyse, artık geç oldu, kalkayım ben,” diyerek ayağa kalktım, ama tam kapıya yürürken Ebru arkamdan geldi. Bana bakarken gözlerinde bir kararlılık, arzumun yansıması vardı sanki. Kapıyı açarken bir an durdum, tam çıkacaktım ki omzuma hafifçe dokundu. “Gitmeni istemiyorum,” dedi, sesi titriyordu. Ben de dönüp ona bir adım yaklaştım. Birkaç saniyelik bir bakışma… Elleri boynuma uzandı, tenimizin arasında aniden elektrik yükseldi. Dudaklarımız birbirine değdiğinde, her şeyin normal gitmesine izin vermek istemedim artık.

İlk öpücükte, her şeyden çok doğal, çok heyecanlı bir his vardı. Ebru’nun nefesi hırıltılıydı, gözleri hafifçe nemlenmişti. Ellerim sırtına uzandı, saçlarını okşarken o da belimden sarıldı. Aramızdaki gerginlik yavaşça yerini açgözlü bir meraka, sonra hızlıca tutkulu bir yakınlaşmaya bıraktı. Dudakları ardı ardına dudağımın kenarından boynuma, oradan kulaklarıma indi. O ana kadar herhangi bir şeyi mahvetmekten korkuyordum, ama artık bunu düşünmedim.

Ebru’nun parmakları tshirtümün altına süzüldü, sırtımı sıvazlıyordu. Ben ellerimle kalçalarını kavradım, dudaklarımız aralıksız buluşuyordu. Tek kelime etmeden karşılıklı olarak salona geçtik. Orta sehpanın üstündeki ve yerdeki ne varsa kenara ittik. Ebru önümde yavaşça diz çöktü, elime dokundu ve “İstediğinden emin misin?” dedi. “Uzun zamandır bu kadar emin olmamıştım,” deyiverdim.

İlk defa başka birinin tenine dokunmanın heyecanıyla, Ebru’nun tshirtünü çıkardım. Göğüsleri belirginleşmişti, dudaklarım arasına aldım, nefesi iyice hızlandı. Ellerimle kalçalarını okşarken hafifçe titriyordu, arada bir “Devam et…” diye fısıldıyordu. Ben de onun şortunu ve iç çamaşırını yavaşça çıkardım. Ebru’nun tenine dokunmak, kokusunu almak, onu parmaklarımın ucunda hissetmek dengesiz bir heyecana dönüştü.

Bir ara kafasını geriye atıp gözlerimin içine baktı. “İlk defa kendimi bu kadar rahat hissediyorum,” dedi. Ben de bütün gerginliğimi, şüphemi bırakıp tüm benliğimle Ebru’ya dokunmaya başladım. Parmaklarım hızlandıkça onun nefesi değişti, inledi. “İçime gir artık,” dedi usulca, vücudu bana tamamen teslim olmuştu. Tüm gerilimin ardından, dizlerimizin üstünde birbirimize sarılarak sevişmeye başladık. Her hareketiyle, her inleyişiyle içimde patlayan boşluğu doldurdu sanki.

Yatak odasına geçtiğimizde odanın karanlığında sadece çıplak tenimizin sıcaklığını hissediyordum. O ana kadar Ebru’nun bedeninin her kıvrımını, kokusunu, dokunuşunu parmaklarımda ezberledim. Her birleşmede biraz daha açıldık birbirimize; sadece fiziksel bir yakınlık değil, yılların birikimi gibi bir karşılaşmaydı.

Seviştiğimiz o ilk gece tüm şehir sessizdi ama bizim bedenlerimizin arasında yankılanan sesler, sararmış eski duvarlarda bile iz bıraktı. Sonunda, birbirimize sarılıp uzun bir süre hiç konuşmadık. Ebru saçlarımı okşadı, ben alnına tutkulu bir öpücük kondurdum. Dışarıda gün ağarırken, ilk defa bir gecenin sonunda pişmanlık hissetmeden uyuyakaldım.

Şimdi düşündüğümde, o geceyi başka bir gün böyle istek ve dokunuşla yaşar mıyım bilmiyorum. Bildiğim tek şey, Ebru’yla yaşadığım o gece kendimi yeniden isteyen, yeniden hisseden biri olarak hatırlayacağım. Aramızda bir yasak yoktu belki, ama hiç böyle sıradışı bir yakınlığı bu kadar beklenmedik bir anda, bu kadar doğalca yaşamamıştım. O gecenin sıcaklığı hâlâ tenimde.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *