Üniversitede Başlayan Yasak Tutku: Arkadaşımın Ev Arkadaşıyla İlk Deneyimim

Üniversitede Başlayan Yasak Tutku: Arkadaşımın Ev Arkadaşıyla İlk Deneyimim

Ben Berke, 22 yaşındayım. İstanbul’da üniversiteye başlayalı iki sene oldu. Hayatımda ağırlıklı olarak okul, ev, arada kafede ders çalışmak gibi sıradan bir düzen vardı. Ailemle değil, üniversiteye yakın bir evde kalıyorum, odamı ise liseden beri yakın arkadaşım Emre’yle paylaşıyorum. Emre benden biraz daha dışa dönüktür, sosyal çevresi geniştir. Ben ise daha çok kendi halimde takılan birisiyim – tipim fena değil ama genelde ilk adımı bir türlü atamam, çekingenliğim var kabul ediyorum.

Her şey geçen sene Emre’nin eski ev arkadaşı Ezgi’yle tanışmamla başladı. Ezgi, Emre’nin lisede birlikte okuduğu bir arkadaş. Şehir dışından geldiği için yaz dönemlerinde ailesinin yanına gider, ama arada İstanbul’da kalması gerekince bizim evde bir iki gün kalıyor. Emre için kız kardeşi kadar yakın, benim için ise ilk başta sadece uzaktan güzel bulduğum biriydi – uzun boylu, kumral, iri gözlü… Esprili biri, konuşurken insanı yakalayabilir, güven duygusu verir. Ama açıkçası onu gördüğüm ilk andan itibaren çok daha fazlasını hayal ettiğimi fark ettiğimde biraz utandım.

Bir gün Emre bana “Ezgi pazartesi İstanbul’a geliyor, bir iki gece yine bizde kalacak. Sıkıntı olmaz değil mi?” dedi. “Tabii ki” dedim, ama içim biraz karışıktı çünkü en son kaldığında çok sohbet etmemiştik, ben de konu açayım diye kasılıp kalmıştım. Bu sefer daha rahat olmaya çalışacaktım.

Ezgi geldiği günün akşamı toplanıp yemek yapmaya karar verdik. O mutfakta çok hızlıydı; sürekli laf atıyor, Emre’yle dalga geçiyor. Ben de arada lafa giriyorum ama genelde dinliyordum. Emre işten dolayı erken uyuyacağını söyleyip odasına geçti. Ezgi’yle salonda kanepede oturduk. Bir şişe şarap açtık, klasik öğrenci evidir ya, sadece bir kadeh vardı, sırayla kullanıyorduk. Sohbetin ilerleyen saatlerinde anlatmaya başladık, eski sevgililer, saçma tarih anıları… Gelip geçerken hafifçe bana dokunuyor, kolumun üstünden elini kaydırıyor. O anda fark ettim: Kafamda kurduğumdan çok daha rahat biri. Ona bakarken kalbim bir şekilde hızlandı, göz göze geldiğimiz anlarda gözlerini kırpmadan bana bakıyordu.

“Senin hiç ciddi bir ilişkin oldu mu Berke?” diye sordu. “Oldu… ama çok kısa sürer genelde” dedim. Gülümsedi, “Neden, sıkılıyor musun kızlardan?” diye ekledi. İçimden ‘hayır, ama senden sıkılacağımı sanmam’ dedim ama yüzüne söyleyemedim. “Bilmiyorum…” dedim, “kolay bağlanamıyorum, belki de o yüzden.” O anda kolunu bacağıma koydu, “Bağlanmak için önce bir risk almak gerek sence de?” dedi. Gözüm onun parmaklarının üstünde, elleri yavaşça dizimden ayağıma doğru kayarken ne yapacağımı bilmiyordum.

İçimden deli gibi heyecanlandım ama utanç duyuyordum. Emre ile arasında bir şey olmasa da, onun yakın arkadaşı sonuçta. Kafamda ikilemler dolaşıyor: Böyle davranmaya devam etsem yanlış mı anlaşılırım? Kendimi zor tutuyorum ama Ezgi sanki benden bir hareket bekliyor gibi. O gece hiçbir şey olmadan, ikimiz de içimizde bir şey kalmış gibi uyuduk.

Ertesi gün Emre sabahtan derse gitti, ben ise günün çoğunu evde takılarak geçirdim. Ezgi öğlene doğru uyanıp mutfağa çıktı. Üzerinde sadece tişört ve şort vardı, saçları dağılmış. “Sabahın köründe kahve ister misin?” dedi. “Olur, içerim” diyebildim. Kahveleri aldı, salona geri döndü, oturdu yanıma. “Gece çok sessizdin, bir şey mi var?” diye sordu. Kendimce, “Yok ya, sadece biraz yorgundum” diyebildim. Ama aklım halen gecede, ona dokunduğum anda ne olurdu diye düşünüyorum. Aramızdaki arzu adeta elle tutulur hale gelmişti.

Kahvaltıdan sonra camı açtı, bir sigara yaktı. “Seninle daha fazla zaman geçirmek hoşuma gidiyor,” dedi biraz ciddileşerek. Bu cümleyle beraber ben iyice ateşlendim ama aynı zamanda kafam daha da karıştı. “Ya, ben de… Ama Emre ne düşünür bilmiyorum,” dedim. Bir an dalıp bana baktı, “Emin misin, Emre’nin umurunda olur mu? Sonuçta biz iki yetişkiniz,” diye cevapladı. Konu bir süre kapandı, ama ikimizin de gün boyu tedirgin ve heyecanlı olduğu belliydi.

O akşam Emre arkadaşlarıyla dışarı çıkacağını söyledi, “İsterseniz siz takılın, ben gece gelmem zaten.” O gider gitmez içimdeki baskı bir anda azaldı. Ezgi mutfakta kek yapmaya başladı, ben de yardım etme bahanesiyle yanında dolaşıyorum. Bir süre sonra kek fırında pişerken mutfak masasında oturduk. Ezgi bir anda bana döndü: “Dün gece sana dokundum, sen tepki vermedin. Korktun mu, yoksa hoşuna gitmedi mi?” O kadar net sordu ki, bir an duraksadım. “Korktum galiba… Yanlış yapıyor olur muyum diye düşündüm,” dedim. “Ben yanlış olduğunu düşünmüyorum, istiyorsan,” diye mırıldandı.

O an içimden bir cesaret geldi, elimle onun elini tuttum. Göz göze geldik, nefes alışverişimiz hızlandı. Yavaşça öne eğildim, dudaklarımız buluştu. Öpmeye başladıkça Ezgi diğer eliyle boynuma dokundu, öyle coşkulu öpüyordu ki, bütün kontrolümü kaybettim. Elim beline kaydı, tişörtünün altına parmak uçlarımla tenine dokundum. Hafifçe inledi, ağzıma dilini ciddi anlamda daldırdı, elleri gömleğimin içine girmişti.

O mutfaktan salona geçti, beni kolumdan çekerek peşine aldı ve kanepeye oturdu. Ben de yanına geçip, öpüşmeye devam ettim. Şortunu dizlerinin altına çekip, parmaklarımla iç çamaşırı üstünden kasıklarının önünü ovalamaya başladım. Nefesi daha da hızlandı. “Devam et,” diye kulağıma fısıldadı. Ellerimi iç çamaşırının altına kaydırdım, parmak uçlarım ıslaklığını hissetti. Parmaklarımla klitorisini bulup, hafifçe bastırdım, birden içini bırakıp sesli bir nefes aldı. Bana bakıp ağzını dudağıma bastırdı. Ben de tyşörtünü yukarı sıyırıp göğüslerine dokundum, her hareketimde o da vücudunu bana daha çok verdi.

Bir süre sonra şortunu tamamen çıkardı, ben de boxer’ımı hızla aşağı çektim. Onun parmakları penisimi tutup yavaşça ovuşturmaya başladı. Sonra bana bakıp yere doğru eğildi ve dilini penisimin ucuna dokundurup aşağıya doğru yaladı. Aklım uçtu, gözlerimi kapattım. Dilini birkaç kez penisimin etrafında döndürdü, bir an başını kaldırıp bana bakarak “Çok istediğimi biliyor musun?” dedi. Saçlarını okşadım, dudaklarını tekrar penisime aldı, ağzının sıcaklığı içinde kayboldum.

Bir süre sonra kendimi zor tuttum, onu kanepeye doğru yatırdım. Bacaklarını ayırıp araya girdim, parmaklarımı tekrar klitorisine değdirirken tek elimle penisimi yönlendirerek içine girmeye başladım. Bedenimle tamamen doldu, ikimiz de birkaç saniye kilitlendik. Ezgi gözlerini kısıp “Hareket etsene,” dedi neredeyse emredici bir tonla. Ona itaat ettim, yavaşça ritmi artırarak içine girip çıkmaya başladım. Elleri bedenimde, tırnakları sırtımda, bütün heyecanını vücudumda hissediyordum. O ana kadar yaşadığım en yoğun duyguydu.

Bir süre sonra hızımız iyice arttı, inlemeleri duyuluyordu. “Bitirme… Daha devam et,” dedi kısık sesle. Ben de teması bırakmadan, vücudunun her yerini öpmeye başladım. Orgasma ulaşınca titredi, bacaklarımla belimi sardı. Son anda dayanamayıp kendi boşalma noktamda ismini fısıldadım.

İşimiz bitince birbirimize sokulup bir süre sessizce durduk. Sonra Ezgi gülümseyerek gözlerimin içine baktı: “Beklediğime değdi.” O an anladım ki, baştan beri aramızda yaşanan şey sadece fiziksel değilmiş – kelimelerle anlatamayacağım bir yakınlık doğmuştu.

Ertesi sabah Ezgi gözlerinden öptü, gülerek “Bir fırsat daha çıkar mı, ne dersin?” dedi. Ben ise, hayatımda ilk kez birine bu kadar hazır hissettim. Aramızdaki sır şimdi bize ait, adı konulmamış bir heyecandı.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *