Açıkçası bunu anlatmak biraz garip geliyor ama içimde ne zamandır durduğunu da bilmiyorum. Her zaman iyi komşuluk ilişkilerini abartan biri olmadım ama son bir yıldır alt katımda oturan Elif sayesinde fikrim değişti diyebilirim. Elif benden üç yaş küçük, üniversite bittikten sonra iş bulup İstanbul’a gelmiş. İlk tanıştığımızda klasik apartman muhabbeti, “Hoş geldin, bir ihtiyacın olursa ben buradayım,” tarzındaydı ama zamanla daha sık karşılaşır olduk. Doğrusu, ilk başlarda bende merak uyandırmadı desem yalan olur.
Yalnızlığın, İstanbul’da insanın üstüne ağırlık gibi çökmesinin ne demek olduğunu iyi bilirim. Akşam işten eve dönüp aynı dört duvar arasında elimde kumanda avarece gezerken Elif’in sıcak bir iyilikle kapımı çalması, bazen bir tabak dolması, bazen de “Elektrik süpürgesi fişini ver misin?” demesi hoşuma gitmeye başladı. Önce ufak tefek şeyler konuşuyorduk ama ne zaman ki, geçtiğimiz ay bir akşam yorgun argın eve döndüğümde kapımı çaldı ve elinde iki bardak çay vardı. “Bir sorun var mı? Bugün biraz keyifsizsin,” dediğinde farkettim, bu kızın bana karşı bir yakınlığı var, hem de sıradan bir dostluğun ötesinde.
Hikayede geçen kişi ben, adım Kerem, otuz yaşındayım. Yalnız yaşıyorum, işim ve hayatım düzene girmiş gibi görünüyor ama hani içimde bir boşluk hâlâ var ya, onun adı Elif olabilir.
O gece birlikte balkonda otururken hava oldukça sıcak, gece de gece. Elif’in ince kumaştan tişörtünün altındaki çizgileri görebiliyordum. Laf lafı açtı. Konuşurken zaman nasıl geçti anlamadık. Sonra konu, ilişkilerden açıldı; Elif son birkaç yıldır sevgilisi olmadığını söyledi. “Denedim ama sanırım fazla beklentim var ya da… doğru kişiyi bulamadım.” dedi ve gözlerini kaçırdı. Gülümseyerek “Bazen doğru kişi burnunun dibindedir de sen fark etmezsin,” dedim. Cevap vermedi ama yanakları hafifçe kızardı.
Ertesi gün bir şekilde telefonu düştü, tam ekranı çatladı. Tesadüfen o an eve geliyordum. Beni görünce çekine çekine “Kerem abi, teknik işlerden anlar mısın? Telefonum kırıldı, ekranı değiştirmem lazım, yardımcı olur musun?” dedi. Birlikte internette ekranı aradık, sipariş verdik. İşte o an, beraber masada otururken, ellerimiz birkaç defa dokundu. Nedense elimizi hemen çekmedik, sanki o temasın verdiği hissi ikimiz de içten içe beğeniyorduk.
Aramızdaki çekim gittikçe artıyordu ama ben bir türlü ilk adımı atamıyordum. Acaba ona yanlış bir sinyal mi veriyorum, yoksa o mu bana öyle yaklaşıyor diye kafam karışıktı. Zaten aramızda öyle tipik bir flört durumu yoktu. Bazen birdenbire samimi bir bakış oluyor ama hemen ardından ikimiz de konuyu değiştiriyorduk. Belki de sadece dost kalmamız gerekiyordu. Birkaç hafta kararsız, bir ileri bir geri tavırlar sergiledik. Ben içten içe Elif’in bana gelmesini istesem de, taşın altına elimi koyamıyordum.
Sonra bir cuma akşamı, dışarıya çıkacak bir halim yoktu. Elif mesaj attı: “Film izler miyiz, patlamış mısır bende.” Cevabım belliydi. Akşam üzeri elinde mısır tenceresi ve koca bir poşet abur cuburla geldi. Üzerinde tayt vardı ve salaş bir tişört, makyaj yoktu. Saçlarını bile toplamamıştı. Bu rahatlık, bana sanki evimden biriymiş hissi veriyordu.
Filmi başlattık. Uzun süredir bir kadınla bu kadar yakın oturmamıştım. Yan yana kanepeye uzandık. Filmin ortasında birden, hafifçe üzerime yaslandı. Sözde yorgundu, başını omzuma koydu. O an bütün kaslarım gerildi. Elimi yavaşça omzuna attım, tepki vermedi, aksine daha da sokuldu. “Rahat mısın?” diye fısıldadım kulağına. “Böyle gayet iyi,” dedi, yüzünde hafif bir tebessümle.
Afalladım, çünkü işler yavaşça o noktaya kayıyordu. Elimi ensesinden aşağı kaydırdım, ince saç tellerini parmaklarımda hissettim. Sonra göz göze geldik. “Kerem,” dedi fısıltıyla, “Bunu istiyor musun gerçekten?” O kadar zamandır beklediğim bu yakınlığın ucunda hâlâ tereddüt vardı. “İstiyorsan sadece dost kalabiliriz,” dedi, gözlerinde ciddiyetle. Dolaptaki buz gibi sudan büyük bir yudum alıp bir nefes bırakır gibi söyledim: “Daha fazlasını istiyorum Elif, çok daha fazlasını…”
Bunun üzerine başını göğsüme yasladı, bir süre sessiz kaldı. Sonra bir anda dudaklarımla dudakları buluştu, ben başlatmadım. Önce usulca, hafif hafif öpüşmeye başladık. Nefesimizin hızlanmasını ikimiz de fark ediyorduk. Göğsüme yaslanan bedenini yavaşça kanepenin üzerine çevirdim. Eli göğsümden koluma, oradan boynuma kayarken parmaklarıyla tenimin üzerinde dans etti. O an, sanki tüm apartman susmuş, dışarıdan gelen seslere kulaklarımız tıkanmış gibiydi.
Elif’in bedenini ilk defa bu kadar yakından hissettim. Boynunu öperek başladım, titreyen nefeslerinden nasıl etkilendiğini anlayabiliyordum. Ellerim yavaş yavaş göğüslerine ilerledi. Üzerindeki tişörtün kumaşı elimin altında ısınmaya başladı. Elif önce biraz çekimserdi, elleriyle belimi sarmış, beni kendine yaklaştırıyordu ama vücudunu tamamen bana bırakmamıştı. “Bunu ilk kez yapmıyoruz ama sanki her şey çok yeni,” diye fısıldadım. Hafif gülerek “Çünkü çok farklısın, Kerem. Uzun zaman sonra birine bu kadar dokunmak istedim,” dedi. Sözleri kafamı iyice karıştırmıştı; çünkü birlikte olmaya bu kadar az kalmışken hâlâ biraz gergindi.
Yavaşça tişörtünü sıyırdım, sütyeninin içindeki göğüsleri elimin altında sertleşmişti. Dudaklarımı boynundan aşağıya kaydırdım. Elif derin bir nefes çekti. O sırada ellerimi saçında hissetmek, kasıklarımı iyice sertleşmiş hissettiriyordu. Onun bana dokunuşları, heyecanımı tavan yaptırdı. Bir süre dudaklarımız birbirinde gezindi, nefeslerimiz birbirine karıştı. Elif, “Biraz yavaş olalım, tamam mı?” dedi, cevap vermek yerine göğüslerini öperek devam ettim. Ellerimle belini kaldırdım, taytını aşağı çektim. İç çamaşırını çıkarmadan önce bana baktı, “Gerçekten istediğinden emin misin?” diye bir kez daha sordu. Bu kararsızlığa rağmen, vücudu istemekten çoktan fazlasını söylüyordu.
İç çamaşırını çıkardığımda gözlerindeki ateşi görebiliyordum. Parmaklarım arasından tenini ıslak ve sıcak hissettim. Yavaşça parmaklarımı arasına aldım, Elif kısık bir sesle “Dur… çok hassasım şu an,” dedi. Ama duramadım. Dudaklarım kasık çizgisine doğru inip orada biraz oyalanınca kalçalarını bana doğru itti. Dilimle klitorisini bulduğum anda bütün vücudu titredi. Bir elini saçıma, diğerini kanepeye geçirdi. Kısa süre sonra kasığında ritmik dalgalarla inleyerek boşaldığını hissettim. Nefesi hâlâ düzensizdi, yüzü hafif terlemişti.
Bir an ortamdan uzaklaşıp göz göze geldik. Elif hafif boğuk bir sesle, “Sıra sende,” dedi ve üzerimdeki tişörtü çıkarmama yardım etti. Pantolonumu açtı, iç çamaşırımı aşağı indirdi. Sertleşmiş penisimi eline aldı ve önce yavaşça okşadı. Sonra dilini ucundan başlayıp aşağıya doğru gezdirdi. O an bugüne kadar yaşadığım en gerçek, en dürüst temastı. Dudaklarının sıcaklığı, elinin temasıyla birleşince nefesimi zor tuttum. Sonra üzerine oturdu ve cinsel organlarımız birbirini buldu. İlk hareketlerinde ikimiz de usulca ve yavaş hareket ettik, sanki her adımda birbirimize alışmaya çalışıyorduk. Sonra ritmimiz hızlandı, Elif başını arkaya atıp inlerken ben de ellerimle kalçasını kavrayıp ona hareket verdim. Birlikte doruğa ulaştığımızda koltuğun üzerinde zaman durmuş gibiydi.
Bir süre öylece birbirimize sarıldık. Elif hafifçe gülerek, “Sanırım komşuluk ilişkilerimiz bir üst seviyeye çıktı,” dedi. Ben de ona gülerek karşılık verdim. İşte böyle başladı bizim hikayemiz, sıradan bir apartman akşamından doğan en gerçek, en yakın çekimle…