Ofiste Gizli Bir Gece: Yasak Tutkunun Kıyısında

Ofiste Gizli Bir Gece: Yasak Tutkunun Kıyısında

Her şeyin başlangıcı olan o cuma akşamı, iş yerinde herkesin yavaş yavaş çıktığı o sessiz anlardan biriydi. Ben, Barış, 29 yaşında, beş yıldır bu şirkette finans departmanında çalışıyorum. İşlerin yoğunluğu ve şehir hayatının koşturmacası arasında özel hayat diye bir şey kalmamıştı neredeyse. O akşam, şirkette birkaç kişi dışında kimse kalmamıştı. İçimde tuhaf bir huzur vardı, sanki bir şey olacakmış gibi, ama ne olduğu belli değildi. Belki de o günün diğerlerinden farklı olduğunu hissettiren şey, Ece’yle aramızda son zamanlarda giderek artan o bakışmalar, küçük dokunuşlardı. Ece, 27 yaşında, şirketin insan kaynakları uzmanı, bir yıldır burada. Gözlerinde hep bir parıltı, konuşmalarında belli belirsiz bir samimiyet vardı ama bugüne kadar hiçbir şey açıkça konuşulmamıştı.

O akşam herkes bir bir odasını terk ederken, ben ofisin mutfağında bilgisayarımı kapatırken Ece içeri girdi. Elinde iki kahve vardı; “Uzun bir mesaiye benziyor, biraz enerjiye ihtiyacımız var sanırım” dedi. O an, küçük ofis mutfağı sanki farklı bir yere dönüşüverdi. Kahveleri aldık, yan yana oturduk. Nefes alışlarımız bir anda hızlandı mı, yoksa ben mi öyle hissetmiştim bilmiyorum. Sohbet sıradan başladı, hafta sonundan, projelerden bahsettik. Ama bir noktadan sonra şöyle dedi:

– Son zamanlarda ofiste kaldığımızda hep aynı saatlerde gidiyoruz, farkında mısın?
– Farkındayım, dedim.
– Bu kadar sık görüşmeye başladık, bence şans eseri değil.

Bir anlığına içime bir çekingenlik, bir kararsızlık çöktü. Konuşurken onun gözlerine bakamıyor, ellerimle oynuyordum. O ise kahvesinden küçük yudumlar alıyor, bana bakıyordu.

Dürüst olmak gerekirse, onu hep çekici bulmuştum. İş yerinin kuralları, “ofiste ilişki yaşanmaz” kuralı, ve bir de onun ciddi görülen tavırları yüzünden hep kendimi frenlemiştim. Fakat o an, birbirimize fazlasıyla yaklaştığımızı hissettim. Ece bir an durup derin bir nefes aldı.

– Barış, ben… Cesaretim yoktu şimdiye kadar, ama buradayız sonuçta. Seninle ilgili hislerim var, o yüzden böyle davranıyorum. Hani sadece arkadaş kalmak istemiyorum artık, dedi.

Sanki içimde bir kilit açılmıştı. Uzun bir süredir bastırdığım arzularım, heyecanım bir anda ortaya çıktı ama yine de bir çekincem vardı. “Ece, ben de hissediyorum. Ama ya işler karışırsa? Ya yanlış anlarsak, ya ofiste duyulursa?” dedim.
Ece yavaşça başını salladı. Onun da içinde bir endişe vardı. Ama sonra bana daha da yaklaştı, elini elime koydu.
– Belki bu geceyi sadece bizim gecemiz yaparız. Yarın ne olur, sonra bakarız, dedi.

Artık elimde tüm mazeretler tükenmişti ama yine de gerilim doruktaydı. O birkaç saniye bana saatler gibi geldi. Kafamda “yapma”, “işini riske atma”, “ya pişman olursun” gibi cümleler yankılandı. Ama Ece’nin eli, sıcaklığı, sesinin titremesi… Orada, o loş ofis mutfağında, bir anda yalnız hissetmedim.

O an birden gülümsedim;
– Bir adım atarsak geri dönüş olmayacak, dedim.
Ece; – O adımı atmaya razıyım, dedi.
Birbirimize biraz daha yaklaştık, nefesimizin sıcaklığını hissediyordum. Yavaşça başını eğdi, dudaklarıma dokundu. O öpücük başımı döndürmeye yetmişti bile. Neredeyse üç-dört kere temas etmekten kaçınmıştık, şimdi ise dudaklarımız birbiriyle bütünleşmişti.

Öpüşmekten başımızı alamıyorduk, ellerimiz birbirimizin vücutlarında dolaşmaya başlamıştı. O an tempolu nefeslerimiz, içimize biriken gerilimi boşaltıyordu. Ece iş yerinde gömlek ve etek giyiyordu, ben ise klasik pantolon gömlekle duruyordum. Ellerim, yavaşça onun sırtında, belinde gezindi. Ece yavaşça;
– Biraz daha yalnız olabileceğimiz bir yerde mi olsak? dedi.

Yürüyerek boş toplantı odasına girdik, içeride hafif bir ışık vardı. Kapıyı kilitledik. O an heyecandan kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Birbirimize baktık; o kadar hızlı gelişmişti ki her şey, ama aynı zamanda ağır çekimde gibiydik.

Önce ellerimiz birbirimizi keşfetmeye başladı. Ece, gömleğimin düğmelerini açarken hızlanıyordu. Ben de onun saçlarını okşadım, boynunu öpmeye başladım. Dudaklarının tadı, teninin kokusu… O kadar gerçek, o kadar tahrik ediciydi ki, uzun zaman sonra ilk defa bu kadar çok istemiştim bir kadını. Elim eteğinin altından yukarı kayarken titriyordu.

– Barış… Bunu gerçekten istiyor musun? diye sordu Ece, gözleriyle bana bakarken.
Başımı salladım, nefesim hızlanmıştı artık.
– Şu an başka hiçbir şey istemiyorum, dedim.

Eteğinin altındaki iç çamaşırını parmaklarımla sıyırırken, o da benim gömleğimi tamamen çıkardı. Vücudumuz birbirine değdikçe, o an ortamın soğukluğu kalmadı. Ellerimle onu yavaşça masaya oturttum. Ece de beni kendine çekti, dudaklarımız tekrar birleşti.

Bedenlerimiz artık tamamen yakınlaşmıştı. Ece, eteğini iyice yukarı çekti. Ellerimle kalçalarını kavrayıp bacaklarını iki yana açtım. O an etrafta duyulursa korkusuyla biraz yavaş, biraz da içgüdülerime yenik, yavaşça bacaklarının arasına girdim. Elimdeki zevk dalgası, ona dokundukça arttı. Ece de hem utangaç, hem de cesurdu. “Çok istiyorum seni, Barış” dediği an, başımı eğip boynuna öpücükler kondurdum.

Daha fazla bekleyemezdim; uzanıp dudaklarına tekrar tekrar saldırırken, ellerim göğüslerini kavradı. Ece, başını hafifçe arkaya atıp inlediğinde, adeta iş yerinde değil, başka bir dünyadaydık. Seksin o yasak ve gizli hali, ikimizi de daha çok tahrik ediyordu. Yavaşça pantolonumu indirdim, çamaşırımı da çıkardım. O sırada Ece bana bakıp gülümsedi, parmaklarıyla beni tuttu, sesi titriyordu.

– Devam et… Daha fazla bekletme, dedi.

Bacaklarının arasına girdim, bir anda vücudumun tamamı onunla bütünleşti. İçeri girerken ikimiz de derin nefesler aldık. Ofisin sessizliğinde, derin nefeslerimiz, tutkuyla karıştı. Yavaş hareketlerle başladık, sonra hızımızı arttırdık. Ece’nin uzanmış hali, inlemeleri, vücudumun her yerine değen dokunuşlarıyla tamamen deliye dönmüştüm. Onun sıcaklığının içine girip çıkarken, kendimi kaybettim. Masanın üstünde, ellerimle onun kalçalarını kavrayıp, her hareketimde daha çok hissediyorduk birbirimizi.

Ece’nin sesi titriyordu;
– Barış… sakın durma, dedi.
Temposunu arttırıp, içimdeki bütün bastırılmış arzuyla ona sarıldım. Son hamlede dudaklarından bir öpücük aldım, birlikte zirveye ulaştık. Birkaç saniye o şekilde sarılıp, sessizce birbirimize baktık.

Hiçbir şey söylemedik başlarda, nefesimiz düzelene kadar sustuk. Sonra Ece gülümseyerek;
– Bu geceyi hep hatırlayacağım, dedi. Ben de “Ben de… bundan sonrasına nasıl devam edeceğimizi bilmiyorum ama asla pişman değilim” dedim. Ece, saçlarımı okşayıp yanağıma bir öpücük kondurdu.

O gece bitmişti ama aramızda başlayan o şey, artık geri dönülmezdi. O yasak, heyecan ve tutku, bundan sonra ofise her gelişimde içimde bir kıpırtı, gecenin bir özlemi olarak yer edecek.

O an anladım ki; bazen en büyük kararları, en tutkulu anlarımızda veriyoruz. Fırtına gibi gelen o zevk, gelecekte ne olursa olsun, asla unutulmayacak bir geceye dönüşmüştü.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *