Ofise yeni gelen proje müdürü Cem, benim monoton hayatıma adeta bir bomba gibi düşmüştü. Otuzlu yaşlarının ortalarında, uzun boylu, yapılı ve o esmer teniyle, sanki dergilerden fırlamış gibiydi. En çok da o kahverengi gözleri ve hafif kirli sakalları dikkatimi çekmişti. Evliydim, mutlu bir evliliğim vardı, yani öyle sanıyordum. Ama Cem’i gördüğüm an, içimde uzun zamandır uyuyan bir şeyler uyanmıştı.
İlk toplantımızda, Cem’in o kendinden emin duruşu, bilgisi ve esprileriyle herkesi etkilediğini gördüm. Bana baktığında gülümsedi, o an kalbim bir ritmi kaçırdı sanki. “Merhaba, ben Cem. Sanırım birlikte çalışacağız,” dedi, sesi kalın ve etkileyiciydi.
“Aslı ben,” dedim, elimi uzatırken. Elim titriyordu. “Memnun oldum.” El sıkıştığımızda, teninin sıcaklığı içime işlemişti. O gün, masama döndüğümde, elimde sadece kalem tutmakla kalmadım, aynı zamanda zihnimde Cem’in görüntüsüyle savaşmaya başladım.
Sonraki haftalar, Cem’le daha sık etkileşimde bulunmaya başladık. Projelerimiz kesişiyordu ve sürekli fikir alışverişi yapıyorduk. Onun odasına her girdiğimde, içimde garip bir heyecan oluşuyordu. Bir keresinde, bir sunum üzerinde çalışırken, o bana yaklaşmış, kolu omzuma değmişti. O an hissettiğim elektrik, günlerce aklımdan çıkmadı.
“Aslı, bu grafik çok iyi olmuş,” dedi, sesi kulağıma fısıltı gibi geliyordu. “Gerçekten yeteneklisin.” O iltifat, beni hem utandırmış hem de gururlandırmıştı. Utangaçça gülümsedim. O an, odadaki diğer her şey silinmişti. Sadece biz vardık.
Bir cuma akşamı, mesai bitiminden sonra, ofiste sadece ben ve Cem kalmıştık. Yoğun bir haftayı geride bırakmıştık ve herkes kaçarcasına gitmişti. Ben de toparlanıyordum. O sırada Cem’in sesi duyuldu.
“Aslı, bir kahve içmek ister misin? Yoğun bir haftaydı, biraz mola verelim.”
Teklifine şaşırmıştım. “Aslında tam çıkıyordum ama… neden olmasın?” dedim. Kalbim yine hızla atmaya başlamıştı. Sanki bu bir başlangıçtı, ama neyin başlangıcı olacaktı, bilmiyordum.
Mutfakta kahvelerimizi hazırlarken, sohbetimiz daha kişisel bir hal almaya başladı. Çocukluğumuzdan, hayallerimizden, hayal kırıklıklarımızdan bahsettik. Cem, hayatının bazı detaylarını benimle paylaşırken, ona karşı olan ilgim daha da artıyordu. Samimi ve içtendi.
“Peki, Aslı,” dedi, kahvesinden bir yudum alırken, “senin hayallerin neydi? Ofis hayatının dışında neler yapmayı seversin?”
Gülümsedim. “Aslında eskiden resim yapardım. Ama sonra hayatın koşuşturmacası içinde kayboldu gitti.”
“Yazık,” dedi, gözlerini gözlerime dikerek. “Yeteneklerini böyle harcama bence. İnsan sevdiği şeyleri yapmalı.” Bakışları o kadar derin ve anlamlıydı ki, içimi ısıtmıştı.
O an, aramızdaki çekimin sadece iş arkadaşlığı olmadığını anladım. O çekim, elle tutulur, hissedilir bir şeydi. Konuşmalarımızda alt metinler vardı, bakışlarımızda gizli anlamlar. Bu durum, hem beni korkutuyor hem de müthiş bir heyecan veriyordu.
Bir süre sonra, kahvelerimiz bitince, Cem bana yaklaştı. “Aslı, sana bir şey söylemek istiyorum,” dedi. “Seninle çalışmak… çok farklı. Bana ilham veriyorsun.”
Yanaklarım kızarmıştı. “Teşekkür ederim, Cem,” dedim fısıltıyla. “Sen de öyle.”
Gözleri dudaklarıma kaydı. O an, dünyanın durduğunu hissettim. Kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. Ne yapacağımızı ikimiz de bilmiyorduk, ama o gerilim, o arzu, odadaki havayı elektrikle doldurmuştu.
O akşamdan sonra, ofisteki her anımızda, aramızdaki o görünmez ama hissedilir bağ daha da güçlendi. Bakışmalarımız uzadı, dokunuşlarımız tesadüften çıktı. Bir gün, yine mesai bitiminde, herkes gitmişti. Cem’in odasına gittim, bir belge imzalatmak için.
Kapıyı çaldım, “Cem, müsait misin?” dedim.
“Gel Aslı,” dedi, sesi her zamankinden daha yumuşaktı.
İçeri girdiğimde, masasında oturmuş, bana bakıyordu. Oda loştu, sadece masasının lambası yanıyordu. İçerisi sıcak ve boğucuydu. Elindeki kalemi bırakıp ayağa kalktı. Yavaşça bana doğru yürüdü.
“Aslı,” dedi, sesinde bir fısıltı vardı. “Artık dayanamıyorum.”
Ben de ona doğru yürüdüm, içimdeki tüm dirençleri bir kenara bırakmıştım. Sanki bir manyetizma vardı aramızda. “Cem,” diyebildim sadece, sesim zorlukla çıkıyordu.
Aramızdaki mesafe kapanmıştı. Elini uzattı ve yavaşça yanağımı okşadı. Dokunuşu nazikti ama içimi cayır cayır yaktı. Gözleri o kadar yoğundu ki, nefesim kesildi. “Seninle ilk tanıştığım günden beri,” dedi, “aklını başımdan aldın.”
O an, içimdeki tüm bastırılmış arzular patlak verdi. Artık kaçmak ya da direnmek istemiyordum. Onun kollarına kendimi bırakmak istiyordum. “Sen de benim,” dedim, sesim titriyordu.
Daha fazla dayanamayarak, beni kendine çekti. Dudaklarımız birleşti. O öpüşme, uzun zamandır beklediğim, hayalini kurduğum bir şeydi. Tutkulu, derin ve içten. Vücudumu saran o sıcaklık, beni adeta eritmişti. Elleri belimi kavradı, beni kendine daha da çekti. Artık aramızda hiçbir boşluk kalmamıştı.
“Aslı,” diye fısıldadı dudaklarımın arasından, “bunu ne kadar zamandır istiyordum, bilemezsin.”
Ben de onun saçlarına yapıştım, parmaklarımı aralarına daldırdım. “Ben de Cem, ben de…”
O an, ofisin soğuk duvarları arasında, iki beden, birbirine kenetlenmiş, yasak bir arzunun ateşinde yanıyordu. Bedenlerimiz birbirine sürtünürken, her dokunuşta, her öpüşte aramızdaki elektrik daha da artıyordu. Giysilerimiz engel olmaya başlamıştı. Cem, yavaşça elini gömleğimin düğmelerine götürdü ve tek tek açmaya başladı. Her düğme açıldığında, içimdeki heyecan bir kat daha artıyordu. Gömleğimi omuzlarımdan aşağı sıyırdı ve sutyenimin üzerinden göğüslerime bir öpücük kondurdu. “Çok güzelsin,” diye mırıldandı.
Sutyenimi de çıkardığında, göğüslerim onun ellerine doldu. Parmakları tenimde gezinirken, küçük bir inilti kaçtı ağzımdan. Başını eğdi ve bir göğsümün ucunu ağzına aldı. O an hissettiğim haz, beni adeta baştan çıkardı. Belim istemsizce büküldü, kendimi tamamen ona bırakmıştım.
Cem, beni yavaşça masasına oturttu. Eteğimi yukarı sıyırdı, eli bacaklarımdan yukarı doğru tırmandı. Her dokunuşu, içimde bir yerleri daha da alevlendiriyordu. Pantolonunu açmaya başladığımda, gözlerinde o vahşi arzu belirdi. Artık geri dönüş yoktu. İkimiz de bu anın getirdiği tutkuya teslim olmuştuk. O an, ofis, iş, sorumluluklar… hepsi silinmişti. Sadece Cem ve ben vardık. Yasak bir ateşin içinde yanıyorduk ve bu ateşte yanmaya razıydık.
Cem, beni masaya doğru itti ve etekliğimi tamamen sıyırdı. İç çamaşırımın üzerinden kasıklarımı okşarken, içimde kelebekler uçuşuyordu. “Çok güzelsin, Aslı,” diye fısıldadı, sesi boğuk çıkıyordu. “Seni o kadar çok istiyorum ki.”
Ben de onun pantolonunu indirdim. Sertleşmiş erkekliğini gördüğümde, içimdeki arzu daha da büyüdü. Elimi uzattım ve onu avuçladım. Cem’in ağzından bir inilti kaçtı. Başını geriye attı, gözleri kapalıydı. O an, ben de kendimi tamamen ona bırakmıştım.
Cem, beni kucağına aldı ve masanın üzerine yatırdı. Bacaklarımı beline doladım. Artık giysilerimiz aramızda bir engel değildi. O, yavaşça içime girmeye başladığında, acıyla karışık bir zevk dalgası tüm vücudumu sardı. Uzun zamandır hissetmediğim bu his, beni adeta kendimden geçirmişti.
“Cem,” diye inledim, “daha hızlı.”
O da beni dinledi. Ritmimizi hızlandırdı. Her içeri girişiyle, içimdeki boşluk doluyor, her dışarı çıkışında ise yeniden dolmak için can atıyordum. Tenimizin birbirine çarpma sesi, odadaki tek sesti. Nefes nefese kalmıştık.
Cem’in dudakları boynumda geziniyor, kulak mememi emiyor, her dokunuşuyla beni çıldırtıyordu. “Aslı, sen bir afet gibisin,” diye fısıldadı. “Beni mahvediyorsun.”
Ben de onun sırtını tırmalıyor, kaslı bedenine sıkıca sarılıyordum. Gözlerimi kapattım ve kendimi tamamen bu ana bıraktım. Düşünmek yoktu, pişmanlık yoktu, sadece anın getirdiği o yoğun zevk vardı. Titremeye başladığımı hissettim. Cem de bunu fark etmişti. Ritmini daha da hızlandırdı.
Sonunda, ikimiz de doruklara ulaştık. Vücudum kasıldı, titredi ve içimden sıcak bir akıntı geçti. Cem de benimle birlikte boşaldı, içime dolan sıcaklık, beni adeta kendimden geçirmişti. Yorgun ama mutlu bir şekilde, onun üzerinde uzanmıştım. Nefeslerimiz hala hızlıydı.
Bir süre öyle kaldık, sessizliğin ve tatminiyetin keyfini çıkararak. Sonra Cem, beni kucağından indirip yanıma uzandı. Saçlarımı okşarken, “Bu… inanılmazdı,” dedi.
Gülümsedim. “Evet,” dedim, “inanılmazdı.”
O geceden sonra, ofisteki ilişkimiz asla eskisi gibi olmadı. Aramızdaki gerilim, yerini daha derin, daha tutkulu bir bağa bırakmıştı. Her bakışımızda, her dokunuşumuzda o geceyi hatırlıyor, içimizdeki yasak ateşin hala yandığını hissediyorduk. Bilmiyorduk nereye gidecekti bu durum, ama şimdilik, bu gizli aşkın tadını çıkarıyorduk.
Aşk Ateşi