Ev Arkadaşımla Paylaştığım Sıcak Gece

Ev Arkadaşımla Paylaştığım Sıcak Gece

Üniversitede okurken hayat pahalı olduğundan, eve bir ev arkadaşı almak kaçınılmaz olmuştu. O yıl ilanı açmadan, zaten tanıdığım birini davet ettim: Bora. Liseden sınıf arkadaşımdı ama farklı bölümlerdeydik, bir türlü yakın olamamıştık. Yani hem yıllardır tanıyor, hem de adamakıllı tanımıyor gibiydim onu. Boyu uzun, yüzü temiz bir çocuktu, bakınca insanın içine garip bir merak bırakan o sessiz hallerinden vardı. Açıkçası eve taşınmasına kadar, ona dair aklımda başka hiçbir düşünce yoktu.

Bora taşındıktan sonra aslında onun bana hiç anlattığı biri olmadığını fark ettim. Okuldan gelince bazen mutfakta üstü çıplak dolaşırdı, saçları hep hafif ıslak, kulaklarında müzik olurdu. Beraber akşam yemeği yapmaya başladık, bazen elini kolunu fazla sallardı, hatta bir defasında mutfağı süpürürken pantolonu epey aşağı inince, kalçasına biraz fazla dikkat ettiğimi de fark etmiştim. O an içimden bir şeyler kıpırdadı ama kendime “o benim eski arkadaşım, bu saçma!” deyip, konuyu değiştirdim.

Bu garip his bir süre havada kaldı. Haftalar geçtikçe aynı evde yaşama sınırları çözülmeye başladı; gece geç vakit mutfakta bir bardak su içerken birbirimize rastlıyorduk, bazen film izlerken fark etmeden kanepede yakınlaşıyor, bacaklarımız dokunuyordu. Kulaklarımda sürekli bir uğultu, içimde bir sıcaklık… Arada bana “ya senin eski sevgilin ne yaptı?” diye sorardı, bakışları bazen yüzümde, bazen göğüslerimde gezinirdi ama asla ileri gitmezdi. Ben de sorularımı kısıtlı, bakışlarımı hızlı tutuyordum.

Bir akşam eve geldim, yağmurlu bir gündü. Sırılsıklam ıslanmış, üstümdekileri hızlıca çıkardım ve direkt duşa girdim. Çıktığımda koridorda Bora’yla burun buruna geldim. Üstümde sadece ince askılı bir atlet ve şort vardı. Gözleri ilk defa gözlerime değil, belli etmeden göğüslerime kaydı. O an vücudumdaki tansiyon tavana vurdu.

“Odalara bakıyordum,” dedi. “Sana da kahve ister misin, yapıyorum.”
“Olur,” dedim. Utanmıştım ama geri adım atamadım. Mutfağa geçtim, ocağa yaslandım. Bora karşıma oturdu, bana kahveyi uzatırken tırnaklarını hafifçe elime değdirdi.

“İyi misin?” dedi, sesi biraz ciddileşmişti. “Hani… böyle düşünceli gibisin.”
Bir an gözlerini kaçırdım. “İyiyim ya, sadece biraz yorgunum.”

Bora gülümseyip bana bakmaya devam etti. O an, ilk defa göz göze kaldık ve bakışlarında net bir şey vardı: Beni düşündüğü belliydi. Yani, bu bakışta cinsellik de vardı, merak da. O an kalbim hızlandı, ama ne söyleyeceğimi bilemedim.

Bir şey diyecek oldum, sustum. Havadaki gerilim hiç olmadığı kadar yoğundu. Kahvemi bitirdim, mutfağı toplamaya başladım. Arkama yaklaşıp bulaşık süngerini aldı. Elimiz yine değdi. Aniden, omzunda sıcak nefesini hissettim. O anda dönüp yüzüne baktım.

“Bora, iyi misin? Bana bugün garip bakıyorsun,” dedim, sesim titredi. Kendi sesimden utanmış, gerilmiş ve içten içe heyecanlanmıştım.

“Sen bana hep güzel bakıyorsun,” dedi. Gözleri dolu doluydu. “Bazı şeyleri çok uzun süre bastırdım galiba. Ama tutmak zor geliyor.”

Bir anlık delilikle, “Neyi tutmak?” dedim.

Gözleri dudağıma gitti. Bir şey demeden uzandı ve boynuma hafifçe dokundu. Sırası gelen bir elektriklenmeydi bu; neo çekilmek, ne kalmak istiyordum. Ama aynı anda her şeyi yaşamak istedim.

Ellerim istemsizce beline dokundu. O an aramızda kimse yoktu. “Yapma, sonra pişman olmayalım,” dedim, ama sesim kararsızdı. Bora yaklaşmaya devam etti.

“Pişman olacaksak, yaşayalım en azından,” diye fısıldadı kulağıma.”””

Kafamda “bu saçma, bu yanlış, bu gereksiz” diye geçen cümleler, bedensel yakınlık arasında silikti. O anda ne olduğunu anlamadan, dudaklarıma yapıştı. Başta yavaş, tedirgin… Sonra beni duvara yasladı, elleri tişörtümün altına kaydı. İlk defa öyle dokunulmaya izin verdim, vücudumun seğirdiğini hissettim.

Diliyle boynuma inince, istemsiz ağzımdan bir inleme çıktı. “Gitme, daha önce böyle olmadı,” desem de, kelimeler yarım, anlıktı.

Bora’nın elleri ince askılı atletimin eteğine doğru kaydı. Şortumun ipini çözdü, parmaklarını yavaşça iç çamaşırıma değdirdi. İçimden bir huzursuzluk dalgası geçti, heyecanla karışık bir tedirginlik. “Dur, biri gelebilir…” dedim, ama evde yalnız olduğumuzu biliyordum.

Bora bir an başını kaldırdı, nefesini yanaklarımda hissettim. “İstemiyorsan dururum,” dedi. Ama ben o an “Gitme,” diye fısıldadım. Ellerimle sırtını kavradım, aramızdaki teksir gerilimi kopmuştu.

Mutfağın ışığında, şortumu dizime sıyırdı; iç çamaşırımı aşağı indirdi. Bora yere çömeldi, elleri sıcak, ıslak ellerini bacak aramda gezdirdi. Parmaklarımla masanın kenarına tutundum. İlk anda, hafif bir ürperti vardı ama vücudum dayanamıyordu. Dilini o hassas yerime değdirince hafifçe titredim, nefesim duraksadı. Yavaşça diliyle tümünü yaladı, parmaklarıyla da hızlandırmaya başladı.

Bir yandan “yapma, duyarlarsa?” diye içimden geçiriyorum ama ağzımdan sadece inlemeler çıkıyordu. Bora dudaklarının arasına aldı, dudaklarım karıncalanıyordu. Bir elimle saçlarını çektim. Dudaklarımla ismini fısıldadım, kelimelerin gücü yetmiyordu.

Bora üstüme yaklaştı, tişörtümü üzerimden sıyırdı. Göğüslerime bakıp, “O kadar güzelsin ki,” dedi. Bedenimi saran dudakları, göğüslerimi dilinin ucuyla okşadı, ellerini kollarıma sardırdı. Ben kendimden geçerken, dudaklarımla boynunu ısırdım. Şortunu hızla çıkardı, boxer’ı altında iyice kabarmıştı.

Bir an göz göze geldik. “Hazır mısın?” diye sordu. O an sadece başımı sallayabildim. Yavaşça beni yere yatırdı, kondomunu çıkardı ve başıyla onayımı bekledi. “Evet,” dedim, sesim titrek ve kırıktı.

Bora, beni yavaşça içine aldı. İlk hamlesi ağır ve temkinliydi, nefesimi tuttum. Zamanla tempo arttı, her gidiş gelişinde içimdeki gerginlik çözülüyordu. Bora’nın kalçası, bacaklarıma sürtündükçe vücudum titredi, ellerimizi kenetledik. Bazen hızlı, bazen yavaş… Karşı duvardaki saate bile bakamadım; bütün dünyam gözlerimin önündeki çocuktu.

İçimdeki ürperti, heyecanın zirvesine çıktı. Bir noktada bağırmamak için ağzımı kapattım. Bora, bükülerek adımı söyledi. “Sana çok istiyorum…” Nefesimi tuttum, hareketleri hızlandı, vücudum kasıldı ve boşaldım. Peşinden o da kontrolsüzce boşaldı.

Bir süre yan yana nefes nefese uzandık. Ellerimiz birbirinde, çıplak tenimiz soğumaya başlamıştı. Sessizce gözlerimize baktık. Hiçbir kelime gerekmedi. Kararsız başlayan o gecede, her şeyi yaşadık. Sabah olunca, hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını biliyordum. Ama bir yandan, iyi ki de yaşadık, dedim içimden. Yazarken bile hala aynı hazzı anımsıyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *