Ali ile çocukluğumuzdan beri arkadaşız. Aynı mahallede büyüdük, aynı okullara gittik, dertlerimizi, komik anlarımızı birbirimizle paylaştık. Hayatımda en güvendiğim, en çok birlikte vakit geçirmekten keyif aldığım insanlardan biri. Otuzuna yaklaşırken, hâlâ sık sık toplanır, laflarız. Son yıllarda, Ali başka şehre çalışmaya gidince görüşmeler azalsa da, bağımız kopmadı. Bayramlarda veya yaz tatillerinde mutlaka buluşur, özlem giderirdik.
Ama galiba asıl mesele, Ali’nin benden iki yaş küçük olan kız kardeşi Zeynep’in üniversite için bizim şehre taşınmış olmasıyla başladı. Küçüklüğünden beri tanırım, aile içinde “abla” muamelesi yapardım. Fakat Zeynep liseyi bitirip de şehre gelince, bir şekilde daha sık karşılaşır olduk. Önceleri bana hâlâ ufak bir kardeş gibi geliyordu. Ali, işlerini halletmesi için çoğu zaman bana emanet etmişti. Ara arada evlerine gider, bazen küçük bir şeyler taşır, bazen de onunla kahve içerdim. Zeynep’in abisi yokken bana ihtiyaç duyduğunu hissediyordum.
Geçen sonbaharda, Ali’den gelen bir mesajla her şey değişmeye başladı. “Kanka biz ailecek memlekete gidiyoruz, Zeynep evde yalnız kalacak, akşama ona göz kulak olsan?” diye yazmış. Tabii ki olur demiştim, sonuçta Ali’ye borçluyum; ama itiraf etmem lazım, o sabah uyanırken içimi ufak bir heyecan sarmıştı. Artık Zeynep bana öyle çocuk gibi gelmiyordu. Yavaş yavaş büyüdüğünü, hatta bazen fazla büyüdüğünü fark ediyor, bunu kendime asla yakıştıramıyordum.
O gün kapıdan girerken, Zeynep’in saçlarını ıslak bırakıp, kolsuz ince bir tişörtle beni karşılamasını hâlâ unutamıyorum. O an, gözlerim istemsizce göğüslerine, gevşek eşofmanının beline kaydı. Sonra kendime kızdım; “Kendine gel” dedim içimden. Zeynep bir an, sanki o bakışlarımı yakalamış gibi, başını eğip gülümsedi. İçimden “Acaba bir his fark etti mi?” diye geçirdim, fazlası aklıma dahi gelmiyordu o ana kadar.
Birlikte pizza söyledik, bana son sınıf derslerinden, sınav stresinden bahsetti. Sohbet biraz koyulaştıkça, aramızdaki yaş farkı ortadan kalkmaya başladı. O muzip küçük kız gitmiş, yerini genç, sıra dışı, espri anlayışı yüksek, çekici bir kadın almıştı. Konuşurken sık sık gözüm gözünde kalıyor, sesi bazen garip bir huzur bazen de tuhaf bir heyecan veriyordu bana. Onun yanında daha fazla kalmak, zaman geçirmek istiyordum. Ama sürekli kendimi frenliyordum: “Ali’ye ayıp olur, saçmalama” diye.
Yavaşça gece ilerledi, Zeynep “film açalım mı, zaten dışarıda yapacak bir şey yok” dedi. Salona geçtik, koltuğun iki ucuna oturduk. Birkaç dakika sonra, Zeynep battaniyeyi alıp iyice bacaklarına sardı. “Soğuk oldu” dedi, bana da uzattı ama ben kabul etmedim. Aramızda mesafe olsa da, arada birbirimize bakıp gülümsüyorduk. Film ilerledikçe, Zeynep biraz daha yaklaştı. Bir süre sonra, ayağını hafifçe bacaklarıma sürttü, sanki kazara değiyormuş gibi yaptı. O dokunuşla içimde bir ürperti başladı.
Film bitene kadar aramızda hiçbir şey olmadı. Sonunda Zeynep, “Mutfaktan çay alıp geleyim mi?” diye sordu. “Ben getiririm, sen üşümüşsün” dedim. Mutfağa gittiğimde aklımda hep onun bana değen sıcak teni, ve o kısa göz göze geliş anları vardı. Kendimle savaşıyordum, “Hayır, yanlış anlama, o sadece abisinin arkadaşısın sen. O da sadece rahat davrandı, abilik yapıyorsun” diyordum.
Bir süre sonra, oturduğum yere çayları aldım. Zeynep ise ayağını altına almış, üstüne de yeni bir hırka geçirmişti. Bardağı uzattığımda, bir anda eli elime değdi. Bu sefer çok açıkça durdu, elimi bırakmadı. “Üşüdüm biraz, senin elin daha sıcakmış” dedi hafif bir tebessümle. Ellerimiz neredeyse yarım dakika buluştu. İçim kasıp kavruldu, omuzlarımda hafif bir kasılma hissettim. Neyse deyip kendimi tuttuğum an, Zeynep, “Ali abiye ne zaman dönüyor?” dedi. Konuyu değiştirmek istiyordu sanki. “Yarın sabah gelirler, merak etme yalnız kalmayacaksın uzun” dedim. O gülümsedi, bakışlarını kaçırarak çayını yudumladı.
Sonra bir süre sessizlik oldu. O anda, aklıma kötü düşünceler doluştu. Zeynep’i hayal ederken kendime hâlâ kızıyor ve o anın doğruluğunu sürekli sorguluyordum. Fakat içimde giderek büyüyen, dalga dalga yayılan bir çekim vardı. Normalde kolay kolay birini isteyip de adım atan bir insan değilimdir. Hele Ali’nin kız kardeşine asla böyle bir şey hissedeceğim aklımdan geçmezdi. Ama bedenim, onun yakınlığında, hafif parfümünde, ipek gibi parmaklarında başka bir dürtüye kapılmıştı. Sonrasında kalkıp gitmeliyim diye düşündüm, saat geç olmuştu ama ona dayanmak gittikçe zorlaşıyordu.
Tam ayaklandım, “Ben kalkayım artık” dedim. Zeynep bana bir an boş boş baktı, sonra aniden çok içten bir şekilde; “Kal bence… Zaten hava da geç oldu, odayı ayarlarım” dedi. “Yok, eve gideyim…” dedim ama cümle yarım kaldı. Gözlerime öyle bir baktı ki, içinde yakar bir arzu gördüm. Nefes alışverişi hızlandı, iki dudağı arasındaki hafif gülümsemeyle karşı karşıyaydım. Elini yavaşça elimin üstüne koydu. “Gerçekten… Beni yalnız bırakma bu gece” dedi. Daha fazla direnemedim, dudaklarımı ısırarak yerime geri oturdum. O da yanıma çok yaklaştı.
Yakınlığı nefesime karışmaya başlayınca, elim istemsizce beline uzandı. Zeynep, hafifçe karşılık verdi, omzuna dokunmaya başladım. Göz göze geldik, bu kez ikimiz de ne olacağını biliyorduk. Dudaklarımız yavaşça birbirine yaklaştı, önce yavaş ve utangaç bir şekilde öpüştük. Zeynep’in elleri boynumda dolanırken, nefes nefese kaldık. Onun içli öpüşü çok farklıydı, bana daha önce hiç hissetmediğim bir arzuyu tattırıyordu. Teninin kokusu, dudaklarının ıslaklığı, hafif iç çekişi beni başka biri yapmıştı. Aramızdaki bütün mesafe kayboldu. Diliyle dilime temas ettiğinde, elim kendi başına tişörtünü yukarı sıyırdı, ürpererek göğüslerine dokundum. Zeynep’in içinden bir inilti çıktı. O an bütün dünyayı unuttum.
Koltuğun üstünde birbirimizi öperken sınırlarımızı yavaş yavaş kaybettik. Zeynep, üzerimdeki tişörtü çıkarırken tırnaklarını sırtımda gezdiriyor, ben de ellerimle vücudunda dolaşıyordum. Her hareketimde dudağındaki ıslaklık artıyor, nefes alışverişimiz hızlanıyordu. Pantolonumu hissedince bana bir an durup, “Gerçekten istiyor musun?” dedi. Tek sandalyeye oturur gibi usulca bana baktı. İki dudağım arasında evet anlamında bir ses çıkarttım; çekingenliğim hızla yok oluyordu.
Zeynep yavaşça üzerime çıktı, belime sardı bacaklarını. Tüm kıyafetlerimiz yere inerken, birbirimizi ellerimizle ve dudaklarımızla keşfetmeye başladık. Göğüslerini avuçladım, inledi. Ben ona dokundukça daha çok istiyordu, her harekette nefes nefese kalıyordu. Zeynep’in iç çamaşırının kayışını sökerken bana endişeyle baktı; ama o bakışın içinde arzu ve biraz da merak vardı. Dirseklerinden tutup oturttum, ben de altına girdim. Dudaklarım boynunda, göğüslerinde dolaştı, iç çamaşırıyla vedalaştık. Zeynep iyice gevşemiş, bana kendini bırakmıştı.
O anı hâlâ unutamıyorum; Zeynep’in sıcaklığını, iç çekişini, teninin ipeksi dokusunu. Üzerimdeki baskısı, her kıvrımıyla vücuduma yapışmıştı. Dudaklarımız hiçbir an ayrılmadı. Sonunda Zeynep bedenini hafifçe bana bıraktı, içimin derinliklerine kadar işledi. O an, bütün şehvet, heyecan, yasakların çekiciliği, utangaçlık ve merak, hepsi bir araya toplandı. Nefes nefese, sesli bir şekilde birbirimize karıştık. Her seferinde dudaklarımız birbirine kavuşuyor, tenimiz sıcaklıkla bütünleşiyordu. İlk anda yaşanan tereddüt, pişmanlık değil ama belki biraz korkuydu; ama o gecenin sonunda, ikimiz de daha önce kimseyle paylaşmadığımız bir tutkuyu yaşamıştık.
Sabaha karşı Zeynep sessizce bana sokuldu, “Laf aramızda, beni uzun zamandır ilk defa biri böyle hissettirdi,” dedi. Sadece gülümsedim. O an, Ali’yle arama bir sır girdiğinin ve bu sırrın her daim aklımın bir köşesinde kalacağının da farkındaydım. Ama itiraf etmeliyim, böylesine tutkulu bir geceyi yaşamak hayatımda bir iz bıraktı.