Aslında bu hikâyeyi yazmak ya da birilerine anlatmak niyetinde değildim ama içimdeki itiraf etme ihtiyacı ağır basınca, sonunda dayanamayıp kelimelere döküyorum. Adım Ahmet, 33 yaşındayım, İstanbul’un kalabalık bir semtinde yaşıyorum. Çalıştığım yerle ev arası epey yakın. Eve yorgun döndüğüm akşamlardan birinin ardından, hikâyemin kahramanı olan komşum Aslı’yla yakınlaşmamızın başladığı güne kadar hayatım oldukça sıradandı diyebilirim.
Aslı yaklaşık altı aydır karşı dairemde yaşıyor. Beni ilk gördüğünde klasik “merhaba”yla yetinen, mesafeli ve kibar bir tavrı vardı. 29 yaşında, medya ajansında çalışıyor, kendine güveni gözlerinden okunuyor. Saçları omuzunda, kahverenginin tonlarında ve çoğunlukla doğal halleriyle dolaşıyor. Onu, her sabah apartman girişinde veya asansörde birkaç kere “iyi günler” diyerek geçiştirirdim, o da gülümser geçerdi. Birbirimizle sohbeti ilerletmeye cesaret edememiştik ilk başlarda.
Sonra bir gün akşam saatlerinde apartman koridorunda hava karardıktan sonra denk geldik; elinde market poşetleriyle dolanırken poşetlerinden biri yırtıldı ve pirinç paketleri yerlere saçıldı. Yardım etmek için hemen eğildim. Hafif mahcup bir şekilde, “Uf, hakikaten elimden her şey düşüyor bugün,” dedi. Ben de “Sorun yok, ben de bazen böyle şeylerden bunalırım,” deyip gülümsedim. O an aramızda bir samimiyet başladı.
Yardım ettikten sonra ona, “İstersen beraber çay içeriz, elin de biraz dinlenir,” dedim. Aslı şaşırmadan, doğalca kabul etti. Dairemin salonunda iki fincan çayın yanında tatlı bir sohbet başladı. Başta ikimiz de klasik iş muhabbetleriyle sınırda kaldık. Sonra Aslı’nın gözlerinin içine bakarken kendimi bir garip hissettim; içimde yabancısı olmadığım bir heyecan, aynı zamanda kararsızlık vardı. Düşüncelerimle boğuşuyordum. Çocukça bir çekingenlikle “ilk adımı atmalı mıyım, yoksa işleri zamana mı bırakmalıyım?” diyordum kendi kendime.
Bir hafta boyunca birkaç kez denk geldik, birbirimizin kapısını çalar olduk. Hatta bir akşam ben ona yemek daveti yaptım, o da “Tamam ama sadece karnım doysun diye geleceğim, ona göre,” dedi şakayla. O gün ufak, alışıldık bir menü hazırladım. Yemeğe oturduk, kırmızı şarap açtım. Şarabı içerken, aramızdaki rahatlık arttı ve konular özel hayata gelmeye başladı. “Sence komşu olmak ilişkileri kolaylaştırıyor mu, yoksa Türk toplumunda hep mesafe mi olur?” diye sordu Aslı.
Kafamın içinden geçenleri bastırmaya çalışıp, “Bence yakın komşuluk bazen hayatı kolaylaştırıyor, ama kimse de kolay kolay sınırlarını aşmak istemiyor,” dedim.
Uzun bir sessizlik oldu, göz göze geldik, Aslı hafifçe gülümsedi. O an bir şeyler değişti içimde ama kendimi frenledim. Ondaki rahatlık ve çekicilik beni kıvranır hale getirdi. Ama kararsızdım; çünkü işin ciddileşmesinden korkuyordum. Kendisinin de ne kadar istekli olduğunu anlamam zor geliyordu. “Acaba yanlış bir hareket yapıp mahcup olur muyum?” diye düşünüp duruyordum.
Bir hafta kadar bu kafa karışıklığıyla yaşadım. Her denk geldiğimizde daha fazla sohbet ettik, bazen geceleri mesajlaştık. Fakat aramızdaki cinsel gerilimin giderek arttığını her an hissedebiliyordum. Gözlerimizin bakışında, dokunduğumuzda parmaklarımızın kasılmasında bile bir davet vardı ama ikimiz de sınırı aşmak konusunda bekledik.
Sonunda bir cumartesi akşamı işten geç dönmüştüm. Üzerimde yorgunluk, biraz da hafta içinin stresi duruyordu. Kapımı çalıp bir tabakta kek getirdi Aslı, “Yeni pişirdim, sıcak sıcak yensin dedim,” dedi. Birkaç saniye sessiz kaldık. Yalnızlığımla boğuşurken, “Geçerken uğradım, kahve içelim mi?” dedim. Aslı yine doğal bir şekilde içeri girdi. Oturduk, kahve ve kek eşliğinde tatlı muhabbet döndü.
Bu sefer ortam iyice gevşemişti. Hafifçe gülerken kolumu omzuna attım; Aslı bir an şaşırır gibi olsa da, kaçmadı, sanki o da aynı anda bunu bekliyormuştu. “İyi ki varsın, bazen yanımda bir dost olunca her şey kolaylaşıyor,” dedim. Birkaç saniye birbirimize baktık, Aslı ellerini dizlerinde birleştirip, “Bazen insan kendini bırakmayı bilmeli. Artık eminim,” dedi.
O an bakışlarımız bir kere daha buluştu; gözlerinde hem merak hem de heyecan vardı. Bir an ikimizin de sesi kesildi, ben kararlı bir şekilde yüzüne biraz daha yaklaştım. Dudaklarım dudaklarına değdiğinde başta ufak bir tereddüt yaşadı; ama nefesinin hızlandığını, ellerinin omzumda hafifçe titrediğini fark ettim. Dudaklarımız yavaş yavaş açıldı, öpüşmemiz derinleşti ve Aslı’nın elleri saçlarımda gezinmeye başladı. Vücudumun her yeri iyice gerilmişti, damarlarımda hızla akan kanı hissediyordum.
Birbirimize daha da yaklaştıkça, göğsümdeki kasvetli yorgunluğun kaybolduğunu, onun yumuşak vücuduyla temas ettikçe nefesimin düzensizleştiğini hissetmeye başladım. Elimi onun belinden aşağıya doğru indirdim, Aslı’nın nefesi kulağımda fısıltıya döndü. “Devam et,” dedi, o an rahatladığımı hissettim. Elleri gömleğimin düğmelerine gitti, yavaşça birer birer açmaya başladı. Ben ellerimi göğüslerine götürdüm, ince tişörtünün altından sütyenini hissedince parmaklarımın arasından ısı akıyordu sanki.
Aslı, “Bunu çok uzun süredir istiyordum, yeter ki saklama kendini,” dedi. Ona daha yakınlaşıp boynunu öptüm, vücudu titriyordu, ellerim dudaklarında gezinirken bir an geri çekildi. “Çok hızlı mı gidiyoruz?” diye sordu kısık bir sesle. Onu biraz izledim, dudaklarımı gülümseterek, “Hayır, tam zamanı şimdi,” dedim. Sonunda ikimiz de tamamen hazırdık. Dudaklarımız yeniden buluştu, ben Aslı’nın vücudunu iyice kavrarken göğsündeki nefesi daha da hızlanıyordu.
Dizlerinde oturmuşken Aslı’yı kucağıma aldım, kollarını boynuma doladı, vücudunu bana iyice yaklaştırdı. Onun sıcaklığını her yerde hissetmeye başladım. Dizlerim hafifçe titriyordu, heyecanımdan baskı yapacak bir şey kalmamıştı. Elimi yavaşça kalçasına indirdim, çıplak tenine temas ettiğimde tüylerim diken diken oldu. Aslı bir eliyle bacaklarını araladı, diğer eliyle de vücudumu kendine çekti. Gecenin ilerleyen saatlerinde, odama doğru gittiğimizde ikimizin de üzerindeki tüm engeller yok olmuştu.
O gece, ikimiz de cinselliği ağır ama derin bir heyecanla, saklı kalmış bütün arzularımızı açığa çıkararak yaşadık. Onun vücudunun her köşesini öpüp okşarken, Aslı’nın çıkardığı o kısık inlemeler, nefes alıp verirken adımı fısıldayışı, göğsümde yankılandı. Kıyafetlerimiz yavaş yavaş yerini çıplaklığa bırakırken, bedenlerimiz birbirine dolanıyordu. Aramızdaki sınır tamamen kalkmıştı artık.
Her hareketinde, onun bana olan arzusu ve çekingenliğinin karışımını hissediyordum. Yoğun bir şekilde birbirimizin teninde kaybolduk. Her temasta Aslı’nın bacaklarının arasındaki sıcaklık, vücudumun en hassas noktalarını uyandırıyordu. Onun parmakları vücudumda gezerken, ben pulsuz bir şekilde ona dokunmak, onu tatmin etmek için uğraşıyordum. O anda Aslı’nın gözlerinden arzusunu, hatta biraz da utangaçlığını görebiliyordum.
Yavaşça içine girdiğimde, nefesi kesildi, gözlerini yumdu, dudaklarımdan bir inleme çıktı. Beraberce ritmi bulunca Aslı’nın sesi daha da artmaya başladı. Ellerini sırtıma dolamış, kalçasını bana doğru itmeye başlamıştı. Sanki içimizde biriken her isteği tek tek dışarı çıkarıyorduk. Saatler boyunca, defalarca birbirimizin en mahrem yerlerini keşfettik. Onun dudaklarıyla boynumu, göğüslerimi öpmesi, bacaklarını bana sarmasıyla kendimi bambaşka bir dünyada buldum.
Sabaha karşı yorgunluğun ve tatminin verdiği huzurla, Aslı’yı kollarıma alıp uzun süre sessizce uzandık. Hayatımda ilk defa birine gerçekten bu kadar yakın hissettiğimi, o çekingenliğin yerini mutlak bir güvenin ve tutkunun aldığını anladım. Sabah gözlerini açtığında bana “Gecen çok güzeldi,” deyip gülümsedi. O andan sonra ikimizin arasında artık hiçbir sınır kalmamıştı.
Yaşadığım en gerçek, en içten, en samimi ve en heyecanlı gecelerden biriydi. Aslı’ya her baktığımda bir daha hiç aramızda duvar olmayacağını biliyorum.
Bu hikâyede herkes kendi kendine bir yerde durup, acaba “ilk adımı” kim atacak diye bekler. Ama bazen, bırakmak gerek… Çünkü hayat bazen sadece cesaret isteyen bir anda, gerçek anlamını buluyor.