Hayatımın hiçbir evresinde, sıradan bir akşamın tüm dengeleri altüst edeceğini düşünmemiştim. Üniversiteyi bitirdikten sonra İstanbul’da iş bulmuştum. Herkes gibi ben de kira yükünü hafifletmek için bir ev arkadaşı aramaya başladım. Kısa süreli ilanlardan, yanlış insan denemelerinden sonra Ezgi ile tanıştım. Yaşıtım, sessiz, sakin biri gibiydi; ilk izlenimim güven vericiydi. Karar vermem fazla sürmedi, kısa bir telefondan sonra taşındı. Açıkçası baştan beri birbirimize özel bir ilgimiz yoktu, en azından ben öyle sanıyordum.
Ezgi bana göre çekici bir kızdı; iri kahverengi gözleri, uzun dalgalı sarı saçları vardı. Ama klasik yaklaşımla, “Ev arkadaşıyla olay olmaz, işler karışır” diyerek kendimi frenlemiştim. Evi paylaşmanın getirdiği bir yakınlık, arada sırada göz göze gelince hissedilen bir gerginlik vardı ama ikimiz de günlerce bunu yok saydık. Akşamları mutfakta çay molalarında beraber gülüp eğleniyorduk; bazen birlikte film izliyor, sohbet ediyorduk. Yavaş yavaş, tuhaf bir elektrik, havada asılı kalmış gibiydi.
Bir akşam, Ezgi erken saatte eve geldi, biraz keyifsiz görünüyordu. “Bugün moralim hiç yok,” dedi. Ben de ona dert ortağı oldum, beraber oturup bir şeyler içmeye başladık. Konu konuyu açtı. İçkiler bitince Ezgi, “Seninle içki içince rahatlıyorum,” dedi. Hafifçe gülümsedim, “Bunu sık sık yapalım o zaman.” Artık ikimizin arasında duygusal bir gerilim netleşmeye başlamıştı. O gece odama geçmeden önce yanımda biraz fazla oyalanıp göz göze geldi. Sanki bir şey söylemek istiyor gibiydi ama vazgeçti.
Her geçen gün aramızdaki mesafe azalıyor, kişisel sınırlarımız bulanıklaşıyordu. Ezgi’nin pijamaları daha kısa, daha rahat olmaya başlamıştı. Salonda film açtığımızda koltuğa hep fazla yakın otururdu. Ben elimde olmadan bazen bacaklarına, bazen göğsüne kaçamak bakışlar atıyordum. Bunu fark ediyorsam, eminim o da etmiştir. Bir akşam, sırf durumdan emin olmak için “Bazen biraz fazla yakın oturduğumuzu fark ettin mi?” dedim. Hafifçe güldü, “Sen rahatsızsan söyle.” Hiçbir şey demedim. O an, aramızdaki gerilimin sadece bana ait olmadığını anlamıştım. Yeniden eski kafa tutumu hatırladım; “Ev arkadaşıyla olmaz, yanlış” diyordu kafam. Ama vücudum başka bir şey istiyordu.
Bir süre böyle devam ettik. O gerginlik, temkinli bakışmalar, hafif dokunuşlar… Bir akşam yine beraber film izlerken, saçımı şakadan çekip dalga geçiyordu. “Bak dalga geçersen vururum,” dedim. “Yapamazsın bile,” dedi alaycı şekilde. Cevap vermedim. Bu sırada kahkaha atarken biraz fazla yaklaştık, nefesini yüzümde hissettirdim. Çekilmedi. Tam o anda, beynimde binlerce düşünce, özgürleşme ve pişmanlık ihtimalleri döndü. Ellerimle küçük bir temas kurdum, elini tuttum, “Saçım dağılmış galiba,” diyerek bahaneyi uydurdum. Elini geri çekmedi.
O an, bir adım daha atamazdım. Bunun pişmanlığını gecenin ilerleyen saatlerinde yatakta düşünüp durdum. Ne konuşsam, her şeyin eskiye döneceğinden korktum. Kafamda dönüp duran düşünceler, “Ya işler karışırsa…” “Ya yanlış anlar, ya soğursa…”
Ertesi sabah güne başlamadan önce mutfağa girdiğimde, Ezgi de oradaydı. “Dün gece biraz tuhaf geçti, değil mi?” dedi. “Evet,” dedim dürüstçe. “Sence biz… Fazla mı yaklaşıyoruz?” diye ekledi. Yutkundum, “Belki de öyle,” derken bile gözlerin içine bakıyordum. Sonra, “Tamam, işimize bakalım,” dedik ve gün devam etti.
İki gün sonra cumartesi akşamıydı, evde yalnızdık. Dışarı çıkacak halimiz yoktu, yine evde içki açtık ve bir diziye sardık. Hiç konuşmadan saatler geçti. Ben koltuğun köşesinde, o bana yaslanmıştı. Zaman geçtikçe kafası kucağıma yaklaştı, ellerimi bacaklarında gezdirmemi hiç dert etmedi. Bir ara, bana dönüp “Saçımı okşasana,” dedi. “Tamam,” deyip saçlarını hafifçe parmaklarımın arasına aldım. Avucumda sıcak tenini hissediyordum. Gözlerini kapatınca, parmaklarım istemsizce boynunun arkasında gezdi.
İçimdeki direnç iyice kırılmıştı. Ezgi başını kaldırıp gözlerime baktı, “Yapma, yoksa geri dönemeyiz,” dedi. Yutkundum, ama gözleri bana dokun der gibiydi. Elimi yanaklarına götürdüm, dudaklarımıza iki nefeslik mesafe kalınca o başını çevirse de tamamen vazgeçmedi. Utanarak, “Gerçekten ister misin bunu?” diye sordum. Gözlerini kaçırdı. Bir anda sessizlik oldu.
Biraz sonra, yatmaya gitmek için ayağa kalktı. “İyi geceler,” deyip odasına geçiyordu ki, arkamdan tekrar döndü. “Sen orda mı kalacaksın?” dedi alaycı bir şekilde. “Bu gece…” dedim usulca, “Yanında kalmamı ister misin?” Kendine güvenmeye çalışıyordum, ama kalbim deli gibi atıyordu. Ezgi bir an düşündü, sanki içsel bir savaş veriyordu. Sonra usulca başını salladı.
Odasına geçtik. İçerisi hem sıcak hem kasvetliydi. Sanki ilk kez odasına giriyormuşum gibi bir yabancılık vardı aramızda. Aynı yatakta yanyana uzandık. Uzun süre konuşmadan tavana baktık ve ne yapacağımızı kestiremedik. Elini hafifçe kalçama koydu, o kadar tedirgindi ki parmakları titriyordu. Ben yavaşça ona dönüp, saçlarını okşamaya başladım. Yanaklarından öptüm, dokunuşumda o da gevşedi. Dudaklarım ensesinde gezinirken, ona ne kadar çekildiğimi hissettim.
Ezgi bana baktı, “Sakın bana yalan söyleme, yıllardır aklımı kurcalıyorsun,” dedi. Bunu beklemiyordum. “Bunu baştan mı konuşmalıydık?” dedim. Gülümsedi, “Gecenin bir yarısı oldu artık, konuşmanın pek faydası yok gibi.”
Dudaklarımız birleştiğinde, başka bir şeye dönüşmüştük. Utangaç, ama aç gözlüydük. Önce yavaş, dikkatli öpüşmeler; sonra ellerimiz vücudumuzu keşfe çıktı. Pijamalarımız hızla kenara itildi. Göğüslerini ellerimin arasına alırken, göğüs uçlarının sertleştiğini hissediyordum. Bunun bir türlü “yanlış” olması gerektiğini düşünüyordum belki, ama içgüdülerim çok daha kuvvetliydi. Giderek cesaretleniyordum, o ise sessiz ama derin iç çekişleriyle beni iyice tahrik ediyordu.
Kalçalarının üzerine dokunuşlarım cesurlaştıkça, Ezgi’nin dudağı hafifçe titredi. Parmaklarım kasıklarına doğru indiğinde, nefesi hızlandı. Yatakta birbirimizin tenine karışıyorduk. Ezgi, ellerini belime doladı, “Devam et…” diye fısıldadı. Hiç konuşmadan, sadece bakışlarımızla anlaşıyorduk. Bacaklarını araladığında önümde bütün heyecanı ve arzusu sergileniyordu. Benim için dayanılmazdı; ellerimle ve dilimle keşfetmeye başladım onu. Ezgi’nin inlemeleri, bütün heyecanımı daha da arttırıyordu. O an ikimiz de tamamen kendimizi kaybetmiştik.
O gece boyunca defalarca birbirimize dokunduk; sevişmeler arasında durup gülüştük, hiç utanmadık. Tüm sınırlar kalkmıştı artık. Sabah olduğunda Ezgi, “Artık iki yabancı gibi davranamayız,” dedi. Yattığımız yerde ona sarıldım.
O günden sonra ilişkimiz başka bir boyuta geçti. Ev arkadaşlığıyla başlayan hikayenin, yasak bir oyuna ve ardından tutkuyla dolu bir beraberliğe dönüşmesine hâlâ şaşıyorum. Ama biliyorum ki bu, ikimizin de yıllardır hayalini kurduğu, yavaş yavaş, gerçek bir arzunun patlayış anıydı.