Ev Arkadaşımla İtiraf Edemediğim Arzular

Ev Arkadaşımla İtiraf Edemediğim Arzular

Bazen kendimi hâlâ tuhaf hissediyorum ama anlatmak içimden geliyor. Belki yargılanırım diye çok düşündüm, ama bunlar gerçek, benim yaşadıklarım. İstanbul’da üniversiteye ilk başladığım zaman eve çıkacak kadar param yoktu. Tek başıma yaşayacak cesaretim de yoktu doğrusu. Bu yüzden okulda tanıştığım bir arkadaşım, Burcu’yla beraber eve çıkmaya karar verdik. İkimiz de ailesinden uzakta, başımızın çaresine bakmaya çalışan iki genç kadındık.

Burcu benden iki yaş küçüktü, ama bana göre daha olgun tavırlıydı. Kıvırcık kestane rengi saçları, koyu kahverengi gözleri ve çoğu zaman hemen sakinleşiveren suratı vardı. Ben ise lise yıllarında pek dikkat çekmeyen, idare eder bir tiptim. O yüzden Burcu gibi rahat ve özgüvenli biriyle paylaşmak beni özellikle ilk zamanlar gerginleştiriyordu. Ama zaman geçtikçe daha iyi anlaşmaya, ev arkadaşı olmaktan öte, sırdaş gibi olmaya başladık.

Benim için cinsellik konuşulacak, itiraf edilecek bir şey değildi ailemde. Ama Burcu, arada bir ilişkilerinden, önceki sevgililerinden bahsederdi. Rahat rahat anlatırken, ben hep dinleyen, bazen de sorular soran taraftım. Birkaç defa sevgilisiyle buluştuğunda gece eve gelmedi, biraz kıskanır gibi oldum galiba, bilmiyorum… Ya da yalnız kalmaktan hoşlanmadığım için mi öyle hissettim, emin olamadım.

Bir gün okuldan yorgun argın dönerken Burcu mutfakta çay demliyordu. Sıradan bir akşamdı ama bir şey vardı o gün. O gün, ikimizin ileride yaşayacaklarının belki ilk işareti olan şeylerden biri yaşandı.

“Çok yorgunum bugün,” dedim, kabanımı kapının yanına atarken.

“Gel, sana da demledim,” dedi. Masanın önüne oturdum, bacaklarımı karnıma çekmişim, dizlerimin üstüne başımı koydum. O an Burcu dikkatli bir şekilde bana bakıyordu. “Birlikte bir şeyler izleyelim mi? Dizi falan?” diye sordu. Başımı salladım. İşte o akşam birden beri garip bir samimiyet doğdu. Diziyi izlerken yan yana yatmıştık, o an üzerimize battaniye çeken Burcu’nun eli sıcak kalçama değmişti. İkimiz de fark edip hızlıca çekildi, ama ben bir anda vücudumun ateşlendiğini hissettim.

O gün orada kaldı, ama sonrasında Burcu’yu başka bir gözle izlediğimi fark ettim. Dışarıdan belli etmiyordum ama gözüm ondaydı. O da bana daha fazla şakalaşıyor, odasında tişörtle gezerken bana sanki bilerek dönüp arkasını dönüyormuş gibi hissediyordum. Aramızda bir elektrik oluşmuştu, ama bunu açıp konuşmak bir yana… kendime bile itiraf edemiyordum.

Sonra bir cumartesi akşamı, evde yalnızdık. Burcu bir şişe kırmızı şarap almış, “Biraz kafa dağıtalım mı?” dedi. Güldüm. Benim genelde içkiye pek dayanıklılığım yoktu, ama Burcu ne getirirse hayır diyemiyordum. Müziği açtı, bardağı doldurdu.

“Bakma öyle, iç hadi!” dedi. Onun böyle çekingen hallerini seviyordum. İçimizi biraz ısıttı şarap. O anlarda Burcu yine eski sevgilisinden, erkekte hoşuna giden şeylerden bahsediyordu.

“Sen hiç kıskanmadın mı sevgilini?” dedim. Belki lafı değiştirmek, belki de içimde biriken o duyguyu test etmek istedim.

“Herhalde, ama kıskanmak güzeldir bence. Birini isteyip istemediğini de orada anlarsın,” dedi. “Sen ne düşünüyorsun?”

Bir an ne söyleyeceğimi bilemedim. Kalbim daha hızlı atmaya başladı. “Bilmiyorum… Ben galiba kıskanç biriyimdir ama hiç birini öyle delicesine istemedim sanırım,” diye geveledim. Burcu anlamış gibi sırıttı.

“Ya bak sana bir şey soracağım,” dedi. “Benim hakkında hiç böyle… tuhaf şeyler hissettiğin oldu mu?”

Gözlerine bakamadım. Cevap vermesem laf havada kalacaktı. “Bilmiyorum… Son zamanlarda belki,” dedim. O sırada ellerim titredi.

Burcu bardağını bıraktı, kendine yaklaştı. “Seninle ilgili ben de bazen öyle hissediyorum galiba. Mesela, geçen gece yanına oturmuştum ya, battaniyeyi beraber paylaşırken…” dedikten sonra sustu.

Bir süre konuşmadan bakıştık. Kalbim göğsümden çıkacak sandım. O anda bir şey olacağından, aramızda bu gerilimin öylece kalamayacağından emindim ama yine de çok kararsızdım. Burcu’nun bana yaklaşmasına izin verir miyim, yoksa hemen kalkıp kaçmalı mıyım, duygularımdan emin olmadığım için beynimde savaş vardı.

O an daha fazla düşünemedim, Burcu eğildi, yanağımda dudaklarını hissettim. Sıcak nefesi, teninin kokusu yakınımdaydı. Uzun zamandır böyle bir yakınlığı özlediğimi fark ettim. Öptü beni, irkildim ama kaçmadım. Dudaklarının arasında nefesimi tuttum. Elleri boynumda dolandı.

Birden kütüphaneye devrilen kitaplar gibi kafamdaki duvarlar yıkıldı. Elleriyle tenimi okşarken, ben de ona sürtünmeye başladım. “Emin misin?” dedi fısıltıyla.

“Bilmiyorum,” dedim dürüstçe. “Ama durmak istemiyorum.”

Burcu biraz güldü, yeniden öpmeye başladı. Tişörtümü kaldırdı, parmaklarını yavaşça göğüslerimin ucunda gezdirdi. Hiç böyle bir dokunuşa maruz kalmamıştım, içimden bir titreme yayıldı. Onun eliyle bedenimin her köşesini keşfetmesini istiyordum. Yavaşça beni yatağa götürdü.

Yatakta yan yana uzandık. Burcu pantolonumu çıkarmaya çalışırken ben hem utanıyor, hem de heyecanlanıyordum. “Çok heyecanlıyım Burcu. İlk defa biriyle… bir kızla… böyle oluyorum,” dedim.

“Hiç önemli değil, istiyorsak yeter,” dedi yumuşacık bir sesle. Onun dudakları boynumdan göğsüme inmişti, tenimde bıraktığı ıslaklık beynimi bulandırıyordu. Ben de ona sarıldım, sırtından göbeğine kadar ellerimle gezindim. Bir an göz göze geldik, dudaklarına yapıştım. Dilimi ağzına sokarken, bacaklarımı kalçalarına doladım.

Burcu becerikliydi. Parmaklarını yavaşça iç çamaşırımdan içeri soktuğunda, vücudumda elektrik çarpmış gibi hissettim. Islanmıştım. Sürtünmeye başladığında, iki elimle yatağın başındaki yastığı sıktım. O an tüm utancım gitmişti, arzumun önüne geçmeye çalışmıyor, anın tadını çıkarıyordum.

Küçük inlemelerim Burcu’yu daha da cesaretlendirdi. “Daha fazla ister misin?” diye sordu, nefesi nefesime karışıyordu.

“Evet, lütfen devam et,” dedim. İçimdeki o yabancı özgürleşme fikri iyice ortaya çıktı. O da çamaşırını çıkardı, vücudunu benimkine sürtmeye başladı. Ellerimizi saçlarımızda dolaştırıp, tenlerimizin sıcaklığına sarıldık. İyice yakınlaşıp, kalçamı avuçlayınca ufak bir çığlık attım. Öpüşmemiz daha sertleşti.

Burcu parmaklarıyla içime girdi. Vücudum yay gibi gerildi, zevkten tırnaklarımı sırtına geçirirken, bedenimin dalga dalga titrediğini hissettim. Onun sıcak nefesi ve teri bana karıştı. Yatakta bir sağa bir sola dönerken, ikimiz de nefes nefese kalmıştık. Sevişmenin ortasında dudaklarımızda birbirimizin ıslaklığı, ellerimizde arzularımızın kokusu vardı.

O gece birkaç defa daha birbirimize dokunduk, konuştuk, güldük. Sabah olduğunda yorgun ama garip bir huzurla uyandım yanında. İlk defa hayatımda, hiçbir şeyi saklamadan, içimden geçenleri yaşadım. Anlaşılan her şey konuşmaktan, anlatmaktan ya da doğruyu bilmekten değil, bazen sadece hissettiklerimizi yaşama cesareti göstermekten ibaretti. Burcu’yu o günden sonra başka bir gözle sevdim.

Şimdi yazarken hâlâ utanıyorum, ama bu yaşadığım anı asla unutamam. Bir ev arkadaşından fazlası, bir sırdaş… her gece gözümün önünde olan o dudakları hâlâ hatırlıyorum. Kendimle ne kadar savaşırsam savaşayım, o gece aramızdaki o gerilimi ateşe döndürdüğü için minnettarım. Ve kendime soruyorum: Belki de bütün hayat, saklamak yerine, bazen kendine itiraf etmekten geçiyordur.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *