Ev Arkadaşımla Aramızdaki Yasak Çekim: Bir İtiraf Hikayesi

Ev Arkadaşımla Aramızdaki Yasak Çekim: Bir İtiraf Hikayesi

İstanbul’a üniversite için geldiğimde ailemin aklında bir sahne hep vardı: Kızım bir kız arkadaşıyla ev tutsun, güvenli olsun, başına bir iş gelmesin. O yüzden ev arkadaşı ararken ilk başta sadece kızlarla konuşuyordum. Ama uygun birini bulana kadar aylar geçip gitti. Sonunda, bir forumda, bana en uygun gelen kişi Mert oldu. O da benim gibi yeni mezundu, mimarlık ofisinde çalışıyordu ve fazla vaktini işte geçiriyordu. Temizliğe özenli, sessiz, saygılı. Anne babayla izlenilen dizilerdeki gibi bir “baba oğul” ya da “kardeş” havası… Odamız ayrıydı ve karşılıklı sınırlarımızı biliyorduk.

Ta ki o akşam, Ofisten eve döndüğümde her şey değişene kadar…

O akşam Mert erken gelmişti. Normalde içeride dudağında hep temkinli bir gülümseme, üzerimde ise duşa girmek için giydiğim eski bir tişörtüm olurdu. Birbirimizin özel alanına saygıdan odalarımıza çekilirdik hemen. O ise bu kez benim sevdiğim dizinin açılış şarkısına dans edecektim derken saçmaladığını itiraf etti ve oturma odasında bir kahveye daha kalmam için ısrar etmişti. Aslında sosyal olmak istiyor gibi, hem yakınlaşıyor, hem bir şeyleri geçiştiriyordu. Altı ayı aşkın zamandır aynı evde iki yabancı gibi yaşıyorduk, ama bu akşam bir şey farklıydı. Gözlerinde hafif bir titrek bakış, alaylı bir gülümseme…

“Esra, yine çok yorgunsun galiba. Hemen odaya kaçmasan da beraber kahve içsek fena mı olur?” dedi, sesi her zamankinden daha yumuşak. Sandalyeye ilişip kupamı elime aldım, evin sessizliğiyle beraber elektriği hemen hissettim. Birkaç bölüm dizi izledik. Kahkahalar, mimikler, birbirimizi daha yakından gözlemleme fırsatı… Ellerim bir an kupamı bırakırken ona dokundu. Refleksle geri çektim.

Bir garip huzursuzluk kapladı içimi. İçimden geçenleri anlamlandıramıyordum. Mert’e karşı bir şey mi hissetmeye başlamıştım? Yoksa sıradan bir yalnızlık duygusu muydu? Kafam karmakarışıktı. Ona göz ucuyla bakarken bir yandan da paramparça düşüncelerim dolaşıyordu. Kesinlikle aramızda bir çekim vardı, ama bu durumu kabul etmekten korkuyordum. Biz ev arkadaşıydık. Oldu bittiye getirmememiz gereken bir şeydi aramızdaki.

O akşam yatarken kafamda aynı soru gezindi: Onu gerçekten istiyor muydum? Yoksa sadece uzun zamandır böyle bir yakınlık yaşamadığım için mi bu düşünceler kafama dadandı? Uyuyamadım. Sabah kahvaltıda ise o kadar doğaldık ki gece yaşadığım gerilimi o hissetmemiş gibiydi. Ama bakışları… sanki daha dikkatliydi. Bu işte bir şeyler vardı.

Bir hafta geçti. Bu gerginlik aramızda bir tür oyun oldu sanki. Belki de ikimiz de her şeyi oldurmak yerine yavaş yavaş, tadını çıkara çıkara olmasını istiyorduk. Yemekleri beraber hazırlıyor, sohbetlerde daha derinleşiyor, birbirimize daha uzun bakarken gülüyorduk.

Bir cumartesi akşamı yine birlikte bir film izlemeye karar verdik. Bir an, başka türlü olamayacağımız kadar yakındık birbirimize. O koltuğun köşesinde, battaniye altında, dizlerimiz birbirine değmişti. Film bittiğinde Mert bana döndü, “Seninle ilgili bazen kendimi tutmakta zorlanıyorum,” dedi. Olduğum yerde kilitlenip kaldım.

Ne cevap vereceğimi bilemedim. Yutkunup sadece, “Neyi tutmak mesela?” diyebildim. O an vücudumun her noktası sanki alev aldı. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Bana doğru biraz daha yanaştı. “Yani… Şey… Senin yanında başka türlü hissediyorum. Beni yanlış anlama lütfen,” dedi utangaçça. Elini yavaşça dizime koydu. O an içimdeki seslerden biri “Sakın!” derken, başka bir yanım en sonunda bu bekleyişin bitmesini, bütün sınırların kalkmasını istiyordu.

İçimdeki kararsızlık aleni bir gerilime dönüşmüştü. Durmak mı istiyordum, devam mı etmek? Yavaş, titreyen bir sesle, “Aslında… Ben de bazen seni düşünüyorum,” dedim. Sesi duyunca şaşkın gülümsedi. Gözleri heyecanla ışıldadı. Ellerimiz birbirine geçti, nefes alışverişlerimiz hızlandı.

İlk öpücükten önce uzun bir sessizlik oldu. Dudaklarıma yaklaşırken kalbimin sesini bastıramadım. Dudakları dudağıma hafifçe dokundu, nefesini hissettim. Sonra birden, yıllardır içinde saklanan arzusu açığa çıkmış gibiydi. Beni öyle tutkulu öptü ki, başım döndü. O an artık kaçmak, ertesi günü düşünmek, mantıklı davranmak istemiyordum.

Elleri belime dolandı, tenimi hissettim. Tişörtümün altından ince parmaklarıyla sırtımı okşadı. Titrememi fark etti ve geri çekildi, “İstersen durabiliriz, Esra, lütfen kendini zorunda hissetme” dedi, sesinde şefkat ve arzu birbirine karışıyordu.

Ben ise daha fazlasını istiyordum artık. Gözlerinin içine bakıp sadece şu iki kelimeyi söyledim: “Devam et.”

Bu sözümle birlikte cesareti arttı. Beni yavaşça kucağına çekti. Elleri göğüslerimi sıktığında nefesim içimde kaldı. Dudakları boynuma indiğinde bütün vücudum alev almış gibiydi. Saçımı geriye itip, kulak mememi dişledi, elleriyle kalçamı daha güçlü kavradı.

Pantolonunu çıkartırken, aramızdaki sınır tamamen yok oldu. Belimin altına ellerini koyup beni kendine daha da bastırdı. Sertleşmişti, ben ise parmaklarımı saçlarına doladım. Dudaklarımız hiç ayrılmadan, bedenlerimizi birbirimizi keşfetmeye başladık. Tişörtümü çıkardı, sütyenimi aşağı indirdiğinde, göğüs uçlarım dikleşmişti. Başını göğüslerime gömdü, dudaklarımla oynarken inlememi bastıramadım.

Yatak odasına geçtiğimizde artık önümüzde hiçbir engel kalmamıştı. Yatağa uzandık. Vücudumun her yerini öptü, bacaklarımın arasında parmaklarını gezdirince dizlerim titredi. İç çamaşırımı çıkardı, sıcak nefesiyle kasıklarıma dokunduğunda kendimden geçtim. Dilini kıvrımlarımda hissettiğimde hıçkırır gibi inledim.

Bir anda pozisyon değiştirip üzerime çıktı. Penisiyle kendime sürttüğünde sabırsızca ellerimle onu yönlendirdim. “Mert… Lütfen,” diye fısıldadım. Bunu duymak onun da iyice çıldırmasına yetti. Tüm bedeniyle üzerime kapandı, bir hamlede içime girdi. Şiddetle, hızla sevişmeye başladık. Her hareketinde aramızda biriken bütün gerilim boşalıyordu. Parmaklarımla sırtını kavradım, tırnaklarımı derisine geçirdim. Yatağın gıcırtısı, soluklarımız, onun “Çok güzelsin…” diye kulağıma fısıldaması… Zihnim bomboştu, tek hissettiğim onun içimdeki doluluğuydu.

Bir süre sonra tempo yavaşladı, aceleyle başlanan seks şimdi dudaklardaki öpücüklerle, sırtına attığım öpücüklerle bir şefkate dönüştü. Kollarında yatarken çıplaklığımız kadar açık yüreklilik de vardı. O gece uyuyana kadar saçımda ellerini gezdirdi.

Sabah, göz göze geldiğimizde utangaçça gülüştük. Artık aramızda bir sır kalmamıştı. Her şey bir anda olmadı, hızlı gelişmedi; uzun bir gerilimin doruk noktasıydı. Yaptığımızı henüz kimse bilmese de, o sabah artık sadece iki ev arkadaşı olmadığımızı ikimiz de çok iyi biliyorduk.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *