Üniversitede okudum, o yıllarda İstanbul’a ilk defa gelmiştim. Ailemin ne kadar korumacı olduğunu anlatmaya gerek yok; annem, neredeyse ayda bir gelip evi denetliyordu. Başlarda yurtta kaldım, ama sonra daha rahat hissetmek için eve çıktım. O dönemde en yakın arkadaşım, iç mimarlıkta okuyan Elif’le tanıştım. O da benim gibi başka şehirden gelmişti, bizim kadar yazılmamış kurallara, aile baskısına alışık biriydi ama hayata benim kadar korkuyla bakmıyordu. Başta sıradan bir arkadaşlık ilişkisiydi.
Evde gündelik paylaşımımız çoğu zaman dersler, sınavlar, aileyle yapılan komik telefon konuşmaları ve akşamları izlenen dizi keyfi üzerineydi. Aramızda, ilk başlarda garip bir elektrik olduğunun farkındaydım ama bunu kendime bile itiraf edemiyordum. Her şeyin normal ve güvenli olması beni daha çok rahatlatıyordu. Zaten yıllarca aile baskısı, yasaklar derken hep mantığımla hareket etmiştim.
Elif bazen geceleri salonda çay içerken ayaklarını kucağıma atıyor, saçını uzanırken oynatıyor, bana garip bakışlar fırlatıyordu. Bir şeyler söylemek istiyordum ama hep yarıda kesiyordum kendimi. “Elif’in tarzı bu, içten davranıyor diye” düşünüyordum. Ama geceleri kendi kendime, o bakışlar, dokunuşlar kafama takılıyordu.
Bir gün, haftalardır süren finallerin ardından, Elif elinde iki kadehle salona geldi. “Biraz rahatla, bu kadar kasma kendini ayça” dedi. Kadehimi uzattı bana, azıcık şarap koyduğuna bakmayın, onun neşesiyle, kısa sürede çok daha sarhoş hissettim. O akşam evde ikimizden başka kimse yoktu. Televizyonda hafif bir dizi açıktı, ama sesini iyice kısık açmıştık.
Bir süre sustuk, sadece arada göz göze geliyorduk. Elif, tırnaklarını ellerimin üstünde gezdirmeye başladı. Bir anda içimden bir ürperti geçti. Bunu belli etmemek için tuhaf bir şeyler mırıldandım.
“Bir şey mi oldu Ayça?” dedi sonra sokularak.
“Yok ya, aklım başka yerdeydi.”
“Ben bilirim o ‘başka yerleri’” dedi hafifçe bana yaklaşarak.
Elif’in bana şu ana kadar en yakın oturuşu buydu. Kalça kemiği neredeyse benim bacağımdaki ince eşofmana değiyordu. Yüzüme bakarken gözleri dudağımdan gözlerime gidip geliyordu. Cesaretim yoktu, elim sürekli titredi.
Bir şey söylemem gerektiğini hissettim:
“Elif, bak… aramızda mesafe olması daha iyi bence.”
Güldü bana, “Ayça hadi ama, aramızda zaten mesafe yok ki.”
Birden elini yanağıma dayadı. Sıcacık elinin ağır basan hissiyatıyla içimden bir şeyler koptuğunu hissettim. Uzun zamandır hiç kimseyle öyle yakınlaşmamıştım. Ben ses etmeden elini yanağımdan geri çekmesiyle, birden “galiba hata mı oldu” diye zihnimde panik atmaca başladı.
Bir süre koltukta, sessizce oturduk. Elif birden ayağa kalktı:
“Gel dışarı balkona çıkalım, hava alırsın,” dedi. Peşimden geliyor musun diye bakmadan yöneldi.
Benimse elimde kadeh, kalbim yerinden çıkacak gibi… Kendi kendimi yerin dibine soktum. “Ne garip davrandım, oysa bir şey yoktu belki de,” dedim içimden. Balkona çıktığımda bana yaslanmış, yıldızlara bakıyordu. Yanına yaklaştım, birkaç adım yakında durunca hemen bana baktı.
“Ayça, gerçekten senden sakladığım bir şey yok. Sadece bazen, insan kendisine bile itiraf edemediği şeyleri yaşar ya… Ben seni sadece arkadaşım değil, başka bir şekilde de düşünüyorum,” dedi.
Elif’in sesi, geceye yayılan bir itiraf gibiydi.
O an ne cevap vereceğimi bilemedim. Kafamdan annemin yüzü, kendi kendiyle konuşan mahalle kadınları, bizim evin eski komşuları falan geçti. Ama sonra, elimde olmadan başımı hafifçe Elif’in omzuna yasladım.
Bir süre hiç konuşmadık. Yavaşça bana döndü, yüzüne yaklaştı. Dudaklarımız neredeyse birbirine değecekti, o an hafif bir rüzgarda Elif’in saçının ucu dudağıma dokundu. Kalbim deli gibi atıyordu. Ama tam öpecekken geri çekildim.
“Elif çok hızlı gitmiyor muyuz?” dedim, titrek bir sesle.
“Ben sana dokunmadan duramıyorum,” dedi kısık bir sesle, “ama sen istemiyorsan hiçbir şey yapmam…”
Kendimi biraz suçlu hissettim. Ruhum bedava bir tren yolculuğunda raydan çıkıyor gibiydi. Ama baktım ki elim elfin elini tutmuş bile.
Gece yarısına gelmişken içeri geçtik. Ayak seslerimiz ahşap zeminde yankı yaptı. Salonda koltuğa oturduk. Elif’in elleri benim karnımda dolanıyordu, öyle tatlı ve yavaşça hareket ediyordu ki, kendimi artık kayıtsız bırakamadım.
Birden bire öyle cümleler döküldü ağzımızdan:
“Elif, ben senden çok hoşlanıyorum galiba…”
“Bunu duymak için o kadar bekledim ki…”
Bakışının o sıcaklığı… yavaşça bana yaklaşmasına, ayaklarının benim bacaklarımın arasında dolaşmasına, parmaklarının boynuma değmesine karşı koyamadım. Dudakları dudaklarıma değdiğinde içimdeki adam yerine geçmemiş kadınlık arzusu patlamış gibiydi.
Birbirimizi öperken nefeslerimiz birbirine karıştı. Elif’in elleri yavaşça içime doğru yol aldı. Elimi göğsüme koydu, parmaklarıyla tenimi okşadı. Tişörtümün altından parmaklarını yavaşça sıyırdı, tam göğüs ucuma dokunurken nefesim o kadar hızlandı ki Elif usulca fısıldadı:
“Sen istersen… bak burda kalabiliriz, ya da…”
Cevap vermedim. Elleriyle belimi tutup beni kendisine çekti. Dudakları boynuma, göğsüme değdikçe titredim. O gece tüm utangaçlığımı bir kenara bırakıp Elif’in boynunu öptüm, dudaklarımı üzerinde gezdirdim.
O da bana özgürce dokundu. Eşofmanımın çizgisiyle beraber parmakları aşağı kayarken, ilk defa bu kadar çıplak hissettim – hem bedenen hem ruhen. Kenetlenmiş parmaklarımızla birbirimize daha çok yaklaşırken Elif’in nefesi kulağımda titreşiyordu.
Birbirimizin üzerindeyken, iç çamaşırlarımızı indirirken, sessizce kahkahalara boğulduk. Sanki yıllarca ertelediğimiz, üzerini örttüğümüz her şeyi bir gecede yaşıyorduk şimdi. O kadar aç ve isteklidik ki Elif’in teni tenime sürdükçe içimdeki tüm korkular yok oldu.
Yavaşça, birbirimizin vücudunda kaybolmaya başladık. Parmakları dudaklarımda gezdi, sonra göğsümde… sesimiz çıkmasın diye birbirimizin omuzuna kapanıyorduk ama bazen dayanamayıp inledik. Elif’in ıslaklığı teneffüs ederken kendi kendimi kaybettim. O anda gerçek olan tek şey bendim, Elif’ti, dudaklarımız ve ellerimizdi.
O gece, kendimle ilgili tek bir şey öğrendim; zamanında korktuğum, çoğu şeyi yasakladığım bu duygular, aslında içimde hep varmış.
Sabaha karşı, yorgun ve bir yandan da mutlu bir halde uyandık. Elif kolumun altına girmiş, saçları yana dökülmüş. Birbirimize bakıp durduk bir süre, sessizce.
Sonra Elif usulca, “Bir daha eski halimize dönemeyiz artık biliyorsun değil mi?” dedi.
O an sesim çıkmadı ama içimden “Dönmek istemem ki,” dedim usulca.
O gün bugündür, hala her gece şu balkona çıktığımda, Elif’in dudaklarının ve ellerinin tadı aklımdan gitmiyor. Uğruna yıllarca savaştığım o yasak, beni en çok özgürleştiren şey oldu galiba…