Bir akşam, Ankara’da bir devlet üniversitesinde öğrenciyken hayatımın hiçbir anının sıradan olmayacağını bilseydim, belki de o gün, okulun eski kütüphanesinde saatlerce takılmazdım. Hikayenin esas karakteriyim; adım Burak, 23 yaşındayım, üçüncü sınıf işletme öğrencisiyim. Özelliksiz denmez ama aşırı popüler de biri olmadan tipik bir üniversite hayatı sürüyordum. Sınıfımızdaki herkes gibi toplu halde derslere girip çıkıyor, sıklıkla maksatlı amaçsız kütüphane ziyaretleri yapıyordum. Arkadaş ortamım belliydi ve elbette ki aşk hayatım düz ve monotondu.
Gökçe’yi ise bir grup ödevinde tanıdım. Beş kişilik ekibimizdeki tek kişiyle hemen samimi olunurdu hani, o da Gökçe’ydi. Kıvırcık, omuz hizasında kestane saçları var; maviye çalan gözleri, normalin biraz üstünde bir fiziği ve hep gülümseyen dudaklarıyla dikkatimi çabucak çekmişti. Gökçe, Ege’li, 21 yaşında, iktisat okuyordu. Normalde arkadaşlığımız, “kız-erkek” ayrımı olmadan, gayet doğal, enerji dolu bir şekilde başladı. Ancak her karşılaştığımızda hareketlerinin, gözlerinden yansıyan bakışlarının altında daha derin bir şey aradığımı fark ettim. Gökçe de bazen gözlerini kaçırıp hafifçe kızarıyor, bana bakarken dudağını ısırıyordu. Bunları abartılı buluyordum; çünkü kendi kendimi gaza getiriyor olabileceğimi düşündüm.
Gökçe ile ilk iki ayımız, sadece ders notlarından ve sınavların zorluğundan şikayet etmekle geçti. Bir gün, WhatsApp grubumuzda, “Grupça kütüphaneye gidip, ödevi toparlayalım mı?” diye yazdı. Gökçe’nin “derdimiz iş, geceye kadar çalışırız” demesiyle herkes onayladı. Fakat akşam saat 7 gibi gruptan sadece ikimiz kaldık. Diğerleri “acil işlerim çıktı”, “başım ağrıyor” gibi gerekçelerle kayboldu. O anda, “Birlikte çalışırız, sorun yok” dedim; biraz da içim kıpır kıpır oldu. Boş masaların olduğu ikinci kata geçtik. Gökçe, yanımdaki sandalyeye oturdu, notlarını çıkardı.
Bir süre sonra, sadece aramızdaki kitaplara dokunarak göz göze gelmemek için çabaladım. Fakat Gökçe’nin bana değişik şekilde baktığını hissediyordum. “Seninle çalışma her zaman daha kolay Burak,” dedi alttan alta bir gülümsemeyle. “Ben de seninle vakit geçirirken daha dikkatli oluyorum,” diye cevap verdim. O sırada, cümlemin ağırlığını hissettim ve göz göze geldiğimiz an konuşulmamış şeylerin havada uçuştuğundan iyice emin oldum.
Çalışma sırasında dizleri bazen benimkine değip geri çekiliyor ve lafı değiştirmeden göz göze gelmeye devam ediyordu. Gerginliği bozmak istercesine “Biraz hava almaya çıkalım, bunaldım,” dedi. Arka çıkışta, karanlık ve sessiz bir hava vardı. Yavaşça yürümeye başladık, sıradan sohbetlerden uzaklaştık. Dışarıda birbirimize iyice yaklaştıkça, ikimiz de fazla cesur olamıyorduk ama bedenimiz daha fazla yakınlaşmamızı ister gibiydi.
Bir iki gün sonra, Gökçe bana gece mesaj attı. “Dün akşam yanında kendimi rahat hissettim, seni farklı buluyorum Burak.” Bir anda kalbim hızla atmaya başladı. Birkaç saniye, ne yazacağımı bilmeden bekledim. “Ben de sana karşı aynı şekildeyim. Aramızda bir şey var, değil mi?” Yazdım; birkaç küçük kahkaha emojisiyle cevap geldi.
Düşüncelerim karmakarışıktı. Günlük hayatta cesaretle yapılan bir itiraf, ciddiye binince insanı korkutuyormuş meğer… Teklif, “Cuma akşamı kütüphanede yine buluşalım mı?” diye geldiğinde, niyetimizin aslında ders olmayacağını her ikimiz de anlamıştık.
Cuma akşamı tekrar buluştuğumuzda daha az çekinerek davrandım. Tüm gün kafamda “Ya yanlış anladıysam?”, “Ya sandığım gibi hissetmiyorsa?” dedim. Bir yandan da istiyordum bu buluşmayı… Kütüphanenin, diğer katlarında kimse olmadığını iyice gözlemledik. Gökçe, bana gülümsedi ve “Yedek kitaplar için ayrılmış bir okuma odası varmış, oraya gitmek ister misin?” dedi. “Tamam,” deyip peşine takıldım.
Küçük, loş ışıklı, tozlu bu oda, tüm üniversitede kimsenin uğramayacağı bir yerdi. Gökçe, kapıyı kapattı. Aramızda bir metre anca vardı. Askılı, dar bir t-shirt giymişti. Kalçamdan gelen sıcaklığı içimde hissettim.
Elimi kitaplığa destek verir gibi koyup, ona yaklaştım. Aramızdaki mesafe neredeyse kalkmıştı. “Burak,” dedi hafif titreyen bir sesle, “Ne zamandır böyle hissediyorsun?” O an, saklamadım. “İlk gün gülüşünü görmem yetti.” Dedim. Gözlerinde bir parıltı oluştu; bana yaklaşırken nefes alışverişimiz hızlandı. Gökçe’nin parmaklarını boynuma dolaştırdığını hissettim, tenimin ürperdiğini açıkça fark ettim.
Yavaşça yanağını okşadım ve dudaklarına yaklaştım. Kıpır kıpır bir heyecan, içimde patladı. Dudaklarımız birleşince, içimde tüm haftanın, iki aydır sinmeye meylettiğim arzunun aniden ateş aldığını fark ettim. Aceleci davranmadım, önce incelikli birkaç öpüşme, sonra Gökçe’nin elleri ellerimde dolaşmaya başladı. Gömleğimin ilk iki düğmesini açtı ve göğsümdeki sıcaklığı hissetmeye başladım. Ellerim ise, onun belini okşamaya başlamıştı.
Küçük odanın sessizliğinde, Gökçe “Birisi gelir mi?” diye fısıldadı. “Burası kilitli, endişelenme,” dedim ama sesim de titriyordu. O an, Gökçe bir an tereddüt etti, ellerini yavaş çekti. Kısa bir tereddüt… “Gerçekten emin misin?” dedi. O an baktım gözlerinin içine. “Daha önce hiç böyle hissetmedim, ama evet… İstiyorum,” dedim. Gökçe gülümsedi. “Benim için de yeni bir duygu bu. Biraz korkuyorum, ama yanımda olmak iyi hissettiriyor.”
Karşılıklı dokunuşlar, öpüşmeler giderek arttı. Gövdem ona, o bana biraz daha yaklaştı. Aramızdaki sınırlar yavaşça kayboldu. Ellerim onu incitmeden bastı dizleriyle bacaklarının arasına hafifçe girdi. O ise, tişörtünün altındaki tenini avuçlarıma bıraktı, sütyeninin askılarını kendisi omuzlarından aşağıya indirdi. Dudaklarım boynunda gezinirken, onun kıpırdanışlarını izliyordum. “Daha önce hiç bu kadar… şey olmamıştım, Burak,” dedi kısık sesle.
Gömleğimi tamamen çıkardım, bedenlerimiz birbirine iyice yaklaştı. Gökçe, üstüme atlayıp biraz hızlanınca “Sss, yavaş,” dedim… Kıkırdayarak durdu, gözlerinde arzu dolu bir bakışla bana bir şeyler fısıldadı; “Çok istiyorum.” Ellerimizi tutarak birbirimize sımsıkı sarıldık, ben pantolonumun fermuarını açtım, o ise kotunu aşağıya çekti. İç çamaşırlarımızı, nefesimizin kesildiği o anda, aynı anda çıkardık. Yavaşça, bir anda birbirimizin teninin sıcaklığında kaybolduk.
İlk anda, cesaretli davranamadık. Sırtına dokunurken, o ellerini kalçama attı… Vücudumun tamamını dudaklarıyla keşfetmeye başlamıştı. Aramızdaki cinsel gerilim, baştan çıkaran bir ateş topuna dönüştü. Bedenlerimiz birbirini hissettikçe, onun teninin kokusu beni daha fazla tahrik ediyordu. Sanki ilk temaslarımızda bile birlikte olmamız kaçınılmazdı; ama ikimiz de adım adım ilerlemeye, birbirimizi cinsellikte daha iyi tanımaya karar verdik. Yavaşça üzerime uzandı, sıcaklığını tüm damarıma işledi. Göğüs uçlarını, dudaklarımla incitmeden emiyordum. Gökçe’nin inlemeleri, küçük odayı doldururken, bacaklarının arasına daha fazla sızdım. Penisimle onun arasındaki ıslaklığı hissettim. Gökçe’nin nefesi daha hızlı çıkıyordu. “Hazır mısın?” diye sordum, başıyla onayladı, gözleri kapalıydı.
Yavaşça içeri doğru girdim. İkimiz de ilk anın verdiği hazla ürperdik. Gökçe’nin tırnakları sırtıma hafifçe battı. O an, bedenlerimiz temas ettikçe aramızda daha yoğun bir bağlılık oluştu. Yavaşça hareket etmeye başladım, Gökçe’ye bakarken, onun gözlerinde hem arzu hem de hafif bir tedirginlik gördüm. O da her hareketimde bana sarıldı, dudaklarını boynuma bastırdı. İkisinin de nefesi hızlanıp iç içe geçti. Birkaç dakika sonra hızımız arttı, bağırışlarımıza engel olamıyorduk; ama o an kimseyi düşünmüyorduk…
İki bedenin birleşmesi, o küçük odanın havasını bambaşka bir hale getirdi. Gökçe, “Çok iyi hissettiriyorsun,” dediğine göre, bence de ilk sefer için daha güzel bir şey yaşayamazdık. Bitirdiğimizde; terlemiş, nefes nefese ve hafifçe titrer haldeydik. Sarıldık, üstümüzü giyerken bir süre konuşamadık. “Böyle olacağını tahmin ettim ama bu kadarını beklemiyordum,” dedi Gökçe. Ben de “Keşke zaman dursa, hep böyle kalsak,” dedim; güldü, saçımla oynadı.
Bir süre sessizce odada oturduk, aklımızda bin bir ihtimal. Sonra, birbirimize bakıp, güldük. “Bir dahaki sefere başka bir yer seçelim, burası fazla tehlikeli,” dedi. Aramızda oluşan bağ, o günden sonra hiç kopmadı. Biz artık kütüphane aşıklarıydık – başka kimsenin kolay kolay cesaret edemeyeceği bir gecenin sırdaşları…