Bu yaz yaşadıklarımı buraya dökmek, bir nevi içimi dökmek gibi geliyor. Kimseye anlatamadım, kimseye söylesem zaten bana da inanmazlar diye düşünüyorum. Ama ben yaşadım, hem de tüm heyecanı, kararsızlığı ve tadıyla… Belki anlatırken hâlâ yüzüm kızarır diye çekiniyorum, belki de içten içe birileri bilsin, beni anlasın istiyorum. Adım Aslı, 23 yaşındayım ve bu olanlar geçen yaz başıma geldi.
Üniversitenin üçüncü senesindeydim, inzivaya çekilmiş gibi geçen sınav döneminden sonra İstanbul’daki yaz stajı bana ilaç gibi gelmişti. Okuldan “büyük” sayılan bir yayın evinde asistan olarak çalışmaya başladım. İşte hikâyenin başladığı yer de tam burasıydı.
İlk gün ofise girdiğimde gözümün ilk takıldığı insan, stajdan sorumlu editörümüz Baran Bey oldu. Kıvırcık koyu saçları, hafif sakallı yüzü, kendine inanılmaz güvenli bakışları ve rahat tavırları ile diğerlerinden bariz farklıydı. Kaç yaşında olduğunu bile bilmiyordum o an, ama otuz başlarında görünüyordu. Daha sonraki sohbetlerde, gizli gizli Google’dan stalk yaparken, 32 yaşında olduğunu öğrenince şaşırmamıştım. Aramızdaki farkı bile başta ciddiye almamıştım, ta ki onunla baş başa kalana kadar.
İlk haftalar asistan gibi klasik işler yaptım; kahve getir götür, fotokopi, araştırma derken zaman akıp geçti. Baran Bey, çoğu zaman kibar davransa da, ara sıra bana kızgınlıklarını belli eden bakışlar atıyor, toplantılarda beni gözleriyle sıkıştırıyordu. Bir gün dosya karıştırırken, üzerime doğru eğildi, masanın üzerinde elleriyle bana yaklaşırken soluk alışını neredeyse tenimde hissettim. Bir anda odada bir elektrik havası oluştu, birkaç saniye göz göze geldik. O an tarifsiz bir gerilim vardı. Dışarıdan bakıldığında iki iş arkadaşının olağan bir anıydı belki, ama içimden bir şeylerin yavaş yavaş çatladığını hissettim.
Bir akşam mesaiye kalınca, Baran Bey’le ofiste neredeyse baş başa kaldık. Ben bir köşede dosya düzenliyordum, o ise bilgisayar başında bir şeyler yazıyordu. Birkaç kez gözüme bakıp sonra bir şey sormak istercesine sustu. Arada göz göze geldiğimizde başımı çevirdim, anlam vermeye çalıştım. İçimde kurduğum cümleler bir türlü dudağımdan çıkamıyordu.
“Çok yoruldun galiba,” dedi sonunda.
“Biraz… Ama alışırım, sorun yok,” dedim.
“Yaz dönemi İstanbul çeker insana. Hele senin gibi yeni stajyerlere hemen kolay gelmez,” deyip bana gülümsedi.
O an dudağının kenarında beliren hafif tebessümü izledim. Karşılık vermeye çalıştım ama utandım, kafamı dosyaya gömdüm.
Bu bir haftanın bu tarz küçük oyunlarıyla geçti. Ben bazen haklı çıkmayı beklerken, bazen de sadece göz göze gelmeyi isterken buluyordum kendimi. Sabahlara kadar ‘acaba bana mı öyle bakıyor, yoksa ben mi kuruyorum’ diye düşündüm. Birilerine açılsam; “Boşuna havaya giriyorsun, o senden büyüktür, hayatı başkadır” falan diyeceklerine emindim. Ama bu bakışmalar ve kaçamak temaslar beni günden güne daha da içine çekti. Ne kadar uğraşsam da ona çekildiğimi inkâr edemedim.
Bir cuma akşamı, iş çıkışı ekiple bir kafeye gitmemiz istenmişti. Küçük bir kutlama vardı. Masanın etrafında eğlenceli sohbetler dönerken, aslında gözüm sürekli Baran Bey’deydi. Oysa o herkesle muhabbet ediyor gibi gözüküyordu ama bir an geldi, yanımda boş duran sandalyeye geçti. Omuzum, onun koluna değdiğinde vücudumun ısısı arttı sanki. Hafif parfüm kokusu, teninin sıcaklığını yakınımda hissetmek delirticiydi.
“Kafanı kaldırabileceğin kadar rahat mısın şu an?” diye sordu alaycı bir ses tonuyla.
Açıklama yapacakken bittim; “Sen buraya böyle yan yana oturunca galiba biraz heyecanlandım,” dedim, istemsizce fosfor gibi kızararak.
Bir çırpıda kahkaha attı, bana baktı, “İyi, ben de rahatım. Sadece bazen insanların ne düşündüğünü merak ediyorum. Sence ben nasıl biriyim?”
Ne dememi bekliyordu cidden bilmiyorum ama başımı yana eğip, gözlerinin içine bakmak istedim. “Biraz mesafeli, ama aynı zamanda çekici birisin galiba,” dedim. O an patavatsızlık mı ettim, yoksa onun ilgisini çekebildim mi, çözemedim. Sadece gözleriyle üzerimde gezinmesini, kelimelerin havada kalmasını hissettim.
Arkadaşlar ayrıldı, gece sona erdiğinde Baran Bey ve ben kafede baş başa kalmıştık. Hesabı ödedikten sonra “İstersen arabayla bırakabilirim seni,” dedi. Normalde asla kabul etmezdim. Ama o an başka bir refleks devreye girdi içimde, “Tamam, süper olur,” deyiverdim.
Birlikte arabaya bindik. Yolda konuşmalar genellikle gündelikti. Apartmanın önüne gelince geri çeviremeyeceğim bir soru sordu: “Yukarı çıkıp bir kahve içmeye ne dersin? Başka bir niyetim yok, belki biraz sohbet ederiz.”
İşte burada kafam karmakarışık oldu. Gitsem, sanki her şey daha baştan belli olacak, ama içimdeki o merak, çekim, yaşamak istediğim şeyler beni aşıyor. Reddetsem sabaha kadar “acaba” diye uyuyamayacağım. Ne gariptir ki, birkaç saniye sessizlikten sonra “Tamam,” dedim. Hayatımda verdiğim en hızlı kararlardan biri oldu.
Evin kapısından birlikte girdik. Salonda koltuğa geçtik, çay demlendi. O kısa süre boyunca ayakta birkaç kelime ettik. “Bu ev bana fazla büyük. Bazen böyle anlarda insan birinin sohbetini özlüyor,” dedi sessizce.
Dışarıdan bakınca belki sıradan iki arkadaş gibiydik ama içimizde bir dalga gidip geliyordu. Eline fincanı aldığında parmaklarının uzandığı noktaları izledim, ellerinin büyük ve sıcak olduğunu fark ettim. Sohbet ilerledikçe, konuşmalar daha kişiselleşti. Ben, onun bir anda dizime dokunmasına alışmaya çalıştım. Dıştan sakin dursam da içimde fırtınalar kopuyordu.
Bir süre sonra, “Biliyor musun Aslı, bazen insanın kafa karışıklıkları vardır. Ben de şu an fena karışığım,” dedi, yüzüme bakarak.
“Ben de fark etmeye başladım, galiba bu yabancılık hissiyle güzelce baş edemiyorum,” diyebildim.
Bu sefer daha yakın oturduğunu fark ettim. Dizim dizine değdi, parmak uçları elime uzanırken nefes alışverişlerimiz hızlandı. Gözlerimizin, dudaklarımızın birbirine bu kadar yaklaşmasında garip bir çekim vardı.
Bir anda sesim titreyerek, “Baran Bey… Ne yapıyoruz biz?” dedim.
Başıyla yana yaklaştı, “Sanırım… anlamamak imkânsız. Ama hiç acelemiz yok, sadece merak ettim; gerçekten istiyor musun?” dedi.
Bu soru bende bir saniyeliğine tüm büyüyü bozacakmış gibi hissettirdi. Bir an duraksadım. Çocukluktan kalma öğretiler, “hayır” deyişler zihnimde dönüp durdu. Ama sonra o anı yaşayamayacağım ve hep pişman olacağım hissi ağır bastı. Gözlerinin içine tekrar baktım.
“Evet,” dedim sadece.
Tüm içimde bir sıcaklık yayıldı. Baran Bey elleriyle yanağıma dokundu, ardından dudaklarımıza kapalı bir öpücük kondurdu. O kadar yumuşak, o kadar çekingen başladı ki; ben ilk defa biriyle böyle bir elektrik hissettim. Dilimiz birbirine dokunmaya başladığında, kollarımla onun boynuna sarıldım.
Bir anda üzerime kapandı, gömleğimin düğmelerini yavaşça çözerken, tenime dokundu. Göğüslerime uzanan elleriyle nefesim hızlandı. Parmak uçlarımla saçlarını karıştırırken, beni yavaşça koltuktan yatağa taşıdı.
Göz göze geldiğimizde, “Bu sadece bir gece mi olacak?” diye sordum.
Gülümsedi, “Sabahı bile düşünemiyorum şu an,” dedi ve beni altına aldı. Dudakları göğüslerime indiğinde bedenim titreşirken, bir anda tüm tabularımdan sıyrıldım. Artık dokunmasını, bana sahip olmasını istiyordum. Kendi ellerimle pantolonunu çözdüm, tenine temas ederken aramızdaki sınır tamamen kalktı. Baran bana ağırlığını verdi, penisini bacaklarımın arasına alırken, önce yavaşça, sonra giderek daha hızlı hareket etmeye başladı.
İlk başta utangaçça iç çekişlerimiz, kasıklarıma inen ellerinde yavaşça çözülmeye başladı. Onun her hareketi beni deli ediyordu. Sertleşmiş memelerime dokunurken, teninin sıcaklığı vücudumun her noktasına yayıldı. Bacaklarımı beline dolayıp, ona daha çok yaklaşırken içimde bir patlama noktasına eriştim. En sonunda dayanamadık, ikimiz de kendimizi bıraktık; odada sadece nefeslerimizin, vücudumuzun birleşme sesi yankılandı.
Sonrası… Sonrası bir süre sessizdi. Sadece kollarında yatarken içim huzur doldu. “Yarın ne olacak?” diye sormak bile gelmedi içimden. Sanki her şeyi baştan yaşadığım, yeni doğmuş gibi taze bir histi. Sabaha kadar uyanık kaldım, ona sarılıp kendimi hiç olmadığım kadar özgür hissettim.
O gece, sınırları aştık. Ve ben, iş yerinde otorite olan, gerçek hayatta ise karşı konulmaz bir adamla ilk defa bir “yasak” zevkini tadarken, hayatın bazen insanı nasıl zor bir kararsızlığın eşiğine getirdiğini de anladım.
Çünkü bende asıl iz bırakan, sadece bir seks gecesi değil, o akşam içimde yaşadığım kararsızlık ve ardından gelen çılgınca arzuydu.