Uzun zamandır birinin yanında kendimi böylesine heyecanlı hissetmemiştim ama yine de başlamadan önce söylemek istiyorum; asla birine zarar vermek niyetinde değildim. Bir sır olarak içimde kalacaktı ama bu geceyi, ne zaman tek başıma kalsam hatırlayacağım.
Benim adım Can, 32 yaşındayım, İstanbul’da orta ölçekli bir reklam ajansında müşteri temsilcisiyim. Yıllardır yalnızım, hayatım iş-ev arasında geçip gidiyor. Üniversiteden mezun olduğumdan beri büyük hayallerin peşinden koştum ama her seferinde bir şekilde tökezledim. Ajans işine de istemeden başladım, çok dinamik, çok enerjik bir ortam gibi gelse de bir süre sonra monotonlaşmaya başladığını fark ediyorsun. Herkes birbiriyle tanışık, kimin ne yaptığı aşağı yukarı belli.
Haziran ayıydı, ofistekiler sırayla tatile başlayınca işler yoğunlaşmıştı. Bir gece fazla mesai yapmam gerekince, bizim departmanın yeni kızı Zeynep de ofiste kalacağını söyledi. Açıkçası normalde pek bulaşmam, insanlar beni biraz soğuk bulur. Ama Zeynep, geldiğinden beri kafamı kurcalıyordu, gülüşü değişikti. İlk başta çok cıvıl cıvıl gibi gelse de arada bir bana uzun uzun baktığını, özellikle yalnızken gözlerini çekinmeden üzerimde gezdirdiğini fark etmiştim.
O akşam işler uzadı, herkes çekip gidince ofiste bir tek ikimiz kaldık. Zeynep’in masası pencerelere yakın, hemen çaprazımda. Elinde ajansın o eski, sallantılı çay bardağı, camdan dışarıya boş boş bakıyor. Sessizliğin içinde ofisin floresan ışıkları, klavyelerin sesi, bir de arada Zeynep’in derin iç çekişini duyabiliyorum.
“Hala uğraşacak mısın?” diye sordum, başını bana çevirmeden. O kadar alçak sesle söyledi ki neredeyse duymayacaktım.
Ben: “Birazdan toparlarım, sen istersen git,” dedim.
“Buralar geceleri çok kasvetli oluyor, sen kalınca insanın içi o kadar garip hissetmiyor,” dedi gecenin verdiği o tınıyla. Kirpikleri gözlüklerinin arkasından net seçilemiyordu ama yüzünde bir yorgunluk ve biraz da merak vardı.
İki dakika öyle sustuk. Sonra çayını masama bıraktı, sandalyesini çekip yanıma oturdu.
“Sana bir şey soracağım,” dedi yavaşça. “Burası dışında çıktığın kimsen var mı? Ofisten birini diyorum hani…”
Direkt konuya girmesi beni şaşırttı. Benim gibi biri için bu epey açık bir girişti. Hafifçe gülümsedim, “Yok,” dedim, “hiç denemedim bile.”
O zaman yüzüme ısrarla bakıp sessiz kaldı. Kıvırcık saçları yüzüne düşmüştü. “Ben de bir kere denedim, pişman oldum. Ama sonra insan birini arıyor burada.”
O cümleden sonra bir şeyler değişti sanki. Ellerim hafifçe terlemeye başladı. Zeynep’in üstünde dar bir siyah tişört, altında kot pantolon vardı. Diz kapağını masanın altından neredeyse değdiriyordu bana.
Sersemlemiş gibi hissetsem de lafı çevirip asıl ne söylemek istediğini sordum. Utanarak güldü, “Hakikaten sana sorsam, garipsersin belki ama… İşten sonra, şu an diyelim, nereye gitmek isterdin?”
İçimin bir yerinde buz gibi bir korku, ama aynı anda bir yanım da “Denesene,” diyordu. Aklımdan türlü şeyler geçiyor: Eğer aramızda bir şey başlarsa, yarın ofiste göz göze geldiğimizde ne olur? İnsanlar anlar mı? O kadar iş ortamında buna değer mi? Ama gözlerime baktığında, istemeden dudaklarım ısınıyor, dilim damağıma yapışıyor.
“Zeynep, doğruyu istersen ben bu konuda acemi sayılırım. Böyle bodoslama konuşulunca kitleniyorum,” dedim.
“Mesela biriyle sadece sevişmek isteseydin, bunu söyler miydin?” Sesinde hafif bir titreklik vardı.
Omuzlarımı silktim, “Söyleyemem ama isterdim,” dedim.
Bir an sustu, sonra hafifçe bana doğru eğildi. Lavanta kokusu burnuma geldi. “Biliyorum, ben de,” dedi, “o yüzden belki de böyle açıkça konuşabilmeliyiz.”
Yüzünü tamamen bana yaklaştırınca içimde bir şeyler koptu. Damarımda akan her şey ateşe döndü. Yavaşça kalçamı sandalyeye kaydırdım. Hala bir yanım, “Yarın sabah başka bir şey hissedeceksin” dese de öteki yanım ellerimi titretmeye başladı.
Ellerini dizlerimde hissettiğim anda nefesim kesildi. Şehvet o noktada yükselmeye başladı. Ofiste, gece yarısı, iş sonrası bir başınasın ve biri elleriyle seni yokluyor. Saatin kaç olduğunu, dışarının aydınlığını unuttum.
Ellerimle saçına dokundum. Boynum boyunca varlığına izin verdim. Dudaklarımız birkaç santim kaldı, önce çekildim.
“Bunu burada mı istiyorsun?” diye sordum.
“Başka nerede yapabilirim? Şimdi, burada… Kafamda dönüp duran her şeyi bırakmak istiyorum,” dedi iç çekerek, belki de beni kandırmak istercesine. Her seferinde bana yaklaşırken gözlerindeki o istek büyüyordu.
Son hamlemi yaptım. Gömleğimden yakalayıp kendine çekti. Dudaklarımdaki harareti, boynunda dolaştırdığı parmaklarını, bedenime bastırdığı göğüslerini hiç unutmayacağım. Dizimin üstünde elleriyle oynadı. Belini bana çevirdi, bir an nefesini boğazımda hissettim. Hiç böyle bir şeyi deneyimlememiştim. Zeynep, bana dokundukça vücudumda elektriklenme vardı.
“Gömleğini çıkar,” dedi birden. Tepkimi ölçmek için bakıyordu. Titreyerek düğmelerimi çözdüm. Tişörtünü kafasından geçirip attı. Sutyenini elinin tersiyle kaydırdı, göğüsleri avuçlarımda, dudaklarım onun başında gezerken ofisin sessizliğinde sessizce inlemeye başladı.
“Can… Ofiste olduğumu unutmak istiyorum, çok istiyorum,” dedi arada.
Parmaklarını kemerimde gezdirirken sesi kısık, nefesi ritmimdeydi. Masanın ucunu tutup bana arkası dönük çömeldi. “Daha fazla yaklaş,” diye fısıldadı. Eteğinin fermuarı açılmıştı. Her hareketimizde sandalye gıcırdıyor, yer yer tedirgin olup duraksıyorduk ama şehvet aklımızın önüne geçti.
Pantolonumu ağır ağır indirdi, iç çamaşırımda şimdiden çoktan sertleşmeye başlamıştım. Ona dokundukça yavaşça inledi, göğüs uçları avuçlarımda hızla sertleşiyordu.
Zeynep bir anda bana dönüp, yanağımı okşayıp dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Dilini ağzıma sokup yavaşça emdi, cinsel enerjimiz ofiste havayı titretti.
“Çabuk ol, daha fazla bekleyemiyorum,” dedi, titrek sesiyle.
Parmaklarımı onun kalçasında gezdirdim, dizlerini açtı. Külotunu dizine indirdim, belli ki epey ıslanmıştı. Elleriyle kemerimi çekip pantolonumu tamamen aşağıya indirdi. Sertliğimi avuçladı, kısık bir “Offf,” sesiyle, dudağını ısırdı.
“Sana çok fena ihtiyacım var Can, hadi,” dedi.
O anda elimin dört parmağını onun ıslaklığında gezdirdim, baş parmağımla klitorisini buldum, titredi. Yavaşça içeri girdim, sıcaklığı bütün bedenimi sardı. Zeynep, masanın üstüne kapandı, ben arkasında, sıcağında eriyordum. Her itişte, ofisteki dosyaların arasından nefes nefese inliyordu.
“Can, daha derin… bırakma!” dedi, kalçalarını bana daha çok bastırarak.
Bir elim saçını tutarken bir elim vücudunda geziyordu. Yavaş yavaş tempoyu arttırdım, ofis sandalyesinde, bir elimle masadan destek alırken hızlandım.
İkimiz de fazla sessiz kalamayınca arada bir “Sssşt! Duyacaklar,” deyip gülüştük, ama neredeyse sabah olacak, kimse yoktu. Zeynep, başını geriye atıp inledi. Islaklığı bacağımda hissediyordum.
Tam o anlarda kendimden geçtim. Zeynep’in bedeninin her yerini elimin altında hissettim. Boşalmama saniyeler vardı. O da bunu anladı, hızını kesmedi, kendini daha derine itmeye devam etti. Birlikte ofisin ortasında, eski ama sağlam masanın üzerinde bitiş noktasına geldik.
Sırt üstü masada kaldı bir süre, ağır ağır nefes alıyordu. Saçları dağılmış, gözlerinde hâlâ arzu dolu bir bakış vardı.
“Delilikti biliyorum,” dedi, kısık sesle gülerek, “ama hayatımda en gerçek andı belki de.”
Ben de ona sarılıp, “Belki de buna hep ihtiyacımız vardı,” dedim.
Her zaman tekrar yaşar mıyız, bilmiyorum. Ertesi sabah herkes geldiğinde, aramızda bir sır gibi, kimsenin bilmediği bir bakış vardı. Ama o gece hayatım boyunca unutamayacağım bir gece olarak kalacak.