Hayatımda ilk defa böyle bir şeyi anlatacak cesareti bulduğum için heyecanlıyım. Belki de anlatmam gerek çünkü içimde saklayınca daha çok büyüyor gibi. Aslında sıradan bir insanım, bugüne kadar anlatacak bir hikayem bile yoktu. Ama geçen yaz kuzenim Zeynep’le yaşadıklarım hâlâ aklımı kurcalıyor. Baştan söyleyeyim, ortada yasak ya da saçma bir durum yok; her şey kendiliğinden, zamanla oldu. Zeynep, benim çok yakın arkadaşım değil, uzak kuzenim sayılır ve yaşlarımız da yakın: ben 25, o 23 yaşında. Bu hikaye bir evde, sessiz, sıcak bir yaz akşamında başladı.
Her yaz ailecek Sapanca’daki yazlıkta buluşuruz. Geçen sene kuzenler uzaktan gelmişlerdi ve kalacak yer az olunca annem bilek güreşiyle (!) “Emre kuzeniyle aynı odada yatar herhalde” diyerek bizi odaya tıkıverdi. Önceleri biraz tuhaftı. O da ben de büyümüştük artık; birimizin televizyonu açıp öbürünün kulaklıkla uyuduğu yıllardan çok uzaktaydık.
İlk birkaç gün gerçekten birbirimize fazla aldırmadık. Zeynep evde genelde pijamayla dolaşıyor, odada uzun uzun telefonuna bakıyordu. Ben de playstation’a sardım iyice. Çocukluğumuzdaki gibi samimi değildik ama birbirimize karşı herhangi bir terslik de yoktu. Akşamları balkon sohbetinden başka doğru düzgün bir etkileşim olmuyordu. Ta ki yaz gecelerinin o bunaltıcı sıcaklığı bastırana kadar.
Bir gece, bir türlü uyuyamıyordum. Ufacık odada vantilatör ne kadar çalışsa boş. Kıpır kıpır dönüp durdum, çıkıp balkona sigara içmeye karar verdim. Kapıyı açarken Zeynep’in hala uyanık olduğunu fark ettim. O da yatağın ucunda telefona bakıyordu, üstünde ince bir şort, askılı bir tişört. Hafif bir gülüşle, “Uyuyamıyor musun?” dedi. Ona gülümsedim, “Sen?” dedim. “Hayır, odamız sauna gibi zaten,” dedi. Malum aile evi, fazla açık saçık hareket etmemeye çalışıyorum ama Zeynep gecede kimseden çekinmiyor gibiydi.
Dışarı çıktık, balkonun alçak betonuna oturduk. Zeynep elindeki birayı bana uzattı, biraz şaşırdım – ailemiz çok sıkı değildir ama gece gece gizli bir kaçamağa benziyordu. Kısa kısa sohbet ettik, üniversite, iş, sevgililer… Laf döndü dolaştı yalnızlığa geldi. Zeynep “İstanbul’da erkekler çok problemli, samimi olmaya çalışınca hemen yanlış anlıyorlar,” dedi. Ben de gülerek, “Kızlar da çok karmaşık,” diye hafif sululuk yaptım. O an aramızda öyle tuhaf bir yakınlık oldu.
İlk gece hiçbir şey olmadı tabii, ama yatakta dönüp dururken onun balkon ışığındaki teni, kahkaha atarken dudağının kıvrılması, bana uzattığı ince bileği… Aklımdan çıkmadı. Kendi kendime “Saçmalama, o senin kuzenin” dedim, sonra “Ama aslında kan bağımız bile yok, uzaktan akrabayız, hem habire yurt dışında okumuşum, yılda iki kere görüyorsun…” gibi şeylerle kendimi kandırdım. Sabah kalktığımda her şey normaldi, Zeynep gayet rahattı. Ama o geceden sonra artık odada ikimiz de farklı davranıyorduk. Birbirimize bakmalar uzadı, laflar hafif tonda flörte kaymaya başladı. Kısa şortlarla dolaşmalar arttı.
Bir akşam herkes dışarı gitti, evde sadece ben ve Zeynep kaldık. Kafede oturan aile grubuna katılmak hiç cazip gelmedi bana. Zeynep de “Film izleyelim mi?” dedi. Oturma odasına kuruldum, o patlamış mısır yaptı. Samimi ama utangaç bir ortam vardı. Beraber “Friends” izlemeye niyetlendik, Zeynep koltuğa yan yana oturdu. Ara ara omzum bana değdiğinde içimden bir elektrik geçti, ama açık olmak gerekirse, ben de tedirgindim. Aklımdan sürekli “Acaba yanlış mı anlar, yanlış yapar mıyım?” gibi sorular geçiyordu.
Bir noktada uzaktan bakınca, Zeynep’in bana bakışları daha bir cüretkârlaşıyordu. Göz göze gelince gülümsedi, ben de başımı çevirdim. Elini omzuma koydu, sıradan bir hareket gibi. Ama hissettiğim şey dizlerimi titretti. Hani bir an gelir, aklındaki bütün kurallar yavaş yavaş çözülmeye başlar ya, öyle… O akşam bir türlü elimde olmadan gözlerimi Zeynep’in tenine, dudaklarına kaydırıyordum. Bir yerden sonra ben de gözüme göz göze bakmaya başladım. Filmi izlemeyi bırakmıştık. Bir süre sonra Zeynep şaka yapar gibi, “Sıkıldın mı, gelsene buraya,” dedi. Utangaç bir şekilde yanına kaydım, popomuz birbirine değdi, kollarımız hafifçe çarpıştı.
O an, sanırım işin ciddiyetini fark ettim. Bir tarafım “Hadi, hayat kısa, bırak kendini,” diyordu, öbür yanım ise “Sakın, geri dönüşü olmaz” diye bağırıyordu. Kalbim küt küt atıyordu. O an Zeynep’in bana hafifçe dokunması, gözlerime bakıp dudaklarını ısırması, içimde başka bir sayfa açtı.
Dayanamadım, elimi dizine koydum. Isındığını hissettim, o da hareketine karşılık verdi, dizini bana doğru çekti. O an aramızdaki tüm sınırlar eriyip gitmişti sanki. Zeynep bana döndü, gözlerinin içine baktı ve hafifçe “Biraz fazla mı yakın olduk?” dedi. Ben cevapsız kaldım, bir yandan kafamda ama’sı, fakat’sı dönüyor, bir yandan içimde büyüyen o arzu daha önce hiç yaşamadığım kadar gerçekti. Cevap olarak sadece “Sus” dedim ve dudaklarını öptüm.
Zeynep önce şaşırdı, ama hemen karşılık verdi. Dudaklarımız birbirine karıştı, nefeslerimiz hızlandı. Hiç acele etmeden; dudaklarının tadını, ellerinin sıcaklığını hissettim. Kolunu boğazıma doladı, parmaklarını ensemde gezdirirken nefesim iyice hızlandı. Tişörtünün altından yavaşça beline dokundum, tenine dokundukça Zeynep’in nabzı da hızlanıyordu. Bacaklarını sıcaklığını hissettim, aramızda nefes nefese bir cinsel enerji artıyordu. Ben ona yaklaştıkça, o bana daha çok teslim oluyordu.
Bir süre sonra Zeynep iç çekerek, “Bunu gerçekten istiyor musun?” dedi. Gözlerine baktım, belli ki kafasında onun da soru işaretleri vardı. “Evet, deliler gibi,” dedim. O sırada tişörtümü çekip çıkardı, ellerini göğsümde gezdirdi. Ben de yavaşça tişörtünü çıkardım, çıplak tenini gördüğümde vücuduma bir cayır cayır ateş düştü. Cinsel gerilim tavan yapmıştı artık aramızda. Şortunun içine elimi atınca o an, birden kendimizi frenledik. Kara kara düşündük, “Birimiz girip çıkacak mı? Annemiz babamız gelirse ne olur?” dedik ama sonra Zeynep kulağıma fısıldadı: “Şimdi başlarsa bitiremeyiz…”
Ama dayanamadık, bir anda kendimizi koltukta birbirimizin üzerinde bulduk. Dudaklarım boynunda, ellerim göğsünde, o ellerini belimde gezdiriyor, tırnaklarını sırtıma geçiriyordu. Şortu iyice aşağı ittim, külotu kalçalarında hafifçe kaydı, dudaklarımız bir an bile ayrılmadı. Parmaklarımı bedeninde gezdirdim, ıslaklığını hissetmek beni iyice delirtti. O ilk dokunuşun heyecanı, parmaklarımın arasında kayboluşu, vücudunun bana teslim olması…
Zeynep koltukta iyice uzanıp bacaklarını açınca ben de üzerindeydim artık. Dudaklarım göğsünden aşağıya kaydı, dilimle ucuşan tenine hafifçe dokunarak izler bıraktım. Kalçamı iyice bacaklarının arasına yerleştirdim. Zeynep aklıma “İçeri gir” dediğinde tedirgindim ama vücudumun her noktasıyla onu istiyordum. Sonunda içine girdim, ilk anki sıcaklığı, ıslaklığı beni mahvetti. Birbirimize öyle bir sarıldık ki, yastıkların üzerinde kaybolduk. Zeynep’in nefesleri, arada kulağıma fısıldadığı küçük küfürler, parmaklarını sırtımda gezdirişi, vücudumun her yerini ezberlemiş gibiydi.
Her şey bittikten sonra bir süre birbirimize sarılıp sessizce durduk. Gözlerimiz dolu dolu, utangaç bir gülümsemeyle birbirimizi izledik. “Bunu yapmamamız gerekiyordu belki…” dedi sonunda Zeynep, ama sesinin altındaki mutluluğu da gizleyemiyordu. Ben de “Bilmiyorum, ama asla pişman olmam” dedim. O yaz bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı; ama bilmenizi isterim ki, bazen yaşanması gereken şeyler oluyor ve ne kadar karşı koysan da o anın büyüsüne kapılmadan duramıyorsun…
Bu hikaye benim hayatımdaki en gizli, en tatlı sırdır. Sakladığım ve hatırladıkça içimde hala aynı elektriği hissettiğim tek yaz…