Bunu yazacağım aklımın ucundan bile geçmezdi ama insan bazen içindekileri dökmek istiyor. Hatta belki bir gün biri okur da “ben de benzer duyguları yaşamıştım” der diye. İstanbul’da, büyük ve karmaşık bir üniversitede okuyorum. Adım Arda, 22 yaşındayım, işletme dördüncü sınıftayım. Kimseye anlatmadığım, hayatımın en heyecan verici anını burada size bir sır gibi dökeceğim.
Üniversitenin ilk dönemlerinde Ece’yle tanıştım. Mahallemizden değil, Anadolu’nun başka bir şehrinden gelmişti. Kıvırcık, karamel tonlu saçları ve ince uzun vücudu hemen fark ediliyordu. Çok havalı değildi ama bakışıyla, konuştuğu zaman insanı tedirgin eden bir havası vardı. Derste bazen göz göze gelirdik, ama ne o bana ekstra bir yakınlık gösterirdi ne de ben ona. En fazla, grup projesinde “Sunum sırası sende,” demişliğimiz vardı. Aramızda herhangi bir yakınlaşma olabileceğini aklımın ucundan bile geçirmezdim.
Her şey, dönemin ortasına doğru değişmeye başladı. Bahar gelince, kampüs daha bir canlı oldu. Daha çok bir araya gelmeye başladık, bazen grup olarak çay içiyor, ders aralarında kütüphane sırasına giriyorduk. Bir gün, sunumdan sonra Ece yanıma geldi. Çok da sık yapmadığı bir şeydi bu.
“Arda, akşam biraz takılsak mı? Sıkıldım evden,” dedi. Biraz şaşırdım, ama bozuntuya vermedim. “Olur, Fatih’te yeni bir yer açılmış, oraya gidelim mi?” diyerek topu ona attım. “Harika olur. Sadece ikimiz mi?” dedi. Bir an duraksadım, hiç böyle baş başa takılmamıştık. O an Ece’ye farklı bir gözle bakmaya başladım.
Akşam, Fatih’te küçük, salaş bir kafede buluştuk. Başta klasik muhabbetler döndü. Sonra konu ilişkilerden açıldı. “Hiç tam anlamıyla istediklerine ulaşabildin mi?” diye sordu bir ara. Hafif gülümsedim, “Her zaman değil. Bazen yakınlaşmak istiyorum ama bir şeyler eksik oluyor,” dedim. Gözlerimin içine baktı uzun uzun, içkisini yudumladı. “Bence fazla düşünüyorsun,” dedi. Titrememi fark etti mi bilmiyorum, ama o gülüşünde bir oyun vardı sanki. O akşam ellerimiz çarpışınca, ikimiz de belli etmeden elektrik aldık. Eve dönerken birbirimize sarıldık ama olay orada kaldı. O gece mesajlaştık. Gecenin bir yarısı Ece’den mesaj geldi: “Hiç düşündün mü, bazı şeyler daha ileriye gider mi diye?”
O andan itibaren kafamda Ece, başka bir yere taşındı. Bu iş, sıradan bir arkadaşlık değildi. Bir süre kararsız kaldım. Hem çekiniyor hem merak ediyordum. Delikanlılık yapıyordum ama aslında tedirgin ve acemiydim.
Bir hafta sonra Ece, “Bu akşam bende film gecesi var, gelecek misin?” diye yazdı. Normalde kız arkadaşına eve gitmek, çocukluktan beri ailelerimizin tembihlediği şeylere bayağı ters ama içimde müthiş bir merak oluştu. “Kimler olacak?” dedim. “Kimse yok, çok kalabalık sevmiyorum. Israrla çağırıyorum Arda,” dedi. Önce biraz mızmızlandım, “Emin misin?” filan dedim. “Bir şey olmayacak ki, sadece film izleyeceğiz,” dedi. Ama yazının sonuna gülen bir emoji koymuştu.
Akşam Ece’nin evine gittiğimde, apartmanın sessizliği ve küçük loş dairesi beni iyice gerdi. Ece rahat kıyafetlerleydi, taytı ve oversize tişörtüyle koltuğa yayılmıştı. Odada güzel bir koku hakimdi. İkiye bölünmüş bir pizza, biraz bira açmış. “Cidden sadece film izliyoruz bak,” dedi gülerek. Filmi izlemeye başladık ama konsantre olamıyordum, sürekli gözüm ona kayıyordu. Bira bittikçe Ece daha samimi oldu. Arada bacağını bacağıma değdiriyor, bazen elini omzuma atıyordu. Sonunda ona bakarken, bir anda yüzümüzde birkaç santim kaldı mesafe.
Bir an gergin bir sessizlik oldu. Ece hafifçe dudağını ısırdı. “Ne oldu?” dedi, sesinde hafif bir titreme vardı. “Hiç, sadece şu anı düşünüyorum, garip geldim,” dedim. Gözünü kaçırdı, sonra yine bana döndü. “Korktun mu benden?” dedi, alaycı ama kışkırtıcı bir gülümsemeyle. Boğazım düğümlendi. “Yok, sadece… bilmiyorum, çok alışık değilim böyle şeylere,” dedim.
Bir süre konuşmadan oturduk. Ellerimiz masanın üzerinde gizlice buluştu. O an ellerini tuttuğumda içimden bir elektrik geçti. Artık geri dönüş yoktu, onu istiyordum. Biraz daha yaklaştık, göz göze geldik ve dudaklarımız birleşti. Hafifçe öpüştük önce. Ellerim omuzlarına, saçına gitti. O da ellerini boynumda gezdiriyordu. Yavaş yavaş öpüşme uzadı, nefesimiz birbirine karıştı. Bir ara durduk, Ece gözümün içine baktı, “Devam edelim mi?” dedi fısıltıyla. “Evet,” diyebildim sadece.
Ece usulca üzerindeki tişörtü çıkarırken heyecanla vücudunu izledim. Siyah bir sütyen vardı üstünde, göğüsleri küçük ama diri duruyordu. Elimi vücudunda gezdirirken inledi hafifçe. Sonra o da benim tişörtümü çekiştirdi, birlikte çıkardık. Göğsümdeki tüyleri parmaklarıyla hafifçe okşarken vücudumun nasıl tepki verdiğini hissettim. Yavaşça üzerime çıktı, dizlerini yanlarıma yerleştirdi. Dudaklarımı boynumda gezdirirken inlediğini duymak beni iyice delirtti.
Bir süre bu şekilde öpüştük, ellerim poposuna kaydı. Teyakkuzdaydım, bir anlık bir yanlış hareket her şeyi berbat edebilirdi ama Ece tam tersi, ne yaptığını bilen bir şekilde üzerime ağırlaşıyor, bazen belime, bazen göğsüme dokunuyordu. Taytını yavaşça aşağıya indirirken ona baktım, “İstersen durabilirim…” dedim, ağzım kurumuştu. Kararsız bir an yaşandı, gözlerini kapadı, “Devam et,” dedi bu defa daha kararlı biçimde.
İç çamaşırının üstünden onu avuçlarımla okşadım, o ise pantolonumun düğmesini açmaya başladı. Sertleşmeme dokunduğunda inledi bir an, bu sefer daha ateşli öpüşmeye başladık. Beni aşağı çekti, göz göze geldik. “Bugün bunu çok istiyorum,” dedi ve kilodunu hafifçe sıyırdı. Tenine dokunduğumda titredi, hemen hemen aynı anda ben de boxerımı çıkardım. Yavaşça aramıza girerken, nefes nefese birbirimize dokunmaya başladık. Bir anda acele etmedik, önce ellerimizle ve dudaklarımızla birbirimizi arayıp bulduk. Dudaklarım göğsünde gezinirken Ece arkama ellerini attı, tırnakları sırtımı hafifçe çiziyordu.
Artık tamamen ikimiz kalmıştık, kafamda o eski “acaba yanlış mı olur, pişman olur muyum” düşünceleri bir anda dağıldı, arzunun sıcaklığı her şeyi yaktı geçti. Yavaşça onu içine aldım, bacaklarımla belime dolandı. Birkaç saniye hareket etmeden sadece birbirimizin nefesini dinledik. Sonra yavaşça ileri geri gitmeye başladık. Ece’nin sesi, “Daha derine gel… evet, işte böyle,” diye inlediği her anda ben de kontrolümü biraz daha kaybettim. Ellerim bir an saçında, bir an poposunda gezinirken, o anın sıcaklığında başka bir dünyadaydık.
Bir süre bedenlerimiz birbiriyle dans etti, terle karışan tenimiz, odada yankılanan inleme ve nefes sesleriyle bir bulutun üstüne çıktık sanki. Sonunda, zirveye ulaştık. Ece’nin vücudu titrerken, ben de ona iyice yaklaşmıştım. Bir süre sarılarak, nefes nefese kaldık. Sonra hafif bir gülüşle bana baktı, “İyi ki gelmişsin bu akşam,” dedi. Sadece gülümsedim, saçlarını okşadım.
O günden sonra ikimizin arasındaki şey bambaşka bir hal aldı. Artık Ece’yle arkadaş değil, bir şekilde birbirimize dokunmanın yolunu bulan iki yetişkindik. O geceyi gizli gizli hatırladıkça hâlâ içim kıpır kıpır oluyor. Şimdi, bu satırları yazarken kendime bile hâlâ inanamıyorum. Ama o gece, Ece’yle yaşanan her saniye, hayatımın en gerçek ve en tutkulu anı olarak kaldı.