En Yakın Arkadaşımın Ablasıyla Gizli Arzu: Yasaklara Yakın Bir Gece

En Yakın Arkadaşımın Ablasıyla Gizli Arzu: Yasaklara Yakın Bir Gece

Hayatımda bazı şeyleri hep düzgün sürdürmeyi başardım, ama bazen insanın aklına bir düşünce saplanınca önün, arkan, mantığın kalmıyor. Benim için o saplantı Umut’un ablası Ebru oldu. Adım Burak, 24 yaşındayım, yazılım sektöründe çalışıyorum. Umut en yakın arkadaşım, çoğu gece bizde PlayStation, tavla, muhabbet… Ama Ebru’yu tanıdığım günden beri içimde bir şey hep hareket halinde.

Ebru, 28 yaşında, başarılı bir mimar, kendi ayakları üzerinde duran bir kadın. Güzelliğiyle etrafına aldırış etmeden dolaşan, ama aynı zamanda mahallenin de tanıdığı, sevdiği bir kadın. Onunla ilişkimiz hep “abla-kardeşin arkadaşı”, aramızda biraz şakalaşma, arada tatlı atışmalar, ama o kadar… Tabii ki ben her gördüğümde gözüm ondaydı, ama ona asla belli etmezdim. Özellikle Umut’un yanında; bu işin hem ayıp, hem tehlikeli bir yeri var çünkü.

Bir gün Umut, “Bizim evin tadilatı var, annemle babam bir haftalığına halamlarda kalacak. İstiyorsan gel, bende kal” dedi. Kabul ettim. İşi eve taşımış, biraz kafa dağıtma bahanesiyle de hafta sonunu onlarda geçirmeye karar vermiştim. Ebru da o aralar sık sık eve uğruyordu, iş çıkışları çoğu kez eve geliyordu. İlk akşam “merhaba” deyip selamlaştık, pek bir şey olmadı. Sohbet gırgır, ama içimde bir heyecan var. Sırf onun yanında olmaktan kaynaklanıyor.

Ertesi gün, Umut’u aradılar, acil bir okul işi çıktı. “Yarın sabahtan dönerim, abi Ebru evde olacak, sıkılırsan beraber takılırsınız, o da evde kalıyor nasıl olsa,” dedi. O an aşağıdan Ebru’nun sesi yükseldi, “Annem gibi bakmayacağım sana, söz!” diye dalga geçti. Gülümsedim, araf gibi oldum. Bir yanım birlikte kalma fikrinden hoşlanmıştı, ama diğer tarafım “çok tehlikeli sular” diyordu.

Akşam oldu, Umut gitti. Ebru mutfakta yemek yaptı, ben salonda takıldım. Arada ufak sohbetler, istemsiz bakışlar… O sırada bir anda elektrikler gitti. “Ben bakarım, sigorta yine attı kesin,” dedi. Peşinden gittim, mutfağın loşluğunda Ebru eğilmiş, sigortayla uğraşıyordu. Gözüm belinden kavisliğine, kolunun ince zarafetine, gözlüğünü hafifçe yukarı itişine takıldı. O uğraşırken birkaç saniye gereksizce fazla izledim. “Bakışlarına dikkat et ha, elektroşok yaparım” diyerek bana takıldı. Utandım, salona döndüm.

Biraz sohbet ettik gecenin devamında. Ebru bir şarap açtı, “2 kadehten bir şey olmaz, bir de seni sızdırmam zaten!” dedi. İçkiyle beraber dilimiz çözülmeye başladı. Gülüp eğleniyoruz, eski sevgililerden, saçma aşk hikayelerinden bahsediyoruz. Bir ara bana baktı, gayet doğal bir şekilde; “Hiç aşırı arzuladığın, ama yanlış diye yaklaşamadığın biri oldu mu?” diye sordu. Tuttum kendimi söylememek için. Hafif gülerek, “Elbet olmuştur,” dedim. “Ahlak desen başka, bazen olmaması gerek… ama içinde tutamıyorsun” diye devam etti. Göz göze geldik, ortamda sessizlik oluştu. O an sadece bedeninin değil, bakışının bile başka bir enerjisi vardı. Bir şeyler, çok ince bir ipte ilerliyordu.

Salona geçip dizi açtık. Aramızdaki mesafe azalmıştı, koltukta yan yana… Arada omuzlarımız hafifçe değiyor, ben dokunuşları çaktırmadan hissediyorum. Umut’un ablası, içimden geçenleri bilmiyor sanıyordum ama o da bana sık sık göz ucuyla bakıyordu. Sohbet koyulaştı. Diziye bakmıyor, daha çok birbirimizi izliyoruz.

Bir noktada tuhaf bir sessizlik oldu, Ebru nefesini biraz daha derin almaya başladı. Sonra bana doğru hafif yanaştı ve “Bakışların çok tehlikeli Burak… Sen Umut’un en yakın arkadaşısın,” dedi, ama sesi kararsız ve hafif titrek. “Biliyorum…” dedim ben de, bakışlarımı kaçırmadan. O an yaklaşıp, saçının kenarından bir tutamı düzeltmek istedim. Aramızda belki 5 cm falan kaldı. Ebru hafifçe çekildi, “Dur, durman lazım,” dedi sanki kendine. Ama ben, bütün cesaretimi topladım, “Belki de biraz yanlış yapmamız gerekiyor…” dedim, fısıldadım. Birbirimize daha da sokulduk. Dudaklarımız arasında ince bir mesafe, nefesini hissediyorum. O kadar yakındık ki, artık elektrik her şeye bulaşmıştı.

Elleriyle boynumun arkasına dokundu, gözlerini kapatıp bana yaklaştı ve nihayet öptü. Dudaklarımdaydı, ellerim sırtında… Dilimizi birbirine değdirdiğimizde tüylerim diken diken oldu. Çok tutkulu, hızlı ve hunharca değil; daha çok uzun zamandır beklenmiş, bastırılmış bir şey gibiydi. Elini dudağıma götürüp, “Biraz yavaş…” diye fısıldadı. O an aklıma her şey geldi; Umut, “yanlışlık,” mahalle normları… Hiçbiri umrumda değildi. Sadece Ebru’nun vücudu, kokusu ve arzusu vardı odamda.

Elimi tişörtünün altına soktum, karnının sıcaklığını hissettim. O zarif ellerini saçlarımda gezdiriyordu. “Çok istiyorum ama korkuyorum, biliyor musun?” dedi nefes nefese. Gözlerinin içine bakıp, “Bunu istiyorsan, bana güveniyorsan bırak kendini,” dedim. O da başını usulca salladı. Aramıza giren tek engel kalbimizin hızlı atışıydı artık.

Ebru, tişörtünü çıkardı, vücudu beyaz ve narindi. Göğüslerini avuçlarıma aldım, dudaklarımla teninin tuzunu içime çektim. Bir elim kalçasında, diğer elimle saçlarını okşarken, tenimiz birbirine sürtünüyordu. Gecenin karanlığında, sadece ikimizin soluğu vardı evde. Kıyafetlerimiz birer birer çıkarken, aramızdaki mesafe sıfırlandı. Ebru yatağa yaslandığında, bacaklarının arasına yerleştim, önce dudaklarından, sonra boynundan aşağıya süzüldüm, vücudunu dilimle keşfederken gözlerini kapatıp inledi. İçimde onu delicesine sevme, sahip olma arzusunu hissettim.

Ebru’nun elleri pantolonumun fermuarını açtı. Parmaklarıyla iç çamaşırımı çekiştirirken, “İlk defa bu kadar kontrolsüz hissediyorum,” diye mırıldandı. Yerimizde değildik, dolabın önünde başladık, yatağın üzerine savrulduk. Parmaklarım ıslanmış iç çamaşırına dokunduğunda Ebru derin bir nefes aldı, başını yana çevirdi. Ellerimle yavaşça onu okşadım. Bir an durup bana baktı, “Burası doğru mu sence?” dedi. Çok kısa bir duraksama… Ona baktım, “Bazen doğru, sadece hissettiğindir,” dedim, sonra tekrar öpüşmeye başladık.

Onu kendime doğru çektim, vücudumuzu tamamen birleştirdik. İçine ilk girdiğimde sesi ince bir çığlıkla karıştı, gözleri kapalı, dudakları aralanmıştı. Birbirimize bütün gece boyunca dokunduk, hızımızı beraber belirledik; bazen yavaş, bazen aceleci… Onun vücudunu, benliğine işleyen bakışını, ve o yasak hissin verdiği yoğun arzuyu hiç unutamayacağım.

Sabah olduğunda, yanımda uyanınca göz göze geldik. “Ne olacak şimdi?” dedi gülerek, utangaç bir bakışla. Ben de sarılıp, “Belki de yanlış olan şeyler en doğru hissettiklerimizdir,” dedim. O an ikimiz de biliyorduk; bazen hayat planladığın yerden ilerlemiyor, bazen en yakınındakiyle yepyeni bir arzuya yenik düşüyorsun.

Bugün hâlâ aramızda o geceyle ilgili konuşmayız. Ama bana en çok heyecan veren, hâlâ göz göze geldiğimizde yaşadığımız o tatlı suçluluk hissi.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *