Hayatımın en tuhaf ve heyecanlı anının başladığı gün, sıradan bir şekilde başlamıştı. Benim adım Tuğçe, 27 yaşındayım, İstanbul’da yaşayan bir devlet memuruyum. Yalnız kalmayı hiç sevmem, üniversiteden bu yana da evime birini almak bir alışkanlık oldu benim için. Hande ise üç ay önce, eski iş arkadaşımın önerisiyle ev arkadaşı olarak yanıma taşındı. İlk başlarda Hande ile olan ilişkim gayet dostça, abla kardeş gibiydi. O neşeli, biraz ele avuca sığmaz, açık sözlü ve anında ağzından çıkanı duyan biriydi. Ben daha içime kapanık, düşünmeden adım atamayan tiplerdenim.
Hande 24 yaşında, boylu poslu, kıvırcık kahverengi saçları ve koyu renk gözleriyle dikkat çekici bir kız. Sigara içer, bağımsız takılır, akşam eve dönerken WhatsApp’tan “ne yemek yapalım, dışarıdan mı söyleyelim, dizi açalım mı” diye bana yazar. Ev ya hep gülüşme ya da tartışma havasında; hiç boş kalmazdı. Ama hiçbir tartışmamız, huzurumuzu bozan bir şeye dönüşmedi.
Son birkaç haftadır, Hande bana sanki biraz daha yakın davranmaya başladı gibi hissettim. Sarılırken biraz daha uzun duruyor, şakalaşırken temasları uzuyor, sabahları uykulu uykulu gelip sacma sapan şeyler anlatırken yanıma yorganıyla oturuyordu. Ama bütün bunlar hep dostça, arkadaşça gibi geliyordu bana. Kafamı kurcalayan bir şeyler vardı ama üzerine gitmedim, çünkü ona karşı böyle bir şey hissetmemem gerekiyordu sanki. Sonuçta hep arkadaş kalmıştım kadınlarla, sevgili derseniz hep erkeklerle takılmış, klasik düzenime alışmıştım.
Bir cuma akşamı, işyerinde aşırı yorulmuş geldim eve. Hande benden önce gelmiş, sofra hazırlamış, şarap bile açmıştı. Ben pijamalarımı giyerken, “Senin için özel bir gece, Tuğçe hanım, gel de masaya oturalım,” deyip güldü. Sofrada dertleştik, işyerindeki saçmalıkları birbirimize anlattık, hafiften sarhoş olmaya başladık. Az sonra, Hande “Yatarken bir film açalım mı, istersen odana geçeriz” dedi. Yok, dedim. “Burada, salonda takılalım,” dedim. Çünkü belki de yalnız kalmak istemiyordum, onun yanında huzur buluyordum.
Birkaç saat ve birkaç kadeh şaraptan sonra, ikimiz de koltuğa yayılmış yatıyorduk. Hande biraz üstüme yaslanmış, arada saçları suratıma geliyordu. Öylece filmin ortasında, bir anda Hande bana döndü, “Bir şey söyleysem kızmazsın bana,” dedi. Hafif gözleri dolu doluydu, biraz da yankı vardı sesinde. “Söyle,” dedim. “Senden elektrik alıyorum, biliyor musun? Hem de ilk zamandan beri…” Çok tepki veremedim o anda, kalbim deli gibi çarpıyordu ama kımıldayamadım da. Yüzüne bakınca bir an sustum.
“Afedersin, yanlış olduysa unut gitsin, bence çok güzel bir kadınsın,” dedi. Cevap veremedim, sadece izliyordum gözlerini. Utandım mı, heyecanlandım mı bilmiyorum. Sonra birbirimize bakarken, bir an Hande’nin dudakları çok yakınlaştı bana. Öpmedi; bekledi, sırtımda bir ürperti hissettim. Elimi birden çekmek istedim ama çekemedim. O gece, adım atmaya cesaret edemedim. Hande de sanırım biraz mahçup gibi yatmaya gitti. Kafam allak bullak oldu. Uyuyamadım. Sürekli, “Hande haklı mı? Onunla denemek ister miyim? Yanlış mı olur?” diye sorguladım kendimi.
Ertesi gün, sabah kahvaltıda garip bir sessizlik oldu aramızda. Ben çekingenleştim, Hande de normalliğe dönmeye çabaladı. Zamanla bu gerginlik geçti ama o geceden sonra aramızda hep görünmez bir gerilim oluştu. Dokunuşlar, bakışlar daha başka anlamlar kazandı. Bazen uzun uzun bakıyorduk birbirimize, bazen de hemen başka konulara atlıyorduk. Birbirimizin sınırında yürüyorduk resmen. Kendimi frenlemeye çalıştım, alışkanlıklarım ve mahallem ne düşünür diye düşündüm ama bir yanım da ondan bir adım daha atmasını istiyordu.
Yaz günüydü, cumartesi. Kavurucu sıcak vardı. Evde klima yok tabii. Hande evde yoktu, ben de sabah temizliğine giriştim, sonra duşa girdim. İncecik askılı bir elbise giyip oturma odasında oturdum. Bir saat sonra Hande geldi, market poşetleriyle. Benim üstümdeki elbiseyi görünce gülümsedi. “Yaz kız moduna geçmişsin ha?” dedi. Birden içimden gelen bir özgüvenle, “He, sıcaktan deli oldum. Bir duş alsan da kurtulsan” dedim. Gidişi izlendiğimde, bir an fark ettim ki gözlerim başka bir yere kayıyor. Onu ben istiyordum, ama bunu anlamam için o gece ve geçen haftalar gerekiyormuş.
Hande duştan çıktı, üzerinde sadece havlu vardı. “Şarap koysam içer misin?” dedi. “Bir kadeh içerim,” dedim, sesim fısıltı gibiydi. Havlusu biraz gevşek bağlanmıştı, boynundaki o ıslak saçlar, yüzüne gelen ter damlaları… O an Hande’yi uzanıp öpmemek için fiziki güç harcadım. Salon sofrasına yan yana oturduk, dizlerimiz hafif değiyordu. Hande bir anda bana dönüp “Bir daha o gece gibi kaçmak yok, tamam mı?” dedi usulca.
Bir an bakışlarımız birbirine kenetlendi, nabzım beni yıktı sanki. Hande hafifçe elini dizime attı, ben de onun elini tuttum. Fısıldaya fısıldaya yaklaştı, bu sefer adım atmam gerekiyordu; çünkü burnumuzun dibindeki gerilim, bedenime titreme gibi geçti. Dudaklarımız birleşince, bir anda tenimin altı ateş aldı. Kim ne der, kim öğrenir, bundan sonra aramızda ne olur hiç düşünmedim. Yavaşça boynumdan öpmeye başladı, elinin sıcaklığını bacağımda hissettim. Elimi sırtında dolaştırıyordum, havlunun altında göğsüne uzanırken nefesim hızlandı. O buzlu şarap gibi, elleriyle vücudumun her yerine dokunmaya başladı.
Koltukta birbirimize yaslandıkça ellerimiz, dudaklarımız karıştı. Onun göğsündeki kalp atışlarını hissetmek, teninin kokusuna sarılmak… Hiçbir seks eski sevgililerimle böyle başlamamıştı. Ben ilk defa bir kadına temas etmenin yasıyla yanarken, Hande’nin parmak uçlarının bedenimde dolaştığı yerleri ezberliyordum. Sonra onun bana açılmasına izin verdim; yavaşça elbisenin askılarını indirdi. Göğüslerimi dudaklarıyla öptüğünde inler gibi oldum, şimdiye kadar yaşamadığım bir zevk hissettim.
Salonda yere yayıldık, vücudumuzu birbirimize teslim ettik. O gece ıslak dudaklar, kaygan parmaklar ve tenlerin birbirine karışmasının verdiği o tarifsiz hazzı yaşadım. O limbik heyecanın, sonsuz isteğin içinde kendimi serbest bıraktım. O ana kadar hep sakladığım, bastırdığım arzularımı onunla birlikte yaşamaktan hiç utanmadım. Hande’nin bedenimi, ben de onun bedenini uzun uzun keşfettim. Bazen gözlerinin içine bakıp sırıtıyordu. “Yıllardır bunu beklemişim,” dedi. Ben de ona sarılıp “Eğer bir şey yanlışsa, başka hiçbir şey doğru değil bence” dedim. Gecenin sonunda yatağımda onun saçlarının kokusu, teninin sıcaklığı ile uyuyakaldım.
Şimdi, her gün birbirimize dokunarak, bakarak, yeni bir heyecanla yeni bir sabaha uyanıyoruz. Şunu itiraf edeyim ki, hayatımın en güzel kararsızlığı bu oldu. En yakın arkadaşım, sevgilim, ev arkadaşım… Artık hangisi olduğuna kendimiz karar veriyoruz. Ve bu hikaye burada bitmiyor.