Ev Arkadaşımla Aramızda Başlayan Gizli Tutku Hikayesi

Ev Arkadaşımla Aramızda Başlayan Gizli Tutku Hikayesi

Üniversiteyi Ankara’da kazandıktan sonra ailem bana tek başıma yaşayacak kadar özgürlük tanımadıysa da, en uygun çözüm olarak bana ait bir odası olan merkezi bir evde bir ev arkadaşıyla yaşamamı kabul etmişlerdi. Bu yüzden kendimi, lise arkadaşım Fulya ile küçük, sade ama sıcak bir dairede bulmuştum. Aslında Fulya’yı hep samimi ama biraz çekingen bilirdim, öyle abartılı maceralara meyilli biri değildi; ben de pek farklı değildim. Gene de birlikte yaşamak farklıydı. Birbirimizin sabah halleri, akşam pijama sohbetleri, bazen üstümüze döktüğümüz çaylar, açık kalan diş macunu… Her neyse, bunlara alışmak zordu başta ama kısa sürede kafada bir çizgi oluşuyordu; işte burada ev arkadaşlığı başlıyor ve pek de ileriye gitmiyor diyordum.

Başta öyleydi gerçekten, yani tam bir rutine oturdu her şey. Akşamları sevdiğimiz dizilere gömülüp, sabah koştur koştur derslere gidiyorduk. Ama bazı zamanlar Fulya’nın gözlerinde başka bir parıltı yakalardım. Mesela banyo dönüşlerinde üstünde sadece ince bir şort ve askılı tişört varken, saçlarından süzülen su damlalarını izlemekten kendimi alamazdım. O kokusu, bilirsiniz, tertemiz duş sabunu karışık nemli ten kokusu… Ben o anlar içimde bir enerjiyi kıpırdatırken farkına bile varmıyordum belki. Ama gece yatağıma yattığımda tuhaf hisler… Karıştırdığım bir yasak yoktu, ama, bilmiyorum, bir merak vardı. Sonunda bunun sadece garip bir hayranlık olduğunu düşündüm, arkadaşlar arasında olur ya, o kadar.

Günler geçti, Fulya’nın sevgilisiyle ayrılmasından sonra biz daha da yakınlaştık. O akşam bana “Sen iyi ki varsın ya, iyileştiriyorsun beni” deyip boynuma hafifçe yaslanınca bu dokunuşun anlamı başka hissettirdi. İlk kez kendimi suçlu hissetmedim. Yine de hemen vazgeçmeye çalıştım; ne de olsa iyi bir arkadaştık, birbirimizle o çizgiyi geçmemiz tuhaf ve garip bir karmaşa demekti. Ama bir türlü üstümden atamıyordum. Hele Fulya, bazı sabahlar üzerimdeki ince pijamanın içine yaklaştığında, tenimde ellerini gezinirken, nefesi ensemde dolanırken… tüm sinirlerimi alevlendiriyordu. Bir sabah odamda yatarken kapım sessizce açıldı, Fulya içeri “Benim kahvemi içer misin?” diyerek girdi. Saçları dağınık, bakışları yumuşak ve yüzü bana dönük. Yatakta yanımda uzanıp bir anda kafasını koluma koydu. Ben “Ne yapıyorsun deli kız?” dedim, o da “Sıcak burası…” diyerek savunmaya geçti. Ellerinin sıcaklığı yanımda hissettikçe vücudumun gerginliğini fark ettim. Bu gerginlik yersizdi, öyle değil mi? Sadece iki yakın arkadaşız sonuçta…

Ama artık ikimizin de kafasında başka şeyler vardı, konuşmadan anlaşılan, arada bakışlarımızda, dokunuşlarımızda, kıkırdamalarımızda… Yine de uzun süre harekete geçmedik. Çünkü ne o ne ben cesaret edemedik; hem korkuyorduk yanlış yapmaktan hem de kendi aramızdaki güveni bozmaktan. Her şeyin düzelmiş haliyle güzel olduğunu ikimiz de biliyorduk. Bana son zamanlarda daha çok dokunmaya başlaması iyice kafamı karıştırıyordu. Mesela film akşamlarında koltukta dizlerinin üstüne uzanıp ellerimi tutarak “Üşüyor musun?” demesi, sonra battaniyeyi birlikte paylaşmamız… Yavaşça bedenlerimizin birbirine daha çok yakınlaştığı, nefeslerimizin karıştığı geceler… Yine de eşiği aşmadık.

Kritik akşam bir cumartesiydi. Dışarıdan sipariş söylemiştik, şarap açılmış, Fulya fazladan yorganı getirip “Bugün dertleşelim mi, hiç uyumayalım?” diyen heyecanlı, çocukça ama çıkarcı bakışını bana çevirmişti. Bir anda, “Oğuz’la hiç doğru dürüst sevişemedim, bana dokunması bile soğuk geliyordu” dedi. Ben biraz çekingen “Peki, sence… bir kadın bir kadına daha yakın hissedebilir mi?” dedim. Fulya ciddi bir yüz ifadesiyle, “Neden olmasın? Bazen bana senden başkası iyi gelmiyor zaten” dedi. Utandım, sıcak bastı. Güldük, konuyu kapattık. Ama o gece yorganın altında bacaklarımız birbirine sürtünürken, ben kasıklarımda oluşan sıcaklığı saklayamadım. O anda Fulya elini elimin üstüne koydu çok kısaca, göz göze geldik, sonra hızla elimi kaldırıp bir bahaneyle lavaboya gittim. Aynada kendime bakarken “Olmaz, bu çizgiyi geçersem geri dönüşü yok” dedim. Çok kararsızdım, kafam karmakarışıktı. Ama bir yandan tüm hücrelerimle Fulya’yı arzuluyordum. O gece uzun süre uyuyamadım.

Ertesi gün Fulya sessizdi, ben de öyleydim. Konuşmadık. Birkaç gün böyle geçti. Olayları sanki unutmak ister gibiydik. Ama her seferinde bakışlarımız birbirine değdiğinde, o geceyi hatırlıyordum. Bir sabah Fulya, mutfakta kahvesini karıştırırken bana yaklaşıp “Geçen gece galiba fazla saçmaladık. Kırılma bana olur mu?” dedi. “Olur mu öyle şey, sakın düşünme bunu…” dedim. Birden ellerimi tuttu. “Ben seni çok seviyorum. Hem arkadaş, hem başka bir türlü… Ne hissettiğimi bilmiyorum ama, yanında huzur var. Bazen o kadar yakın hissediyorum ki…” dedi. Ben ise nefes almayı unuttum resmen. “Ben de, yani, dürüst olayım mı, ne zamandır sana dokunmayı istiyorum” dedim, dudaklarım titreyerek.

Aramızda bir anda hava gerildi; yalnızca bakışarak durduk. Fulya bir adım yaklaştı. Gözlerinde hem azar hem arzu. Elleri yanaklarımda, başını hafifçe eğerek dudaklarıma yaklaştı. O ilk temas, elektriğin vücuduma yayıldığı ana kadar, kalbim deli gibi attı. Sonra Fulya’nın sıcak nefesiyle, yavaşça öpüşmemiz… Dili dilime değdiğinde tüylerim diken diken oldu. O an her şey durdu sanki. Dudaklarımız ayrıldığında, yüzümde hem utanç hem başka bir şey vardı. “Daha fazlası… iste misin?” dedi, ben gözlerimi kapatıp “Sadece beni bırakma, olur mu?” dedim fısıldayarak. O anda yavaşça elleri tişörtümün altına girdi. Karnımda gezindi, göğsüme yaklaştı. Nefesimiz odada yankılanırken, ben de tişörtünü avuçlarımın arasına alıp yukarı doğru sıyırdım. Tenini gördüğümde göz göze geldik; Fulya gülümsedi.

Ardından sessizce yatak odama geçtik. Üstümüzdeki her şey, hızlı ama acele etmeden çıktı. Fulya’nın vücuduna bakarken “Ne kadar güzelsin” dedim. O da bana, ince sesiyle “Sen de. Çok istedim bunu” dedi. Ellerimle vücudunu, kalçasını okşadım. Fulya boynumu öptükçe tüylerim diken diken oldu. Dudaklarımdan memelerime, oradan bacaklarımın arasına yavaşça indi. Nefesim hızlandı, kalbim göğsümden fırlayacak sandım. Parmaklarımla saçlarını araladım ve dudaklarımın arasına çekerek Fulya’nın gövdesini hissettim. Arzusu gözlerinden okunuyordu. O anda dünyada tek başımıza gibiydik. Yatakta birbirimize sarılırken, her hareketimizde birbirimizi keşfediyorduk; bazen hızlanıyor, bazen yavaşlıyor ama hiç bırakmıyorduk. Onun teniyle kendimi baştan aşağı yeniden keşfettim.

Gecenin sonunda yorgun ve çıplak, birbirimize sarılmış vaziyette bir süre sessizce uzandık. İkimizin de dudağında içten bir gülümseme vardı. Başımı Fulya’nın göğsüne yasladım. “Korkuyorum” dedim kısık sesle. Fulya, “Bende de… Ama bu his iyi hissettiriyor” dedi hafifçe gülerek. Aramızdaki çizginin ne kadar ince olduğunu, bir gecede yok olduğunu fark ettim. Artık birbirimize dönüşmüştük. Bazen suskunlukla, bazen de o geceyi hatırlatan hızlı ve sıcak bakışlarla devam etti hikâyemiz.

Ben o çizgiyi geçmeden önce çok korkuyordum ama Fulya ile aramızda yaşanan o ilk temas, sonraki günlerde bana yeni bir duygunun, yepyeni bir arzunun penceresini açtı. Bazen sırf bu yüzden “İyi ki yan yanayız” dedim içimden. O geceyi asla unutamayacağım.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *