Ev Arkadaşımla Aramızdaki Yasak Yakınlaşma: Gizli Bir Gecenin İtirafı

Ev Arkadaşımla Aramızdaki Yasak Yakınlaşma: Gizli Bir Gecenin İtirafı

Çocukluğumdan beri hep tek başıma yaşamak istemiştim ama İstanbul’da ev kiraları malum, kolay kolay yalnız başınıza geçinemiyorsunuz. O yüzden de Ümit’le ev arkadaşı olduk. Yani aslında onunla tanışmamız bile biraz garipti. Üniversitede ders çıkışı ortak bir arkadaşımızın “Bu çocuk da ev arıyor, sizinkine bakabilir mi?” demesiyle evime gelen, ilk görüşte “ya bu öyle tipik erkek değil” dediğim biriydi Ümit. Uzun boylu, hafif ince yapılı, gözlüklü; çekingen bir hali vardı başta, ama gülüşünde hep bir samimiyet. Yaklaşık dört sene boyunca birlikte yaşadık ve baştan sona kadar aramızda sadece iyi bir dostluk vardı. Tabii, ben öyle sanıyordum.

Ümit’in her zaman bir ilişkisi oluyordu. Bazen ilişkisi olmasa da onu birçok kız arardı. Ben ise adı bile çıkmasın diye, biraz da mahalle baskısı yüzünden kimseyle evde buluşmazdım. Annemin “Kız kısmı kendine dikkat etmeli” sözleri her zaman aklımdaydı. Ama yalan söyleyemem, bazen gece geç saatlerde Ümit’in bir kız arkadaşını odasında ağırladığını bildiğimde bile, evde tek başıma otururken içimde garip bir kıskançlık olurdu. Hem utanırdım, hem de bazen kendimi farklı bir şekilde Ümit’in yanında hayal ederdim. Defalarca beynimde susturmaya çalıştığım bir fanteziye dönüşmeye başlamıştı bu durum.

Her şey aslında geçen yazın başında değişti. Pandeminin ardından evde daha çok vakit geçiriyorduk, çünkü işten dönüş saatleri, dışarı çıkma aralıkları falan tam bir karmaşaydı. O akşam ben erken geldim eve. Anahtarla kapıyı açıp içeri girdim, salonda Ümit bilgisayar başında bir yandan oyun oynuyor, bir yandan dizi izliyordu. Ben mutfağa geçip yemek yapmaya başladım. Göz ucuyla bana bakarken “Yemeğe yardım edeyim mi?” dedi, ama başımı iki yana salladım, “Sen oyununa bak, birazdan geliyor.” Sonra birden gülümsedi, “Senin yemeklerin olmasa hayatta kalamam.” O sırada göğsümde tuhaf bir sıkışma hissettim. Onda daha önce fark etmediğim bir çekicilik oluşmuştu sanki.

Ertesi günlerde sıcaklar arttıkça daha fazla birlikte zaman geçirir olduk. Bir gece yine salonda film izlerken, koltukta yan yana ama alışıldığından biraz daha yakın oturduk. Dizi izlerken elleri dizime değdi, normalde hemen çekilirdim, ama bu sefer öylece durdum. Sanki yanlış bir şey yapıyormuş gibi hissetsem de içimde bir sıcaklık yayıldı. “Rahatsız oldun mu?” dedi ansızın. Gözleriyle gözlerime baktı, biraz mahcup. “Yok, bir şey yok,” dedim; ama aslında aklım o dokunuşta kalmıştı.

O gece uyandığımda odamda terli, hareketli bir şekilde geceyi düşündüm. Acaba koluma değmesi bilerek miydi? Yoksa tamamen rastlantı mıydı? Kafamın karıştığını fark ettim; hem ona karşı asla böyle hissetmemeliydim, hem de bir türlü de kendimi onun hayalini kurmaktan alıkoyamıyordum. Belki de evli barklı olsam, bu düşünceler saçmalık olurdu. Belki üniversitede başka biriyle yaşamak daha iyiydi. Ama artık her şey başlamıştı.

Bir akşam mutfakta çay demlerken arkamdan geldi, bir anda benden birkaç santim uzakta durmuştu. O kadar yakındı ki, nefesini ensemde hissettim. “Seninle bir şey konuşabilir miyim?” dedi.
Önce hiçbir şey anlamadım, “Ee? Ne oldu?” dedim. Sessizce “Bu aralar çok değiştin. Seninle aramızda garip bir şey var sanki,” dedi. Bunu duyduğumda yüzümde bir sıcaklık, kulaklarımda uğultu belirdi. “Ne alakası var? Saçmalama,” dedim.
“O zaman neden bugün gözümden kaçmadı sürekli bana bakman? Elim değdiğinde hiç çekilmedin. Sanki bir şeyler oldu ama açamadık,” dedi, sesi iyice kısıldı.

Bir anda ne yapacağımı bilemedim. Bir yanım her şeyi bırakıp kaçmak istedi. Diğer yanım ise uzun zamandır baskı altında tuttuğum arzuya yenik düşmenin eşiğindeydi. Etrafıma bakındım, acaba biri bizi görüyor mu diye aptalca bir refleksle pencereyi kontrol ettim. Yüzüme hafif bir tebessümle yaklaştı, saçlarıma dokundu. O an tüylerim diken diken oldu ve “Ümit, emin değilim…” deyip arkamı döndüm.

Bir hafta boyunca ona selam verirken bile göz göze gelmemeye başladım. Geçen her gün ona daha fazla yaklaşmak isterken, başımı yastığa koyduğumda annemin nasihatlerini, içinde büyüdüğüm mahallenin dedikodusunu düşündüm. “Olmaz, bu iş başımıza dert açar,” dedim kendi kendime. Yine de istemeden elini tuttuğum, yanağına dokunduğum anların hayalini kurmaya başladım.

Başbaşa kaldığımız bir başka gece, yağmur yağarken elektrikler gitti. Salonda yalnız başımıza karanlıkta oturduk, eski alışkanlıktan dolayı yine yan yana. “Korkuyor musun bugün?” diye fısıldadı. Gülümseyip, “Benden mi, yoksa karanlıktan mı?” dedim. Sustu, sonra hafifçe kolumu okşadı. Ben ise “Belki de bu konuyu konuşmamalıyız” desem de sesim neredeyse çıkmadı.

O an, içimdeki kararsızlık kırıldı. “Bunu yapmamız doğru mu?” diye sordum ona.
Yanağıma doğru yaklaşarak, “Sadece bunu istiyorum,” dedi. Gözleri karanlıkta ışıldıyordu.

Dudakları yavaşça boynuma değdiğinde vücudumda bir titreme hissettim. Tüylerim diken diken oldu, elleri belimde gezindi, ben ise ilk defa ona dokunmanın verdiği heyecanla nefes nefese kaldım. Beni kendine doğru çekti, dudaklarımız buluştuğunda tüm korkularımı unuttum. Ellerim saçlarında gezindi, yavaşça üstündeki tişörtü çıkardı, göğsüne dokunduğumda “Daha önce böyle hissetmemiştim,” dedi kısık sesle. Cümlesini duyduğumda üzerimdeki tüm çekinceler anında dağıldı.

Ben de tişörtümü başımdan geçirdim, göğüslerimi elleriyle okşamaya başladı. Sertleşen meme uçlarımı parmaklarının arasında sıktı, dudaklarını orasına değdirdi. O an, ne mahallenin lafı, ne annemin sözleri… Hiçbir şey umrumda olmadı. Sahnede sanki sadece ikimiz vardık. Altıma kadar inip dilini göğüslerimin arasından geçirdi, ben hafifçe kıvranırken “Dur biraz, bana dokun” dedim. Eli yavaşça bacaklarımın içinden upuzun geçti, iç çamaşırımı iyice aşağı çekip parmaklarıyla dudaklarımı araladı. O kadar ıslanmıştım ki, kendim bile şaşırdım. “Bunu uzun zamandır hayal ediyordum,” diye fısıldadı.

Dudaklarımla dudaklarını buluşturduğumda ellerim hızla beline kaydı. Sertliğini avuçlarımda hissettikçe ben de kendimi daha fazla bıraktım. Parmaklarımla kalçasını sıktım, o da beni yere doğru çekti. Ayaklarımın arasına geçti, dudaklarını yavaşça boynumdan göğsüme, oradan göbeğime indirdi. İç çamaşırımın içine uzanan parmakları klitorisimle oynarken, kendimi tutamayarak inledim. Hiç bu kadar hızlı heyecanlanmamıştım. Bir anda gövdemde bir dalgalanma, kalbimde patlamalar… Penisi içime girdiğinde bir an gözlerimi kapattım; acı, zevk ve utanç karışımı bir hisle onu içimde hissettim.

Her şey, uzun zamandır beklediğimiz kadar tutkulu, biraz da utangaçlıkla doluydu. Hareketleri başta yavaştı, sonrasında hızlandı. Ellerim saçlarında, tırnaklarım sırtında izler bırakıyordu. Benim için ilk defa birine bu kadar açık olmaktı. O anda ikimizin de tek desteği birbirimizdik. Çekingen tavırları yerini artık arzuya bırakmıştı. Ümit, “Seni istiyorum, deliler gibi,” diye mırıldandı kulağıma.

Zirveye her yaklaştığımda onu daha derinden hissettim. Birlikte bitiş noktasına geldiğimizde terli, yorgun ve birbirimize sarılmış halde yere uzanıyorduk. Hiçbir şey konuşmadık, sadece bir süre nefes aldık.

Ertesi sabah, göz göze geldiğimizde bir gariplik yaşadık. Ama sonra o utangaç bakışla tekrar kulağıma eğilip, “Bunu sır olarak saklayacağım ama bir daha olursa şaşırma,” dedi. Sanki uzun süredir baskı altında tuttuğumuz her şey, o geceyle birlikte serbest kalmıştı.

Kimseye anlatmadım, çünkü bu aramızda bir sır olarak kaldı. Ama bazen, geceleri yanağıma dokunduğunda o gizli, yasak gecenin heyecanı hep aklıma gelir. İçimde, İstanbul’un sessiz gecelerinin bir köşesinde, yaşadığım en tahrik edici anı olarak kıpırdanır. Sonra uyuyakalırım, ama biliyorum ki o gece asla bitmedi. Aramızda hâlâ aynı yasak gerilim duruyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *