Ev Arkadaşımla Aramızdaki Yasaklı Çekim: Gizli Tutkuların İtirafı

Ev Arkadaşımla Aramızdaki Yasaklı Çekim: Gizli Tutkuların İtirafı

Üniversitede okurken ev arkadaşı bulmak zorunda kalınca alelacele bir facebook grubunda ilana başvurmuştum. Elif’le işte böyle tanıştık. Sessiz, duru bir güzelliği vardı. İlk başta çok fazla sohbetimiz olmamıştı, bana göre biraz içine kapanıktı. Ben de çok konuşkan biri değilimdir aslında. Yine de evde iki kişi olmanın getirdiği paylaşım ister istemez samimiyet kurduruyor insana, zamanla daha iyi anlaşmaya başladık.

Elif’in boyu benden kısaydı, dalgalı açık kahverengi saçları vardı. Yüzü kibar, hafif çilli; gözleri derin ve bazen hüzünlü bakardı. O kadar masum görünüyordu ki onun yanında saçma hissettiğim her şeyi saklama ihtiyacı duyuyordum. Birlikte yemek yaparken, aynı koltukta film izlerken, alışveriş torbalarını taşırken gizli bir rahatlık gelişti aramızda. Ama bunun yanında tarif edemediğim farklı bir gerilim de vardı, belki de başından beri bilmeden beklediğim bir şey.

İlk ciddi kişisel sohbetimizi bir akşam odamda yaptık. Elektrikler kesilmişti, şarap şişesinin sonunu getirmiştik. Hem mahcup hem rahat bir haldeydik. O, annesinden ve eski sevgilisinden bahsediyordu. Ben dinlerken birden dudağının kenarında kalan şarap izini fark ettim, gözüm orada takılı kaldı. Belki birkaç saniye fazla bakmışımdır… O da bunu anlamış gibi utangaç bir gülümseme attı. İçimden bir ses, “Uzak dur, yanlış anlarsan aranız bozulur” diyordu ama bir başka tarafım da ona biraz daha yaklaşmak istiyordu.

Sonraki günlerde aramızda tuhaf bir yakınlık oluştu. Sabah uykulu, pespaye bir halde mutfakta birbirimize çarptığımızda omuzlarımızın istemsizce birbirine değmesinin anlamı değişmişti. Ben bilerek mi istemsiz mi dokunuyorum, ona bir bahaneyle temas etmeye mi çalışıyorum, emin olamıyordum. O ise her zamanki gibi sessizdi, ama hareketleri hem daha çekingen, hem de hafif daha içtendi gibi geliyordu.

Bir keresinde, alışverişten eve dönerken arabada müzik açtık. “Şu şarkının sözünü ne zamandır anlamaya çalışıyorum” deyince Elif, aynı anda “Ben de!” dedim, gülüştük. Yolda kafa kafaya verip şarkının sözlerini çözmeye çalışırken onun nefesini kulağımda hissettim, serçe parmağımızın ucunun sehven birleşmesiyle ürperdim. Bana baktı, şeytan tüyü gibi bir gülüş attı. O anda başımı çevirip göz göze geldiğimizde bir boşlukta asılı kaldık.

O gece ben odama çekildim, bir türlü uyuyamadım. Uykusuzluğumun nedeni belliydi. O ana kadar Elif’i kardeşim gibi görüyordum diyemem, ama aramızdaki gerilimin bir adı yoktu. Odadan dışarı çıkıp mutfağa su içmeye gittiğimde, Elif pijamalarıyla masada oturuyordu. Kafasını kaldırıp “Uyuyamadın mı?” dedi. “Sen de mi?” dedim, gülümsedi. O gülümseme… Dün geceki şarabın oynattığı cesaret hala var içinde sanki.

Bir sessizlik oldu. Bu kez çok daha yoğun… Ellerimle bardağı sıkıca kavradım. “Elif, bir şey sorabilir miyim?” dedim. Beni sorgulayan gözleriyle baktı: “Sor.”
“Hiç… daha önce… kız arkadaşın oldu mu?” dedim titreyerek. Hafifçe başını eğip gülümsedi; utandığı belliydi. “Hayır. Ama bazen… düşünüyorum.” dedi. İçimde bir kıvılcım çakıldı. “Ben de.” dedim. Masadaki bardağını parmaklarıyla çevirdi. “Bizim aramızda bir şey var mı sence?” diye fısıldadı. Cevap veremedim, yutkundum ama bir şey demedim. Sadece göz göze geldik, bakışlarımız uzadı.

O geceye kadar hep kendimi frenlemiştim. “O bir arkadaşın, ev arkadaşın… işler karışırsa ne olacak?” Ama artık istemsizce bunu düşünemez hale gelmiştim. Elif’in utangaçlığı ve samimiyetinde beni inanılmaz tahrik eden bir sıcaklık vardı. O masada bir süre daha sessizce oturduk. Sonra bir şekilde sohbet dağıldı, ben odama gittim.

Bir sonraki hafta bütün bu birikmiş gerilim sonunda başka bir biçim aldı. Bir Cuma gecesiydi, dışarıya yağmur yağıyordu. Evde pizza sipariş etmişiz, yine şarap açmışız. Netflix’te bir dizi açtık, çok ilgilenmedik tabii. Salonda yan yana, battaniyenin altında oturuyorduk; sesler sadece yağmurun camdaki tıngırtısı ve diziden gelen fısıltılardı. Aramızda bir iki santimlik mesafe vardı ama ellerimiz çok yakındı, neredeyse birbirine değiyor. Dizinin saçma bir sahnesinde ikimiz birden güldük, Elif kafasını bana çevirdi. Gözlerinden anlamadığım bir ışık geçti o an.

Yavaşça elini elime uzattı, dokundu. Karşımda ellerimin arasında kendi küçük elini nasıl titrek bir cesaretle tuttuğunu hissettim. Nefesim hızlandı. Elif bana iyice sokuldu, burnu boynuma değdi, tüylerim diken diken oldu. Bir anda içeride havanın akımı değişti. Elini usulca yanağıma götürdü, ister istemez gözlerimi kapattım. Sonra dudaklarımız birbirine değdi. Ufacık, mahcup bir öpüşmeyle başladı her şey. İlk defa bir kızla öpüştüğüm için karmaşık duygular içindeydim; hem endişeli hem müthiş derecede tahrik olmuş hissediyordum.

Elif’in elleri bir anda belimde dolaşmaya başladı. “Devam etmek ister misin?” diye fısıldadım. Cevap vermedi; bana daha yakınlaştı, bu sefer bana sarıldı. Vücudunu göğsüme yasladı, teninin sıcaklığını hissediyordum. Titreyen ellerimle belini sarmaya, saçlarını okşamaya başladım. Dudaklarından öperek boynuna indim, her nefesimiz birbirine karışıyordu. Battaniyenin altındaydık; bir elim onun alt karnındaki ince pijamanın içine kaydı, teni yumuşacık ve sıcaktı. Elif gözlerini kapadı, derin derin nefes aldı.

Parmaklarım içine yavaşça kayarken, ‘Bu gerçekten oluyor mu?’ diye içimden geçiriyordum. Bir yandan heyecanın getirdiği korkuyla ellerimin titremesini engellemeye çalışıyordum. O ise ellerimi tutup bana yön gösterdi, daha derine gitmemi istedi. İçinden gelen homurtularla nefes alıyor, gözlerini açıp arada bana bakıyordu. Göğüslerini ellerimle kavradım, tişörtünden içeri kayarak sertleşmiş memesine dokundum. Tenimizin temasıyla, ikimiz de dudaklarımızı birbirimize daha şehvetle bastırdık.

Bir süre sonra Elif, bana göz göze bakarak üstündeki tişörtü çıkardı. Küçük göğüsleri ellerimin arasındaydı. Benim tişörtümü çekiştirip çıkarmama yardım etti. Battaniyenin altındaki çıplaklığımızda birbirimizi inceler gibi bakakaldık. O an, hem utanıyor hem deli gibi istiyordum. Elif altına kayıp dizimi okşadı, yavaşça pijama şortumu sıyırdı. Ben de onun şortunu dizlerine kadar indirdim.

Vücudumuz tamamen birbirine değecek kadar yakınlaştı. Elleriyle kalçalarımı kavrayıp beni kendine çekti. Parmaklarımı klitorisine götürdüm, usulca ovmaya başladım. Islaklığı, dokunuşuma verdiği tepkiyle iyice belirginleşmişti. Elif başını geriye attı, dişlerinin arasından nefesini serbest bıraktı. Göz göze geldiğimizde, bana bir “devam et” bakışıyla karşılık verdi. Dudaklarımı boynuna, göğüslerine, karnına indirdim. Bacaklarını araladı, bir elimle iç dudaklarını okşarken diğer elimle kalçasını kavradım. Elif’in titremesini ve kasılmasını hissedebiliyordum.

O an kelimenin tam anlamıyla başka bir gerçekliğe geçmiş gibiydim. Elif, yanına uzanmam için beni kendine çekti. Yüz yüze, dizlerimizi birbirine dolayarak yavaşça edindiğimiz tempoyu artırdık. Sıcak nefesleriyle kulağıma “Durma, lütfen.” diye fısıldadı. Parmaklarımı içine daldırdıkça sesi yükseliyordu. Gözlerinden yaşlar süzüldü, utangaç bir zevk ifadesiydi. Ellerimse artık tamamen cesurdu, vücudunun her yerine dokunuyordum.

Benim kalbim küt küt atıyor, nefesimle nabzım birbirine karışıyordu. Elif’in elleri saçlarımda, sırtımda dolaştı, bana kendini teslim etti. Tenimizin çıplak temasında gizli bir güven ve şevket vardı. Özellikle onun ilk defa bu kadar rahat, kendini bırakması, beni daha da tahrik etti. O an sadece sevişmiyor, birbirimize yıllardır sakladığımız bir arzunun itirafını yaşıyorduk.

Uzun bir süre birbirimize sarılıp yavaşça hareket ettik. Sonunda Elif kollarımda kendinden geçerken, ben de arkadaşımla ev arkadaşlığının çok ötesinde, hiçbir zaman geri dönemeyeceğimiz bir sınırı geçtiğimi anladım. İtiraf ediyorum, hayatımda daha önce hiç bu kadar istemiş ve kendime engel olamamıştım. O an bizim için geçmiş her şeyin anlamı değişmiş oldu; ne olursa olsun, artık birbirimize karşı dürüst olmanın başka bir yolunu bulmuştuk.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *