Üniversiteden mezun olup İstanbul’a taşındığımda, yalnız yaşayacak kadar bütçem yoktu. Hal böyle olunca, tıpkı benim gibi yeni bir hayata alışmaya çalışan biriyle, Sevda’yla aynı evi paylaşmaya başladık. Sevda aslında okuldan uzaktan tanıdığım biriydi, çok samimi değildik ama birkaç ortak arkadaş sayesinde güvenebileceğimi biliyordum. Hafif dalgalı, koyu kumral saçları, pürüzsüz beyaz teni ve o her zaman gülümseyen kahverengi gözleriyle hemen dikkat çekiyordu. Taşınırken daracık bir jean ve bol bir tişört giymişti, o gün ona bakarken “Hayda, niye kendimi başka şeyler düşünürken buluyorum?” diye kendi kendime kızmıştım.
Ev arkadaşlığımız başlarda oldukça sıradandı. Sabahları kahvaltı hazırlarken birbirimizin kahvesini yapmak gibi küçük jestlerimiz vardı, ama genel olarak herkes kendi hayatına bakıyordu. Sevda’nın neşesi bulaşıcıydı, ama bazen geceleri onu kanepede dizlerini karnına çekmiş, sessizce eski Türk filmleri izlerken bulurdum. O anlarda “Bir şey mi düşünüyor?” diye merak eder, bakışlarını yakalamaya çalışırdım. Çoğunlukla bana gülümseyerek “Sana da çay koyayım mı?” diye sorardı, ama gülüşünün arka planında sanki bir şeyler gizli gibiydi.
Zamanla aramızda bir rahatlık oluştu. Yatak odamdan mutfağa pijamalarla çıkmaktan ya da o taze duş almış saçlarıyla mutfakta bulaşık yıkarken iç çamaşırının askısı hafifçe görünürken gözümü alamamaktan utanmamaya başladım. O günlerden birinde, güzel bir akşam güneşinde balkonda çay içiyorduk. O an nedense yavaşça içimi dökmek istedim:
— Sevda, dedim, “Bazen böyle, çok yakın olmak… garip geliyor mu sana da?”
Sevda bir an duraksadı. Sonra gülümsedi, bakışlarını kaçırdı. “Bilmiyorum, belki de birine bu kadar yakın olmayı uzun zamandır unuttuğum içindir” dedi. Onun bu sözlerinden, içindeki çekingenliği, ama aynı zamanda bana açılmak istediğini hissettim. O an, ikimizin arasında bir gerilim var gibiydi, söylenmemiş cümleler havada asılı duruyordu.
Bir hafta sonra, işler biraz değişmeye başladı. Bir cuma akşamı dizimizi izlerken, soğuk havaya rağmen kanepenin köşesinde dizlerimizi birbirine dayayarak oturuyorduk. Benim aklımda ise o zamana kadar bastırmaya çalıştığım ama artık iyice görmezden gelemeyeceğim hisler dolaşmaya başlamıştı. Başımı kaçamak bir şekilde ona döndürdüm:
— Sence birlikte yaşamak seni rahatlattı mı?
— Bilmem, dedi. “İlk başlarda zorlandım. Böyle hoşlandığım biriyle… pardon yani, dostça söylüyorum, yakın olunca bazen karışıyor insanın kafası.”
Şaşırdım. Cevap vermek istedim ama yutkunmak zorunda kaldım.
O gece yatakta döndüm durdum. Aklımda onun sesi, gülümsemesi ve kanepenin kenarındaki o diz teması vardı. Erkek arkadaşlarımın ya da sevgiliye yakınlaşmanın aksine; Sevda’yla aramızda adı konulmamış, tedirginlik ve heyecan dolu bir yoğunluk oluşmuştu. O günden sonra, mutfakta omuzlarımız biraz daha uzun süre birbirine değmeye başladı; yatmadan önce iyi geceler öpücüğü yerine birbirimizin tenine hafifçe dokunur olduk. Ama dokunmadan da daha çok arzu vardı.
Bir akşam, işten yorgun geldim. Fırtına gibi bir gündü. Kapıdan girer girmez Sevda’yı mutfakta buldum, üzerinde evin içinde giymeyi sevdiği askılı ince bir pijama vardı. Hafif makyaj yapmış, her zamanki doğal haliyle bile beni mest etmişti.
— Yemek yedin mi? diye sordu.
— Hım… dışarıdan bir şeyler söyledim.
Gözleriyle üzerinde bir süre gezindi, sonra yanına çağırdı.
— Gel otur, kahve içeriz.
Masaya geçtim, kahvelerimizi hazırladı. Elektrikler bir anda kesildi. Sevda kendini olduğundan daha yakın hissetmek istemiş gibi bana doğru yaklaştı.
— Korkma, beraberiz sonuçta dedi, sesi arada titreyerek.
Bir an, çok yakına geldi. Aramızda yarım adım bile yoktu artık. Elektriksizliğin sessizliğinde, birbirimizi daha net duyuyorduk. O anda kalbim patlayacak gibiydi. Göz göze geldik, gözlerinde yakıcı bir merak, heyecan ve belki de çekingen bir arzu vardı.
Elimle yanağına hafifçe dokundum, “Bunun olmasına izin verelim mi?” dedim, sesim cılız çıkmıştı.
Bir süre gözlerini kaçırdı.
— Tam emin değilim… ama merak ediyorum, dedi kısık bir sesle.
Benim de kafam karışıktı ama içimdeki istek her zamankinden daha güçlüydü. Yavaşça yanağına bir öpücük kondurdum. Sevda titredi, derin bir nefes aldı.
O gece ilk defa aynı yatağa girdik, önce birbirimize uzun uzun sarıldık, dudaklarımız birleştiğinde vücudunda dolaşan sıcaklığı hissettim. Parmaklarım boynunda dolaşırken Sevda iç çekti, “Daha önce hiç böyle hissetmemiştim,” dedi. Elimi yavaşça tenine, pijamasının ince askısından omzuna doğru kaydırdım, o ise elleriyle sırtımı kavradı.
Dudaklarımız, bedenlerimiz birbirine daha çok yaklaşırken, birbirimizin nefesinde, dokunuşunda kaybolmak o kadar doğaldı ki ilk çekingenlik kısa sürdü. Sevda bazen duruyor, gözlerime bakıyor, nefes nefese “Devam edeyim mi?” diye fısıldıyordu. Ben de kalbimin sesini dinleyip onunla bütünleşmeye hazırım diyordum. Önce yavaşça soyunduk, birbirimizi utangaç bir hayranlıkla izledik. Teninin kokusu, göğsüne dokunan ellerim, dudaklarımdaki sıcaklığıyla birlikte günün tüm yorgunluğu üzerimden silindi. Sevda, ellerini vücudumda gezdirirken, hafif bir titreme geçti içimden.
O gece, ilk defa bir kadınla bu kadar yakın, bu kadar çıplak, bu kadar gerçek oldum. Aramızdaki cinsel gerilim bir anda patladı; parmaklarım arasında kaybolan teni, dudaklarımızın birleşmesi, birbirimizin bedenine olan utangaç ama bir o kadar da arzulayan bakışlarımızla saatler boyunca birbirimizi keşfettik. Ona her yaklaştığımda, sesindeki, dokunuşundaki isteği gittikçe artıyordu.
— Devam et, lütfen bırakma, dediği anda artık geri dönüş olmadığını anlamıştım.
O andan sonra tamamen bir olduk. Onun içindeki isteği, bedenimde bulduğu huzuru hissettikçe, tüm kararsızlığım kayboldu. Aramızda utanç ya da utanma yoktu; Sevda’nın zevk dolu inlemeleri, vücudumun her milimetresini öpüşü, tırnaklarının sırtımda bıraktığı izler, her şeyiyle gerçekti.
Sabaha karşı, nefes nefese, terlemiş bir halde birbirimize sarıldığımızda, Sevda kulağıma “Keşke daha önce cesaret edebilseydim” diye fısıldadı. Ben de “Şimdiye kadar hiç kimseye böylesine yakın olmak istememiştim” dedim. Uykuya dalmadan önce, ikimizin de aklında tek bir soru vardı: Bundan sonra aramızda neler olacak? Ama o gece, sevda ve arzu arasında geçen o ince çizginin iki tarafında yürüdük ve ikimiz de istediğimizin bu olduğuna karar verdik.