Ben Onur, 28 yaşındayım. İstanbul Beşiktaş’ta orta halli bir ailenin oğlu olarak büyüdüm, üniversitede işletme okudum. Mezun olduktan sonra ise iki yıldır, şimdi anlatacağım bu hikâyenin geçtiği küçük ama işlek bir ajans ofisinde grafik tasarımcı olarak çalışıyorum. İşimden çok büyük beklentilerim olmasa da iş yerimin ortamı bana bir aile gibi gelmişti. Ta ki Merve gelene kadar.
Merve, ajansımıza yeni sosyal medya yöneticisi olarak başlamıştı. İlk geldiği gün, toplantı odasında herkese tek tek kendini tanıtmıştı. Gözümden kaçması mümkün değildi; siyah, ince kumaş pantolonu, açık pastel renkli bluzu ve her daim yüzünde taşıdığı hafif bir tebessümle oldukça çekici bir kadındı. Zaten ekipteki herkesin gözü ilk günden onun üzerindeydi; bu biraz hoşuma gidiyordu, biraz da rahatsız oluyordum. Çünkü bana göre, göz teması kurmakta cömert davranan, fazla çekiciliğini saklamaya gerek duymayan ama bir o kadar da mesafeli bir tarafı vardı.
Bizim ofiste genelde öğle arası topluca çıkılır, yemek yerken sohbet edilir, iş harici konularda konuşulur. Birkaç gün sonra Merve’yle birlikte aynı anda lavaboya gitmemiz denk geldi, elini yıkarken bana dönüp “Sen de buranın eskilerindensin galiba, herkes sana bir şey danışıyor,” dedi. Şaşkınlıkla, “Evet, biraz öyle oldu. İstersen senin de bir şeyin olursa bana sorabilirsin,” diyerek cevap verdim. Sonra tatlı tatlı gülümsedi. O an, içimde bir yerlerde her şeyin değişmeye başladığını hissettim.
Haftalar ilerledikçe, Merve’yle aramızda garip bir yakınlaşma başladı. Sohbetlerimiz daha koyulaşıyor, zaman zaman işten sosyale taşan konular konuşuyor, bazen de ofis dedikodularıyla eğleniyorduk. Ama işin enteresan yanı, her ne zaman baş başa kalacak olsak, kelimeler havada asılı kalıyor, göz göze geldiğimizde ikimiz de konuşmayı bırakıp kısa bir sessizliğe gömülüyorduk. Başta bunun sadece benim kendi kafamda yarattığım bir çekim olduğunu sandım ama Merve’nin de bakışlarından, hassaten bana dokunmaya birazcık daha fazla meylettiğinden dolayı; işin rengi biraz değişmeye başladı.
Bir akşam, iş çıkışı bardakları toplarken Merve bana sokuldu, “Birlikte çıkalım mı?” dedi. “Sana kahve ısmarlayayım, şu yeni açılan kafeye gidelim.” O an, içimden yüz kere evet demek geçti ama cevabım beklediğimden sakin oldu: “Olur tabii, zaten yorgundum, kahve iyi olur.” Kafeye gittiğimizde konu bir anda sevgililerden açıldı, eski ilişkileri falan konuşmaya başladık. Birkaç defa sohbet biraz fazlaca kişiselleşti ama Merve bir şekilde hep konunun dozunu ayarlıyordu. O gece eve döndüğümde, yastığa kafamı koyunca kalbim inanılmaz hızlı atıyordu.
Bir süre daha küçük buluşmalarımız, kaçamak bakışlarımız, üstü kapalı şakalarımız devam etti. Arada bir Merve’nin mesajları geceleri WhatsApp’tan geliyordu; bazen “Bugün iyi çalışmışsın, tasarım harikaydı,” diyor, bazen de “Bugün yazdığın mailde ‘sevgili’ yazacakken ‘sevgili meslektaşım’ yazmışsın ahahah,” diye dalga geçiyordu.
Ama bir taraftan çok kararsızdım… Merve açıkçası bana daha önce rastlamadığım kadar içten ve cesurdu; ben ise ilişkiler konusunda biraz temkinli ve yaşadığım aşklarda incinmiş bir tiptim. Bir de, iş ortamındaydık; bunu ne kadar ileri götürebilirdik? Günler geçtikçe, içimde büyüyen istek kadar, bu belirsizlik de arttı. Kendimce hep mesafemi korumayı denedim; ama işler öyle kolayca engellenmiyormuş.
Bir cuma günüydü, ofiste yoğun bir kampanya sunumundan çıkmıştık. Yorgun argın odama dönerken, Merve yanıma yaklaştı, “Biraz konuşabilir miyiz?” dedi. Elimdeki dosyaları masamın üzerine bırakıp “Tabii ki, gel otur,” dedim. Sandalyeye geçti, gözleriyle benim gözlerimi buldu. İçimde aniden bir sıcaklık hissettim. “Onur, bir şey soracağım.” dedi ve sustu, yanakları al al oldu. Sonra, “Ben seninle takılmayı çok seviyorum, hatta bazen senden hoşlandığımı düşünüyorum,” dedi. O an beynimden aşağıya bir serinlik yayıldı. Birkaç saniye sustum, cevap veremedim. Sanki ciğerlerim nefessiz kalmış gibiydi. Tek diyebildiğim: “Ben de senden… galiba daha fazlası hoşuma gidiyor,” oldu.
Birbirimize baktık, utangaçça gülümsedik, ortam biraz gereksiz samimi oldu, bir anlığına yakınlaşıp geri çıktık gibi hissettim. O gün hiçbir şey olmadı. Evde içimi kemiren bir huzursuzluk, bir eksiklik vardı; “Acaba yanlış mı yaptı?”, “Ben mi fazla açıldım?” diye kafamı kurcaladı.
Sonraki hafta iş yerinde bir gerginlik hissettik, aramızda net bir uzaklaşma oldu. Göz göze dahi gelemiyorduk, konuşmalarımız çok daha resmiydi. Ben mahvolmuştum, Merve de bana dargın gibiydi. Bu böyle birkaç gün sürdü. Bir akşam, mesai biraz fazla uzadı; ofiste, Merve’yle birlikte sadece ikimiz kaldık. Dosyamı toparlamaya çalışırken bir anda arkamda Merve’yi hissettim, “Onur… yoksa bana kızgın mısın?” diye sordu. Döndüm, “Hayır, sadece ne yapacağımızı bilemiyorum.” dedim, dürüstçe.
Bir anda aramızdaki tüm mesafeler çözüldü sanki. “Ben de en çok bunu anlamıyorum. Seni yanında hissetmek hoşuma gidiyor, ama aynı ortamda her gün görüşmek de korkutuyor beni,” dedi. Gözlerinde ilk defa bir çekingenlik sezdim, bu bana güç verdi. Cesaretimi toplayıp ona daha da yaklaştım, “Dene, sadece bırak kendini,” dedim fısıltıyla. O an, birbirimize daha fazla yakınlaşmamıza engel kalmadı.
Koltukların arasında ayakta durmuş birbirimize bakıyorduk. İlk temasımız, Merve’nin parmaklarının elime dolanmasıyla başladı. İçimden yükselen dürtüye karşı koyamıyordum artık, o da kendini bana bırakmış gibiydi. Dudaklarımıza hakim olamayıp hafifçe öpüşmeye başladık. Önce yavaş, sonra ihtiraslı… Merve’nin soluğu, benim gömleğimdeki düğmeleri çözerken hızlanmaya başladı. Gecenin sessizliği içinde, ofisin yalnızlığı bana inanılmaz bir heyecan verdi. Hızla birlikte koltuğa oturduk. Ellerim onun beliyle göğsü arasında gidip geldi, teninin sıcaklığı her dokunuşumda beni inanılmaz tahrik ediyordu. Gömleğinin altına giren ellerimle memesini avuçladığımda, Merve’nin dudaklarından istemsizce hafif bir inleme duyuldu. Hiç bu kadar yakın olmamıştık, ama ben de kendimi kaybediyordum.
Bacaklarını kucağıma attı, pantolonunu hafifçe sıyırmam için bana alan bıraktı. Dizlerinin arasından iç çamaşırı hafifçe gözüküyordu; ben hafif hafif oradan parmaklarımla dolaşırken Merve’nin gözleri kısılıyordu. Fısıltıyla kulağımdan öpmeye başladı, boynumdan aşağıya süzüldü o elleriyle. O an, ofiste iş çıkışı yaşadığım her baskı, stres, gerilim, tamamen yerini deli gibi bir hazza bırakmıştı. Yavaşça çamaşırını araladım, parmaklarım onun sıcaklığında kayboldu. Merve’nin kalçasından Kendime çektim, tam olarak bana teslim olmuştu. Bir süre daha böyle birbirimizi okşayarak, nefeslerimizi duyduğumuzda ben hiç olmadığı kadar onu arzuladığımı fark ettim.
Sonrası, çok hızlı gelişti. Masanın kenarına yasladı kendini, ben nereye gideceğimizi bilmeden hemen önünde diz çöktüm; bacaklarını açtı, onu öpmeye başladım. Islaklığını, tereddütsüzce kabullendim. Merve’nin vücudunda dolaşmak, titremesini hissetmek beni de delirtmişti. O anda tutulamadık; pantolonumu çıkardım, beraber sallanan ofis koltuğuna tekrar geçtik. İlk temasta, tenlerimizin birbirine değmesinde aramızdaki bütün gerilim patladı. Merve’nin iç çekişleri, ellerimi saçına dolayışı, “Durma, devam et…” deyişi odamda yankılandı. O gece ofiste içimizde ne varsa, tüm bastırdığımız duyguları açığa çıkardık. Uzunca ve delice seviştik; içimdeki bütün kararsızlık o anda silindi gitti.
Sonrası, hafif terli ve yorgun düşmüştük. Ne o bir şey söyledi, ne ben. Sadece sarıldık, göz göze baktık. Birbirimize gülümsedik; kelimeler gereksizdi. Biliyordum ki, ofisteki o geceden sonra aramızda artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.