Gizli Tutkunun Kıskacında: Ev Arkadaşımla Yaşadığım Sıcak Gece

Gizli Tutkunun Kıskacında: Ev Arkadaşımla Yaşadığım Sıcak Gece

Aslında böyle şeyleri itiraf etmeyi hiç düşünmemiştim ama geceye dair anılar aklımdan çıkmıyor. Hatta, o gün her zamanki gibi sıradan başlamıştı. Benim adım Can, 27 yaşındayım; iki yıldır İstanbul’da yaşıyorum ve Yıldız Teknik’te yüksek lisans yapıyorum. Hayatım fazla sürprizli değildir; genelde kahvemi alıp ders çalışırım, haftada bir arkadaşlarla dışarı çıkarım, o kadar. Klasik bir Anadolu çocuğu aslında. Ama bir süredir ev arkadaşım Melis sayesinde bu rutinim ciddi biçimde sarsıldı.

Onunla geçen yıl, ortak arkadaşlarımız üzerinden tanışıp eve çıkarak arkadaş olmaya karar verdik. Melis İzmirli, yönetmenlik bölümünde doktorasını yapıyor. Onun evdeki varlığı eve renk, enerji, kahkaha kattı… ve sanırım biraz da huzursuzluk, en azından benim için. Çünkü Melis hem güzel hem çekici hem de bunu hiç gizlemeyen biri. Uzun kumral saçları, herzaman hafif dağınık duran, kocaman ela gözleri, hep salaş ama dikkat çekici giyinen bir kadın. Benim gibi daha tutuk bir adam için bazen fazla açık sözlü ve rahat geliyor ama samimiyetiyle işin ciddileşmesine hep engel oldu.

Başlangıçta aramızda hiçbir şey yoktu; ben de sınırı aşmamak için özen gösteriyordum. Zaman ilerledikçe, bazen gece mutfakta denk gelişlerimiz, film keyfinden sonra kanepeye yayılmalarımız, bana düşündüğümden fazla heyecan verdi ama Melis’in tavırlarından bana asla yeşil ışık yaktığını anlamadım. Hatta çoğu kez, “fazla mı düşünüyorum?” diye kendime kızdım.

Bir Cuma günüydü. Melis sınavını başarıyla vermiş, resmen mutlu olmuştu. Akşama kadar bana, “Artık kutlama yapmamız lazım!” diye takıldı. Israrı kırılacak gibi değildi, ben de “Tamam, bu akşam senin için kutlama var” diyerek işten erken çıktım, şarap ve birkaç atıştırmalık aldım. O akşam, havanın ılık olmasından faydalanıp salonun penceresini açtık, bilgisayardan müzik açtık. Melis kırmızı bir bluz giymiş, altına ince bir tayt geçirmişti. O otururken, bluzun boynunda biraz daha gevşek olduğunu, göğüslerinin nazikçe açıldığını görmekten kendimi alamadım. Dönüp bana, “Beni kocaman kutla ama, küçük sürprizler istemiyorum,” dediğinde, içimden geçen şeyin kutlama olmadığını ikimiz de kısa bir sessizlikte anlamış gibiydik.

İlk bölümde cinsel gerilim dolayısıyla göz göze gelişlerimiz, kadehlerimizi tokuştururken ellerimizin birbirine dokunması hep planlanmamıştı. Hatta ben bazen Melis’e yönelttiğim bakışları fark ettirir miyim diye tedirgin oldum. Onun rahatlığı bana cesaret veriyordu ama hâlâ sınırı aşamıyordum. Tavırlarından ne kadar emin olursam olayım, ya yanlış anlarsa, ya aramız bozulursa diye tedirginlik içindeydim.

O gece film olarak bir Fransız filmi açtı, romantik ama bol cesur sahneler vardı. İnsan ister istemez, hele bizim gibi kısa mesafe kanepe paylaşınca, havadaki elektrikten etkileniyor. Göz ucuyla Melis’in yüzündeki ufak mimik değişiklerini izlerken, bir anda bana döndü:

“Can, neden her zaman bu kadar uslusun? İnsan bazen biraz çılgın olmak istemez mi?” dedi.

İçimden çıkmak isteyen şeyleri susturmak için yutkundum. “Bazen… ama riskli işlere girmek istemem,” cevabını verdim. O hafifçe güldü, gözlerinde parıltı vardı. “Korkak mısın?” diye takıldı. O an, gerginlik iyice arttı.

Şarabı yudumlarken, bir anda kolunu bacağıma koydu. Bunu daha önce yapmamıştı. Nefesim kontrolsüzce hızlandı, vücudumun alt tarafında kan dolaşımı değişti resmen. O an Melis’in gözüme bakması ve hafifçe yanağıma eğilmesiyle, zihnimdeki kararsızlık en doruğa ulaştı. Bu, eski arkadaşlık sınırlarının aşıldığı o andı. Onu öpmek istedim, ama hareket etmeden sadece dudaklarımı ısırdım; Melis “Can, hep mi susacaksın?” diyerek neredeyse fısıldadı. O kadar şehvetli bakıyordu ki, kendimi zor tuttum.

Sanırım herkesin hayatında bir “olursa her şey değişir” dediği bir an vardır. O dokunuş, Melis’in olan bitene açık olduğunu belli etmişti. Yine de, son çizgiyi çekmek için bir adım daha istiyordum. Aslında aklımda, sabah uyanınca yüzüne bakamayacağım, aramızın bozulacağı korkusu vardı. Melis ise, üzerime gelip vücudunun sıcaklığını tenimde hissettirdiğinde, “şu anı yaşa” diyen bir tavır içindeydi.

O sırada elini dizimden yukarı, kasıklarıma doğru yavaşça kaydırmaya başladı. “Korkma,” dedi, “istemiyorsan dokunmam.” Bir an derin bir nefes aldım, gözlerini aradım, “İstiyorum,” dedim, kısılarak, hafif titrek bir sesle.

O ana kadar dizginlenmiş olan arzum aniden kontrolden çıktı. Melis’in yumuşak elleri tenimdeyken, içimdeki çekingen Can gitmiş, kendine güvenen, şehvete açık bir Can çıkmıştı. Dudaklarımız buluştuğunda, önce yavaş, sonra aç gözlü öpmeye başladık. Ellerim vücudunu kavrarken, Melis’in inlemeleri kulağımı ısıttı.

Kanepede birbirimize dokunmanın sınırlarını zorlarken, üzerimizdeki kıyafetler birer birer çıktı. Onun tenine dokunmak, göğüslerini avuçlarımda hissetmek, nefes alışverişini duymak… tüm bunlar aklımı başımdan alıyordu. Melis beni iyice kışkırtmak istercesine, kalçalarını bana yaklaştırdı. Aramızda artık hiçbir şey yoktu.

Bir süre, kanepeye yığılmış halde, derin öpüşmeler ve dokunuşlarla birbirimizi çıldırtmaya devam ettik. Melis vücuduma oturup, elleriyle tenime sürtünürken, “Bunu hep mi hayal ettin?” diye fısıldadı. “Daha ilk günden beri…” diyebildim. O sırada birbirimize daha da yaklaştık. Melis’in sıcaklığı, kasıklarıma dolarken, vücudumun alt kısmı dayanılmaz biçimde gerildi.

Artık durmak, frenlemek mümkün değildi. Yolculuk başlamıştı. Melis yukarı kalkıp dizleriyle iki yanımı kavradı ve bana daha yakınlaştı. Yavaşça, kendi istediği hızda beni içine aldı. O ilk an, hem inanılmaz sıcak hem de hafif utanç vericiydi; çünkü dayanmakta zorlandım. Onun vücudunun etrafımda daralıp gevşemesiyle, başta yavaş ama gittikçe hızlanan bir ritmle buluşmaya başladık.

Aramızda sözler değil, sesler dolanıyordu artık. Melis yüzünü boynuma gömüp, derin derin nefes alıyor, zaman zaman kulağımı ısırıyor, tırnaklarını sırtıma batırıyordu. Bu tüm çekingenliğimi silip süpürdü; ellerimle kalçalarını kavradım, bir yandan, içinde gidip geldikçe, onun yüzündeki haz ifadesinden gözlerimi alamıyordum.

Birkaç dakika böyle sürdü, bedenlerin buluşması sıklığını arttırdıkça, seslerimiz daha özgür, daha açık hale geliyordu. Melis “Daha hızlı…” diye hırıltılı bir sesle fısıldadı; ben de elimle ona ritim verdiğimde, bir an vücudu inleyerek boşaldı. Ben artık tökezlemeye başlamıştım, onun üzerine eğilip dudaklarını öptüm, vücudum da ona eşlik edip kendini bırakırken, etraftaki her şey anlamsızlaştı.

Bitince uzun bir süre birbirimize sarıldık. Melis gülümsedi, “İşte risk böyle bir şeymiş,” dedi. Ben hala utangaç, ama içimde tarifsiz bir rahatlamayla gülümsedim. O günden sonra, aramızda geçenler bambaşka bir yakınlığa dönüştü. Artık evde geçen her akşam yeni bir ihtimale dönüştü. Hayatım, işte o gün, sıradan olmaktan çıkıp, Melis’in ellerinde farklı bir yer buldu.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *