Uzun zamandır bir ofiste çalışıyorum. Küçük bir muhasebe firması burası. Biz on kişiyiz. Herkes kendi halinde, işine bakıyor gibi görünse de aslında ofis ortamı dedikodu ve ufak flörtlerle dolu. Ben, Aslı, 28 yaşındayım. Evliyim ama evliliğimde sanki bir şeyler eksik, aradığım o heyecanı bulamıyorum. Barış ise yaklaşık altı aydır bizimle. Yirmi dokuz yaşında, bekar, sakallı, gülüşüyle insanı etkileyen biri. İlk geldiğinde fazla ciddi görünüyordu ama zamanla açıldı, bizim aramızdaki o eğlenceli sohbete katılır oldu. Açıkçası, bana ilgi duyduğunu hissediyordum ama aramızda bir adım hep havada kalıyordu.
Bir gün işten sonra yine ekipçe çay içerken herkes yavaş yavaş evine gitmeye başladı. Ofiste yalnızca ben ve Barış kaldık. O an anladım ki içimden geçenleri ben durdurmasam bir şeyler yaşanacak. İçimde bir ses “Evli bir kadınsın,” diyordu. Diğer yanım ise böylesine bir ilgiyi, böylesine bir ten arzusunu uzun zamandır hissetmemişti.
Barış bana yaklaşarak, “Aslı, şu raporlara tekrar bakmak ister misin? Yarın müdüre sunacağız ya, gözüm kalmasın.” dedi. Hafifçe gülümsedim, aslında hiçbir şey bakmak istemiyordum. Masasına gittim, kağıtları aldı, masanın tam karşısına geçti. Göz göze geldik. Sanki birbirimize bakarken nefesimiz hızlandı.
O anda, “Barış, seninle bir şey konuşmak istiyorum,” dedim. Şaşkın görünüyordu. “Sence doğru mu?” dedim, “Yani bütün bu iş ortamında, herkesin birbirine baktığını hissetmek?” Bir an duraksadı.
“Aslı, ben bazen yanlış hissediyorum sanıyordum ama sanırım ikimiz de benzer hissediyoruz.” dedi.
Ellerimiz birbirine çok yakındı. Benim elim titriyordu, Barış’ın da eli öyle. Ama ikimiz de dokunmaktan korkuyorduk. Bir anda yerimden kalkıp camı açtım. İçeriye serin hava doldu. “Barış, belki de burada durmalıyız.” dedim, aslında bunu tam içimden de gelerek söylemiyordum. İkimiz de bir kararsızlık yaşadık. O an gözlerini kaçırdı ama ardından “Aslı, dürüst olacağım,” dedi, “Son birkaç haftadır seninle ilgili şeyler düşünüyorum ve aklımdan çıkaramıyorum.” Bu sözleri duyunca bacaklarım titredi.
Ertesi gün bir şey olmamış gibi davrandık. Ama ofisteki tek bir bakışla bile aramızda bir gerginlik oluştu. O günün akşamı beni Whatsapp’tan yazdı: “Yarın işten sonra bir kahve içelim mi?” Eşim evdeydi, hemen kabul edemedim. Biraz düşündüm. Belki böyle bir buluşma sadece öylece sohbet olur diye kendimi kandırdım. “Tamam,” dedim.
Buluştuğumuz kafede samimi bir köşe bulduk. Yalnızca ikimiz vardık. Muhabbete girdik, havadan sudan, işten… Sonra laf lafı açınca konu bana ve özel hayatıma geldi. “Aslı, bilmiyorum ama biraz mutsuz görünüyorsun,” dedi. Bir süre sessiz kaldım, sonra “Evet,” dedim, “Son yıllarda kendimi sıkışmış hissediyorum. Bazen doğru yerde miyim, emin olamıyorum.”
Barış, elini elim üstüne koydu. Buz gibi elim bir anda ısındı. Sanki orada karşılıklı otururken herkes yok olmuştu ve sadece biz vardık. “Sana dokunmak istiyorum, ama seni de zor durumda bırakmak istemem.” dedi. “Barış… aslında ben de uzun zamandır birine böyle hissetmedim,” dedim.
Birbirimize iyice yaklaştık. Dudaklarımız neredeyse birleşecekti, ama öylece kaldık. Öpüşmemek için kendimi zor tuttum. İçimdeki o kararsız sesi susturamadım. Eve dönerken kafam allak bullak olmuştu. O gece eşimin yanında yatarken aklımda Barış’ı, bana dokunuşunu, gözlerinden akan arzuyu düşündüm.
Ertesi gün yine ofisteydik. Gün boyunca birbirimize bakış atıyor, küçük laflar ediyorduk. Öğleden sonra Barış birden odama girdi. Kapıyı çekti. “Dayanamayacağım Aslı, aklımı kaybedeceğim. Eğer sen de istiyorsan, şu an, hemen, kimse yokken…” dedi. İçimde bir dalga yükseldi. Bu defa direnemedim. “Kilitli kapıyı,” dedim.
Kapıyı kapatıp kilitledi. O anda bana doğru geldi, kollarımı tuttu, dudaklarımız birleşti. Sanki her şeyi unuttum. Barış’ın dudaklarıyla buluşmak, sıcak nefesini omzunda hissetmek… elleri vücudumda geziniyordu. Gömleğimin düğmelerini açtı, göğüslerimi öptü. Nefesim hızlandı, içimdeki bütün o direnç eridi. Ellerimle gömleğini çıkardım, kaslı vücudunu hissettim.
Barış, eteğimi sıyırıp külotumun üstünden beni okşadı. Parmaklarımla saçlarına daldım, gözlerim kendiliğinden kapandı. Bir yandan nefes nefeseydik, bir yandan sessiz olmaya çalışıyorduk çünkü ofiste biri duyabilir diye korkuyorduk. Ama bu gerginlik her dokunuşumuzu daha da tahrik edici kılıyordu. Eğilip tenimi öpüyordu. “Çok güzelsin Aslı, seni çıldırarak istiyorum,” diyordu.
Ben de kollarımın arasına aldım onu, bacaklarımı beline sardım. Parmaklarıyla klitorisimde ritmik hareketler yapıyordu. Bir an öyle bir noktaya geldik ki artık ikimiz de duramazdık. Pantolonunu çıkardı, penisini hissettim, ıslanmıştım. Kondomunu cebinden çıkardı ve hızla taktı. Beni masama oturttu, kalçamın altına ellerini yerleştirip kendisini içime aldı.
Acıdan ya da korkudan hiç eser yoktu; sadece arzu vardı ve her hamleyle beraber ıslandığımı, nefesimin kısıldığını hissediyordum. Barış yaklaştıkça, bana daha derinden sokuldukça ofiste olduğumuzu unuttum. Fısıldayarak kulağıma “Çok güzelsin,” dedi. Bir elim ağzımda, sesimi bastırmaya çalışıyordum. Barış daha hızlı, daha derin hareket ediyordu. Göğsüme eğildi, mememi ağzına aldı.
Bir noktadan sonra her şey kontrolden çıktı, ikimiz de tutkuya yenildik. Ben önce, o arkamdan boşaldı. Bir süre birbirimize sarıldık, nefesimi düzeltmeye çalıştım. “Gerçekten bunu yaptık,” dedim gülerek, içimde tuhaf bir suçluluk olsa bile heyecanım çok daha baskındı.
Barış saçlarımı okşadı. “Hiç keşke demedim,” dedi. “Ben de,” dedim ve onun vücuduna bir kez daha dokundum.
Bir anda sıradan bir iş gününde başlayan o küçük gerilim, hayatımın en heyecanlı anlarına dönüştü. Şimdi Barış’a her baktığımda vücudum tepki veriyor, iş yerinin dışındaki hayatımda bir boşluk daha da büyüyor. Kendimi suçlu hissettiğim kadar arzuladığım bir tutkuda buldum.