Komşum Melis’le Aramızdaki Yasak Çekim: Tutkuyla Başlayan Bir Macera

Komşum Melis’le Aramızdaki Yasak Çekim: Tutkuyla Başlayan Bir Macera

İşten eve döndüğüm bir gün, apartmanın girişinde komşum Melis’le karşılaştım. Melis, yaklaşık altı aydır üst katta oturuyordu. Kendisini pek tanımazdım; birkaç selamlaşmadan fazla konuşmuşluğumuz yoktu. Ama kapı önünde ya da asansörde denk geldiğimizde içimde garip bir kıpırtı uyanıyordu. Göz göze geldiğimizde ikimizin de birbirinin yüzüne biraz fazla dikkatlice baktığını hissediyordum. Onun iri kahverengi gözleriyle karşılaştığımda için için utanmış, ama bir yandan da tahrik olmuş gibi oluyordum. Benim yaşıtım olmalıydı, belki bir iki yaş büyük, belki küçük. İşten yorgun dönerken elinde alışveriş poşetleriyle bana gülümsediğinde insanın üstüne başka türlü bir sıcaklık çöküyordu.

O akşam asansörde yine denk geldik. Ben evrak çantamı tutuyordum, o bir çanta ve poşetlerle dolmuştu. “Sen hangi katta oturuyordun?” diye sordu. “Üç. Sen de dört değil mi?” diye karşılık verdim. “Evet, tam üstündeymişiz,” dedi gülerek. Asansör hafifçe sarsıldı; göz göze gelmemeye çalışsak da fazla sessiz kaldık. Dışarıdan bakınca sıradan bir sohbet gibiydi. Ama kokusu, nefes alışındaki hızlanma, elindeki anahtarları bir türlü bulamayışı hep bir şeyler söylüyordu. O an Melis’in iç sesini nelerle meşgul ettiğini deli gibi merak ettim.

Haftalar geçti, bahar geldi. Melis’i apartman önünde ya da markette daha sık görmeye başladım. Bir defasında beraber çöp çıkardık. “Yoruldun mu hiç bu işlerden?” dedi şakayla karışık. “Ev işi de işmiş,” diye mırıldandım. “Bir kahve içer miyiz? Çöplerden sonra iyi gider,” dedi. O zamana kadar bu kadar davetkâr hiçbir harekette bulunmamıştı. Hafif bir şaşkınlık yaşadım ama belli etmemeye çalıştım. “Olur,” dedim. Her an birbirimize daha çok ısınıyorduk gibi hissediyordum.

Evine çıkınca oturma odasına geçtik. Etraf dağınıktı, bunun için özür diledi ama bana samimi geldi. Kahveyi hazırlarken aramızda hâlâ mesafe vardı, ara sıra laflıyorduk ama daha ziyade ortamın sessizliği hâkimdi. Oturduk, biraz işten, biraz apartman dedikodusundan bahsettik. Kara kedi olayını gülerek anlattı bana. İçtiğimiz kahveyle beraber aramızdaki buzlar çözüldü, ama başka bir gerilim de başladı. Melis’in bacağı hafifçe bana değdi, sonra çekti. Farkında olmadan ona uzun uzun baktığımı, gözleriyle gözlerimin buluşup ayrıldığını fark ettim. O an tatlı bir huzursuzluk sardı içimi, hem bir adım atmak istiyordum hem de elim ayağım tutulmuş gibiydi. Tam lafa girdi, “Sen sevgilisi olmayan tiplerden misin?” dedi gülerek. Yutkundum. Açık açık sormuştu. “Bir süredir yok,” dedim biraz utanarak. “Senin var mı?” diye sordum. Güldü, “Bir süredir bende de yok. Ama insanın hayatında bazen bir heyecana ihtiyacı oluyor…” İçini çekti.

Konu bir noktada ‘heyecan’a, arzuya kaydı. Hafif bir sessizlik oldu. Ben, acaba fazla ileri mi gittik diye düşünürken, o içten gülümsedi. “Çok resmi konuşuyorsun hep, dikkati çektin mi?” dedi. “Kimseyle öyle fazla yakın olmadım buralarda,” dedim. “Mist kokunu sevdim,” dedi birden Melis. O ana kadar baş başa kaldığımız anların hepsinden daha samimiydi sesi şimdi.

Ardından “Bir daha kahveye gelirsem, düşün bakalım beni nasıl ağırlarsın,” diye sordu hafiften göz kırparak. “Bakarsın kapıda kalırsın,” diye karşılık verdim. Melis gülmeye başladı. Zaman durmuştu; ikimizin de gözlerinde belli bir istek, biraz da tedirginlik vardı. Onu öpmek istiyordum ama kendimi tutmaya çalıştım. İçimde kararsızlık hâkimdi; çünkü burası apartmandı, bir yanlış anlamadan, herkesin birbirini tanıdığı bir ortamda bir şey yaşamak kolay değildi. Ya aramızda bir şey olursa ve sonra kötü biterse? Ya Melis başka biriyle görüşürse, ya bizim hakkımızda laflar çıkarsa? İçimdeki dürtüyle, kafamdaki soru işaretleri savaş halindeydi.

Ertesi gün işten dönerken kapımın önünde Melis’i tekrardan bulunca, gerilim tavan yaptı. “Selam, misafirim vardı da, bende unuttuğu bir kitap var, sen de bakar mısın?” dedi. Evime davet etmemi istiyordu, belliydi. İçimdeki kararsızlık devam ediyordu, acaba yanlış mı anlıyorum diye endişeliydim ama bir yandan kalbim yerinden çıkacak gibiydi. “Gel, bakarız,” dedim.

Eve geçince az önce olmuş gibi sohbet ettik. Kitabı sorma bahanesiyle gelmişti, gözlerinden anladım. Yavaş yavaş yakınlaşırken, Melis bir anda elini dizime koydu. O an bende bir şey koptu. Ona olan arzum iyice açığa çıktı. Göz göze geldik; elleri yavaşça koluma doğru kaydı. Nefes alışverişimiz hızlanmıştı. “Ben… burada mıyız gerçekten?” dedi utangaç bir sesle, ama gözlerinde başka şeyler vardı. “Bu karşı konulacak gibi değil,” dedim.

Onu usulca kendime çektim. Dudaklarımız yavaşça, önce tereddütle, sonra daha şehvetle birbirini buldu. Öylece uzun süre öpüştük. Elim beline kaydı, o da benim saçlarımı okşuyordu. Bu kadar zamandır aramızda biriken elektrik şimdi iyice kıvılcıma dönüşmüştü. Melis’in eteğinin kenarından bacağıma dokunması, ellerini gömleğimin düğmelerine götürmesi, aralarda gözlerimi yakalaması bana çıldırtıcı bir haz verdi. Biz çekingen bir şekilde başlamıştık, ama ikimizin de sınırları bu anda yok olmaya başlamıştı.

Dudaklarımı boynunda gezdirirken sesi derinleşiyor, nefes nefese kalıyordu. Ellerim bacaklarından yukarıya doğru kayarken, bir anda titredi. “Bunu gerçekten istiyor muyuz?” dedi boğuk bir sesle. Ben de bir an durakladım. “İstersen burada bırakabiliriz,” dedim. Ama aramızda bir dürtü vardı, duramayacak gibiydik. Melis, “Bırakamayız galiba,” dedi ve tekrar dudaklarımın üzerinde kendini buldu.

İç çamaşırıma dokunduğunda, elim Melis’in tenine değdiği an çıplaklığının sıcaklığını hissettim. Yavaş yavaş üzerimizdeki kıyafetler azaldı. Gömleğimin düğmeleri birer birer çözülürken, Melis’in nefesi, tenime dokunması, beni bambaşka bir insan yaptı. Yatağa doğru ilerledik. Vücudumuzu tanırken acele etmedik; ellerimizde bir keşfetme isteği ve sabırsızlık vardı. Melis’in çıplak derisiyle temas etmek, boynundan göğüslerine kadar tenini öpmek, içimde bugüne kadar yaşamadığım bir şehvet uyandırdı.

O an her şey daha da gerçek oldu. Vücudumda sıcaklığını hissettim, kollarımı boynuna doladım. Melis’in sesi derinleşti, dudaklarıyla tenimde izler bırakıyordu. Birbirimize tamamen teslim olduk. Melis’in bedeni altımda kıvrılırken, ben dudaklarımı kalçasında, belinde, boynunda gezdirdim. Aramızda her şey, adeta zamansız bir ritimde devam etti. Tenimin her yerine dokunmasına izin verdim. O da bana tamamen açıldı.

Bir süre sonra her şey doruğa ulaştı. Melis başımı göğsüne bastırdı, saçlarımın arasında elleriyle kaybolurken, kalçalarını bana yaklaştırıp, vücudunu sardı. “Devam et,” diye fısıldadı. Bu, bugüne kadar duyduğum en tahrik edici iki kelimeydi. Bütün çekincemi, kararsızlığımı unutmuştum. İçimizdeki ateşin kaynağı belki yasaktı, belki yapılamayacak bir şeydi, ama o anda tek düşündüğümüz birbirimizin zevkini duymaktı. Melis’in dudakları, nefesi, teninin terlemesi; hepsi birbirine karışırken, sonunda ikimiz de tamamen boşaldık. Nefes nefese, sarılarak kaldık.

O gece, Melis’le aramızdaki o çekim, kararsızlığımı tamamen ortadan kaldırmıştı. Şimdi, ne zaman apartmanın girişinde göz göze gelsek ikimiz de hafifçe sırıtıyor, kimsenin anlamadığı bir ortak sır paylaşıyoruz. O gizli heyecan, her buluşmamızda tekrar yaşanıyor; bazen sadece bakışlarla, bazen de kapalı kapılar ardında yine birbirimize dokunarak. Birbirimize ne olacağımızı bilmiyoruz, ama bu heyecandan kolay kolay vazgeçecek gibi de değiliz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *