Ofiste Başlayan Yasak Tutku: Asistanımla Unutulmaz Gecem

Ofiste Başlayan Yasak Tutku: Asistanımla Unutulmaz Gecem

Dürüst olmak gerekirse, başından beri bir gün böyle bir şeyi yapacağım aklımın ucundan geçmemişti. Ben Ahmet, 32 yaşında bir beyaz yaka. Hayatımda işler hep belli çizgilerde ilerlerdi. Ciddi, disiplinli, hata yapmaktan korkan bir adamım. Başkalarının arkamdan konuşmasından, yanlış anlaşılmaktan çekinirim. Beni tanısanız, “Tabii ya, Ahmet bunu asla yapmaz…” dersiniz ama her şey fazlasıyla beklenmedik gelişti; ne ben hazırdım ne de o. Belki de itiraf edemediğim bazı bastırılmış duygularım bir fırsat kolluyordu, bilmiyorum.

Geçen yıl işe yeni bir asistan alacaktık. Birkaç görüşmeden sonra Merve’de karar kıldık. 27 yaşında, kısa boylu, açık tenli, dolgun dudaklı, kıvırcık kestane rengi saçlı bir kadın. Canayakın, her şeye gülen, kafası da çalışıyor. İlk başlarda sadece iş ilişkisi vardı aramızda. Patron-çalışan gibiydik, mesafeliydik. Zamanla samimi olduk, ofiste yemek ısmarladık, ayaküstü dedikodulara başladık. Herkes gibi ben de arkadaşça şakalaşabileceğimizi düşündüm. Ta ki, geçen ay, akşamları ofiste bazen yalnız kalmak zorunda kalana kadar…

Bir gün ay sonu raporları için geç saate kadar çalışmamız gerekiyordu. O gün herkes çıktı, ben ve Merve ofiste baş başa kaldık. Kahvelerimizi aldık, karşılıklı oturduk, arada müzik açıp işlere gömüldük. Saat on bire yaklaşırken, Merve yerinden kalktı, ceketini çıkardı, bluzunun üst iki düğmesini açtı. Sıcaklamıştı, ama itiraf edeyim ki gözüm istemsizce göğüslerine kaydı. Sanki bunu fark etti. Hafifçe gülümsedi.

— Ahmet Bey, harbiden bu kaçıncı kez hafta sonu burada mesaiye kaldık, farkında mısınız?
— Evet ya, yakında burada yatıp kalkacağız, dedim.
— Bakalım primlere yansıyacak mı?
İkimiz de güldük. O an her şey gayet sıradandı. Ama ben konuşamıyordum; boğazımda bir yumru, kafamda da “İçinde bulunduğun ortamı bozma, iş ve özel karıştırma…” sesi dönüp duruyordu.

O anda masanın üstüne yaslandı, bana yakın bir şey sormak için iyice eğildi; saçlarının kokusu hafiften geldi burnuma, tenim ürperdi. Sanki elini bilerek elime yaklaştırdı ve bana yavaşça bakarak,
— Yorgun musunuz gerçekten? diye sordu.
Gözlerinde başka bir anlam, hafif bir oyun vardı ama ben bunu o an tam çözemediğimi sandım.
— Yoruldum tabii, sen?
— Yorgunum ama bir yandan da keyifliyim. Bakınca fark ediyorum, çok uzun zamandır bu kadar rahat hissetmemiştim.

Koreli dizi gibi akıp gidiyordu sahne. Sonra, eve dönmek üzere toparlanmaya başladık. Merve çantasını almadan önce bir an durdu.
— Başka yere gidelim mi?
Bunu söyleyişinde hiç alışık olmadığım bir cesaret vardı. Kafamda şimşekler çaktı. “Sakın Ahmet, sakın… Bu iş değil, hani prensiplerin?” dedim ama içimden “Bunu neden söyledi acaba?” diye de düşündüm.
— Ne kastettin? dedim, hafif yüzüme tebessümle bakarak.
— Mesela gece yürüyüşü, boğaz havası… Böyle bir şeye ihtiyacım var, yalnız kalmak istemiyorum bu akşam…
Kımıldadım, ufak bir kararsızlık yaşadım. Sonra “Neden olmasın?” dedim. Kızdım kendime: Akşam akşam, hele ki bir asistanla iş çıkışı… Ama mantığımı bir kenara bırakıp kabul ettim.

Birlikte sessizce çıktık ofisten. Yolda yürürken daha fazla birbirimize yakındık. Ara ara kolumuz birbirine değdi. Daha önce dikkat etmediğim ellerine, ellerinde parmaklarına baktım. O an sanki yıllardır tanıdığım biriyle yürüyormuşum gibiydi. Akşam serinliğinde bir ara bir banka oturduk. Merve, yanıma iyice yaklaştı.
— Bazen insan en yakınındakiyle bile rahat hissedemez ya, üzerindeki yükten; senin yanında hiç öyle olmuyorum, dedi.
Göz göze geldik. Açıkça söylemese de vücudu seviyordu bu anı. O an dayanamadım,
— Ben de, dedim, uzun zamandır…
Cümleme devam edemedim. Merve bir an tereddüt etti, sonra hafifçe başını omzuma koydu. Kalbim çarpıyordu, terliydim, “Yapma, ne olur yanlış olmasın, senin bitmiş bir ilişkin vardı, ben de düzgün bir adamım…” diye iç seslerim birbirine girmişti.

Oturduğumuz banka hafif öylece kaldık. Sonra Merve kalkıp,
— Hadi bana gelsene, kahve içeriz, belki biraz muhabbet ederiz…
dedi. Bunu nasıl söyledi, ben nasıl onayladım, hatırlamıyorum. Arabaya binip onun evine gittik. Sessizce girdik içeri. Loş ve dağınık bir evi vardı, tıpkı kendi gibi sıcak. Ayakkabılarımızı çıkardık, bana terlik getirdi.

Küçük mutfağa girdim, arkamdan geldi,
— Ne içersin, kahve mi?
— Fark etmez, dedim.
Arkamdan yaklaştı, elini hafifçe belime dokundurdu. İçimden bir elektrik geçti. O da anladı, bana hafifçe sarıldı. Bir an öyle kaldık. Aramızdaki buz iyice çözülmüştü artık.
Dönüp yüzüne baktım, ve bir anda öptüm onu. Dudaklarımızın birbirini buluşu çok farklıydı; yavaş, önce biraz utangaç, sonra aç gözlü. O eliyle ensemi kavradı, diğeriyle gömleğimi çözmeye başladı.

İkimiz de yavaş ve temkinliydik, sanki her an duracak gibiydik. O birkaç kez başını çevirdi, gözlerime baktı.
— Emin misin?
diye fısıldadı. Elimde olan tek şey dürüst olmaktı.
— Emin değilim, ama duramam da…
Bir süre daha öylece kaldık, sonra kahvaltı masasına oturduk. Karşılıklı bakıp gülüştük; ikimiz de heyecandan ellerimiz titriyordu. Bana çaktırmadan tişörtünü çıkardı, beyaz teni ortaya çıktı. Ben de gömleğimi çıkardım. Merve kucağıma geldi, dizlerime oturdu, ellerimizi saçlarımızda gezdirdik.

Artık hiçbir engel kalmamıştı. Öpüşmelerimiz iyice ateşlenmişti, dilimiz birbirini aradı, ellerimiz vücutlarımızı keşfetti. Merve’nin elini bacağımda hissetmek, dudaklarında kaybolmak nefesimi kesiyordu. O elini göğsümden aşağıya indirdi, kemerimi açtı. Şaşkın ama istekliydim. O an o kadar gerçek, o kadar yoğundu ki, ihtiyacım olan tek şey onun teniydi.
Yavaşça bana baktı, “İlk defa böyle bir şey yaşıyorum,” dedi. Hafifçe dudağını ısırdı.
Ben de, “Ben de,” dedim.
Küçük bir tebessümle bir anda altımızda halının üstüne yayıldık. O anda bütün prensipler, korkular, yasaklar silindi. Artık sadece ikimizdik, birbirimizin teninde kaybolan iki yabancı, iki aynı yalnız.

O gece boyunca, saatlerce birbirimizi tekrar tekrar okşadık, öptük, birlikte olduktan sonra birbirimize sarılıp suskun suskun nefesimizi dinledik. Sabah hafif ışık odanın içine dolarken, yan yana uzandık. Saçlarını öptüm, titrek bir şekilde bana sarıldı.

Şimdi, bana biri “Böyle bir şey yaşar mıydın?” dese, hayatta demezdim. Ama bazen hayat, en beklemediğin köşeden karşına bir gecelik tutkuyu çıkarır ve o ateşte kendini bulursun. Bu hikaye, işte benim yıllarca sadece başkalarının yaşadığını zannettiğim, başıma geldiğinde ise hayatımdaki en gerçek gecelerden biri olarak kalacak.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *