Öğrenci Evinde Yasaklı Arzular: Gizli Bir Gecenin Hikayesi

Öğrenci Evinde Yasaklı Arzular: Gizli Bir Gecenin Hikayesi

Hayatım boyunca fazla maceracı biri olmadım. Genelde çizgilerim bellidir, kurallara uymayı severim. Eskisehir’de Anadolu Üniversitesinde işletme okuyorum, adım Cem. Yirmi dört yaşındayım. Kızlarla aram da çok iyi değildi açıkçası. Ama bu hikaye, ev arkadaşım Ebru ile yaşadığım geceyi anlatıyor. Ve evet, hala düşündükçe nefesim daralıyor.

Ebru bir yıldır bizim evde kalıyor, ev arkadaşı olarak beraber yaşıyoruz. Üç kişi paylaşıyoruz evi, diğer arkadaşımız Mert. Ebru, Ankara’dan buraya okumaya gelmiş, çılgın değil ama rahat bir kızdır. Siyah uzun saçları, parlak yeşil gözleri ve enerjik tavırlarıyla dikkat çeker. Aramızda herhangi bir şey olmamıştı, hatta başlarda ona çekici geldiğimi hiç düşünmemiştim. Ama zamanla ev ortamında birbirimize daha çok alıştık. Akşam sohbetleri, film geceleri, bol kahkahalı mutfak muhabbetleri…

Bir gün şöyle oldu: Mert bir haftalığına memlekete gitti. Evde ikimiz kalakaldık. O akşam, dışarı çıkmadan önce biraz idareten bir şeyler hazırladık, sonra televizyonun karşısına geçtik. Ebru, sohbet havasında “Biraz şarap açalım mı?” dedi. O gün dershaneden bunalmıştı, ben de “Tabii, uzun zamandır içmedik” dedim. Şarap açıldı, kadehler doldu, eski dizilerden birini açıp baştan izlemeye başladık. Orada, karşılıklı kanepeye uzandık. O gevşek ve samimi atmosferde kendimi biraz fazla rahatladım sanırım, normalde onu böyle ince ince süzmezdim. Ayaklarını bacaklarımın üstüne uzattı, “Ay çok yorgunum Cem, masaj yapsana,” deyince önce şaşırdım.

Kahkaha atıp “Saçmalama Ebru, masaj ne ya,” dedim ama sesimdeki tereddütü fark etti. Israr etti, “Ne var sanki, bak şöyle omuzuma biraz dokun, insanız sonuçta,” diye üsteledi. Ben de mızmızlanarak hafifçe omzuna, sonra boynuna dokundum. Ellerim titriyordu, o kendini bırakmış, gözlerini kapatmıştı. O an bir şeyler oldu: ilk defa onun tenine dokunurken farklı duygular geçti içimden. Ama bastırmaya çalıştım, “Kanka gibiyiz biz ya, saçmalama Cem,” diye.

O günün gecesi, ben odama çekildim. Ancak kafam allak bullak olmuştu. Ona dokunmak, kokusunu içime çekmek… Uyumaya çalıştım ama olmadı. Ertesi sabah kahvaltı hazırlarken bakıştık, geceyi hiç konuşmadık. Ben sinirliydim, kendime kızıyordum; “Cem saçmalama, arkadaşsınız siz, başka bir şey olamaz aranızda,” diye. O ise neşeliydi, sesinde biraz dalga vardı bana karşı. Göz göze gelmeler, mutfakta yakın temaslar iyice tahrik etmeye başlamıştı beni. Onun da bana karşı ilgisi artıyordu sanki, bakışlarında farklı bir ışıltı sezdim. Aramızda bir şey yaşanabilir miydi, aklımdan çıkmıyordu.

İki akşam sonra, yine evde kendi halimizdeydik. Yatmadan önce Ebru yanıma geldi, “Uykum kaçtı, biraz muhabbet edelim mi?” dedi. Telefonlarımızı kenara bırakıp uzun uzun konuştuk, dertleştik. Gecenin bir vaktinde, aramızda konuşacak bir şey kalmayınca bir sessizlik oldu. O an beni bir süzdü, bir iki saniye bakıştık. “Cem, bir şey soracağım. Belli ki aramızda bir elektrik var ama sen hiç açılmıyorsun. Niye?” diye beklemediğim bir cüretle sordu. Cevap veremedim, yüzüm kızardı. O ana kadar her şeyi içimde bastırmıştım. “Senin de canın sıkılıyorsa, niye denemiyoruz? Ne kaybedebiliriz ki?” dedi usulca.

İçimden bir ses “Hayır, saçma sapan bir şey yapacaksın, arkadaşlığınız bitecek,” diyordu. Diğeri ise o an Ebru’nun dudaklarına, vücudunun o ince kıvrımlarına dokunmak, sabrımın kalmadığını haykırıyordu. Ebru daha da yaklaştı, dizini dizime değdirdi. Ellerim terliyorsa da soğukkanlıymış gibi davranmaya çalıştım. “Bilmiyorum Ebru ya, emin değilim. Ya sonra pişman olursak?” dedim. O beni susturdu, “Sonra düşünürüz, ne yaşanacaksa şimdi yaşayalım,” deyip dudağımla arasında kala kala bir nefes mesafesi bıraktı.

Dayanamadım, o kısacık anda öpüşmeye başladık. Dudaklarımız bir an için birbirine değdi, o andan sonrası kopuktu. O kadar süredir bastırdığım arzu, ellerimin titremesiyle birlikte Ebru’nun vücudunun hatlarından kayarak omzuna, göğsüne dokundu. Onun da bana karşı tahrik olduğu belliydi; nefes alışı hızlanmıştı, ellerini saçlarımda dolaştırıyordu. Oturduğumuz eski kanepeye doğru uzandık. Öyle fazla konuşmadık bu noktadan sonra. Üstümdeki tişörtü hızla çıkardı, elleriyle sırtımı kavradı. Ben de onun üzerindeki ince hırkayı yavaşça sıyırdım, gömleğini iliklerini çözdüm. Göğüslerini ilk dokunuşumda içimden geçen tahrik tarifsizdi.

“Bekle,” dedi Ebru, kısa bir an durdu. Gözleri parlıyordu. “İstiyor musun gerçekten?” diye sordu. Ben de, “Şu an senden başka hiçbir şey istemiyorum,” dedim. Gülümsedi, tekrar bana yapıştı. Vücudu sıcak ve yumuşaktı, iç çamaşırlarının ince kumaşı elimin altında kayıyordu. Külotunu parmaklarımın ucuyla aşağı ittim, önce dudağına, sonra boynuna bir öpücük kondurdum. Eli pantolonumun içine girdi. Bir an göz göze geldik, “Çok tahrik oldum Cem,” dedi. “Ben de,” diyebildim sadece nefes nefeseyken.

Koltukta birbirimizin vücuduna dokunarak yeterince oyalandık, artık sabrım kalmamıştı. Dizlerinin arasına girdim, ellerimi bacaklarında gezdirdim. O da elleriyle beni kavradı, içimdeki arzuyu iyice coşturdu. Tenimi ona iyice yakınlaştırdım; önce yavaş, sonra hızla iç içe geçtik. Her hareketimizde, her nefesimizde iyice delirdik. O kadar uzun süre birbirimizi arzulamışız ki, temasımız sonsuz bir hazza dönüştü.

Bana sarılıp “Çok iyi ki denemişiz, saklama bunu aramızda,” dedi gözleri büyümüş halde. Sabaha kadar uyumadık, hem konuştuk, hem dokunduk birbirimize. Sabah olduğunda, eski çekingenliğimiz kalmamıştı. Ev arkadaşlığımız farklı bir boyuta taşınmış, yasaklı gibi hissettiren o cinsellik gecesinde kendimizi bulmuştuk.

O günden sonra ilişkimiz bambaşka oldu. Şimdi her baktığımda o geceyi, o dokunuşları hatırlıyorum. O ilk tedirginliğin, kararsızlığın hemen ardından gelen durdurulamayan arzunun tadı başkaymış. Hala zaman zaman kendi kendime “İyi ki kendimi tutmamışım,” diyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *