Sınıfta Başlayan Yasak Çekim: Gönül ve Benim Hikayem

Sınıfta Başlayan Yasak Çekim: Gönül ve Benim Hikayem

Benim adım Emre, 25 yaşındayım. Üniversiteyi büyük şehirde okudum. Hikâyem, belki çok sıradan başlayacak ama içtenliğiyle, kendi içindeki kararsızlığıyla, yaşanan anların acemiliğiyle biraz bana, biraz sana tanıdık gelebilir. Beni hâlâ gece gece kafamı yastığa koyunca ateş bastıran anı anlatacağım. Bazı şeyler yıllar geçse de akıldan çıkmıyor işte.

Her şey Eylül başıydı. Bir yazılık tatile, ailemin yanında köye gitmiştim. Sonra tekrar şehir, kayıtlara devam: yüksek lisans. Bu sene danışmanlığımı Gönül Hoca almıştı. Daha önce sadece konferans salonunda uzaktan görebildiğim, şehre yeni gelmiş, otuzların başında, saçlarını ince bir at kuyruğu yapıp genelde koyu renk giyinen bir kadındı. Ne yalan söyleyeyim, hocalarımız arasında hep dikkat çeken, sesiyle bazılarını ürküten ama bence insanın içine işleyen farklı bir havası vardı.

Bölümde yeni olduğundan Gönül Hoca sabah daha kalabalıklaşmadan odasında olurdu. İlk tanışmamızdan beri bir gerginlik hâkimdi aramızda. Bunu anlamak tuhaf; sanki odada bir şeyler, kelimelerden çok daha önce sürünüyordu hava boşluğunda. Zaten o gün de “tez konun için bir saat kadar vaktim var, gel tartışalım” dediğinde, üzerimi özenle giyinip öylece buluşmaya gittim.

— Hoş geldin Emre, dedi. Odanın ortasında durmuş, camdan aşağı bakıyordu. Dosyaları çıkardım.
— Hoş bulduk hocam, dedim. Sonra sandalyeye oturdum, ayaklarımı yere bastım, heyecanımı saklayamasam da göstermemeye çabaladım.
Gönül Hoca kaşlarını hafifçe kaldırarak bana döndü:
— Son iki haftada ilgini çeken şeyler ne oldu? diye sordu.
— Aslında birkaç farklı kitap okudum, dedim, sonra tez konumla ilgili notlarımı açıp anlatmaya başladım. O beni dinlerken başı hafif eğik, dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm vardı.

Aramızdaki bu ilk konuşma uzadıkça gevşedim, ancak bir taraftan içim kıpır kıpır. Gözlerini kaçırmadan anlatmaya devam ederken, bazen bilinçsizce parmaklarımı sıkıyor, yutkunuyor, neredeyse yüzümde ateş basıyor hissediyordum.

Birkaç hafta böyle geçti. Gönül Hoca ile hem ders hem tez çalışmaları için sık sık görüşüyorduk. Bazen kafeteryada, bazen kimsenin olmadığı koridorda… İkimizin arasında açıkça telaffuz edilmeyen bir çekim, sessiz bir oyun oynanmaya başlanmıştı sanki. Her ikimizin de sınırları kendi içimizde çizdiği, ama ne olduğunu tarif etmekte zorlandığı o yoğunluk…

Bir gün tezle ilgili bir kaynak getirmemi istemişti. Benim evde vardı; “buraya getirsem zaman kaybı olur, yakınım zaten” demiştim. Onun da evine kitap almak için gitmesi gerekiyordu. Zaten sorun yok diyerek arabasında buluşmaya karar verdik.

Arabasının içindeyken telefondan bir müzik açtı. O an bir sessizlik oldu. Ben kitapları uzattım, o da elinde not kağıtlarına bakarken yan profili görünüyordu. Saçlarından süzülen ışıktan, parmaklarının narinliğinden, sol eliyle arada dudağına dokunuşundan gözümü çekemiyordum. Bir an bana döndü, göz göze geldik, bakışları bir an durdu. Sonra derin bir nefes aldı.

— Şimdi bu kısmı birlikte mi okuyalım? dedi.

Sesi kararlı ama içinde bir tereddüt vardı. O kadar sıradan bir cümle ama aynı anda her şeyi değiştirecek bir tondu. O an anladım: Benim hislerim sadece bana ait değil. Kalbim küt küt atmaya başlamıştı.

Beraberce notlara bakarken, ellerimiz aynı anda deftere gitti. Parmaklarımız okuduğumuz cümlede denk geldi ve çekilirken hafifçe birbirine değdi. Birden elektriklenmiş gibiydim. İçimden “acaba ben mi abartıyorum, o bunu fark etti mi?” dedim. Yine de çekilmedim, dokunuşumuz birkaç saniye sürdü.

Arabayı sessizce çalıştırdı, beni eve bırakmayı teklif etti. “İstersen bir kahve de içersin,” dedi.

O akşam kapıdan girerken içimde tuhaf bir huzursuzluk ve heyecan vardı. Gönül Hoca’nın evi tertemiz, düzenliydi. “Rahat ol, ben de su koyayım” dedi. Bir an yalnız kalınca aynada kendime baktım: Yüzüm alev gibi yanıyor. Kendi kendimi yatıştırmaya çalışırken mutfağa gittim.

Salonda yanına oturdum, dizlerimiz birbirine çok yakın. Bana çay uzatırken gözlerine baktım, ikimizin de nefes alışverişi değişmişti. Artık tamamen sezgisel hareket ediyorduk. Elimi uzattım, bardaktan alınca hafifçe eline dokundum. Bu sefer elini çekmedi. Göz göze geldik, aramızda bir sessizlik oldu.

— Hocam, dedim, her şey yolunda mı?
O an hafifçe başını öne eğdi, gülümsedi:
— Emre… Yani seninle böyle sürekli bir araya gelmek, bilmiyorum, kendime kızıyorum. Yanlış anlaşılmak istemiyorum ama… dedi ve cümlesi ortada kaldı.
— Biliyorum, dedim, ben de çok kararsızım. Sanki hep böyle bir şey olacakmış gibi hissediyorum, ama çekiniyorum da. Belki de saçma…
— Hiçbir şey saçma değil. İçimden geçenleri görmezden gelemedim, diye mırıldandı. Ben de elimi onun elinin üzerine koydum. Artık ikimiz de hiçbir bahaneye sığınamadan birbirimize bakıyorduk.

O an zamanı unutmuşum. Gönül Hoca kolumu tuttu, göz kapaklarındaki titrekliği gördüm ve usulca üzerine eğildim. Dudaklarımız buluşunca dünyanın sesi kesildi. Önce utangaç bir öpüşme, hafif nefes alışverişleri karıştı birbirine. Sonra ellerimiz, birbirimizin teninde ağır ağır gezinmeye başladı. Gönül Hoca ellerimi boynunda hissettiğinde gözünü kapattı, sırtını yasladı ve ben cesaret bulup gömleğinin düğmelerini çözdüm. O da elleriyle t-shirtümü yukarı kaldırmaya başladı.

Kıyafetlerimiz tek tek yere düştü. Artık aramızda hiçbir engel yoktu. Onun vücudunu ilk defa böyle yakından görmek, dokunmak… O kadar güzel, taze ve gerçekti ki; neredeyse her hareketimle ödümü koparan bir heyecan vardı. Sanki ilkokulda ilk defa el ele tutuşmak gibi, hem mahcup hem de delicesine istekliydim.

O an, birbirimize teslim olduk. Dudaklarım, boynunu, omzunu, göğsünü öperken o elleriyle sımsıkı belimden tuttu. İç çekişi kulağımda, ellerinin sıcaklığı tenimde yankılandı. Sonra usulca üzerime çıkıp bana kendinden emin bir bakış attı. Ona doğru hareketlenip dudaklarını öptüm, vücudu usulca altıma aldım ve aramızdaki sınırlar yıkıldı.

Nefesim kesiliyordu neredeyse. Ilık teni, terli nefesleri, aramızdaki cinselliğin giderek büyüyen gerilimiyle birbirimize tutunduk. Kalçalarımız birbiriyle buluşurken parmaklarımı bacaklarının arasından geçirip içini hissettim; Gönül Hoca bir anda gözlerini kapatıp arkama yaslandı. Sonra ben, sertleşmiş halimle onu yavaşça içine aldım. İkimizin de vücudu, aramızdaki çekimi hiç tanımamış gibi ilk defa yaşıyor gibiydi. An be an birbirimize karışarak, hızlanan hareketlerle, içimizde günlerdir büyüyen arzuyu serbest bıraktık.

Sonunda, ikimiz de kendimizi kaybedip doruğa ulaştık. Gönül Hoca nefes nefese, elini alnına koyup hassas bir şekilde başını omzuma yasladı. Ben de ellerimi beline dolayıp usulca okşadım.

Bir süre birbirimize sarılıp sessizce kaldık. O gece, hayatımın hem en tereddütlü hem de en gerçek, en ateşli anıydı. Sabah ben evden çıkarken göz göze gelip gülümsedik.
Her şey, bir anda yaşanmadı. Adım adım, o yasak kıvılcım önce gözlerle, sonra ellerle, en sonunda da dudaklarda başladı. Hâlâ düşünüyorum. Bazen en kararsız anlar, en unutulmaz geceleri getiriyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *