Bu hikayeyi yazarken biraz utanıyorum ama anlatmadan da rahat edemeyeceğim. Hayatımda ilk defa gerçekten her şeyin kontrolümden çıktığı, mantığımın ve duygularımın savaştığı bir an yaşadım. 24 yaşındayım, adım Merve. Bir bankada yaklaşık üç yıldır çalışıyorum. İstanbul’da küçük bir şubeyiz, ortam samimi, herkes birbirini tanıyor. Yaz dönemi stajyerlerden biri nedeniyle işlerimize biraz can gelmişti. Herkesin dilinde, bir şekilde göz önündeydi: Burak.
Burak 21 yaşında, üniversitede işletme okuyor. Gözleri koyu kahve, hafif dalgalı siyah saçları var. Fazla konuşkan sayılmaz, daha çok dinliyor, arada rahatsız edici şekilde uzun uzun bakıyor. Herkes espriyle “Stajyer yakışıklıymış” deyip duruyordu. Ben duygularımı açık yaşayamayan, içime atmayı seven biriyimdir. O yüzden ilk gördüğümde de içimden “bu çocuk bayağı hoş” desem de, umursamıyormuş gibi yaptım. Kendi kendime de hatta “Saçmalama, hem çalışansın hem yaşça büyüksün” dedim.
İlk zamanlar iş dışında çok bir diyaloğumuz yoktu. Çok kibar, hatta biraz mesafeli duruyordu. Öğlen molalarında herkes topluca kafeteryaya iniyor, ben çoğu zaman dosya işleriyle uğraştığım için masamda kalıyordum. Bir gün öğlen herkes indi, Burak bana yaklaşıp “Bir şey sorabilir miyim?” dedi. Yanıma geldi, hafif eğildi. Nefesini nerdeyse boynumda hissettim. “Bugünkü müşteri analiz dosyasını sana nasıl hazırlayacağımı tam anlayamadım, örnek gösterebilir misin?” dedi. Normalde sinir olurdum böyle şeylere ama onun ağzından duyunca yardım etmeye istekli hissettim.
Bilgisayar ekranına yan yana baktık. Elini mouse’un üstüne koyduğunda ellerimiz istemeden de olsa birbirine dokundu. O an göz göze geldik. Gözlerindeki parıltı dikkatimi çekti, o bakışa bakmak içimi titretmişti. Hafif, kısa bir tebessümle döndüm, dosya anlatmaya başladım. O ilk yakınlık hissinin tadı damağımda kaldı. Ama sonra kendime kızdım, saçmalama dedim.
Sonraki günlerde her şey normal gibiydi, en azından dışarıdan öyle görünüyordu. Burak, sürekli masama gelmeye bahane buluyordu. Aslında alışkanlıklarımdan hoşlanmadığımı, hele ki ofiste böyle şeylerden sinirlendiğimi biliyorum. Yine de, ara sıra içimde tuhaf bir kıpırtı oluyordu. Onun biraz bana yaklaşması hoşuma gitmeye başlamıştı ama engellemeye de çalışıyordum. “Ofiste böyle şeylere asla izin vermem” diye kendi kendime telkin verip durdum.
Bir akşam, şube işi nedeniyle geç kalmıştık. Müdür hariç herkes çıkmıştı. Ben kasa kontrollerini yapıyordum, Burak da yanında not alıyordu. Yorgundum, biraz sinirliydim. “Of of, bitmeyecek bu işler,” dedim. Burak bana baktı, “Çay ister misin? Aşağı kata ineyim, taze aldım” dedi. Kabul ettim. Geldiğinde iki bardak çay ve bir paket çikolata getirmişti. “Yorulunca çikolata iyi gelir,” dedi.
Biraz muhabbet ettik, telefon müziklerinden, öğrencilikten falan bahsettik. O, samimi anlatmaya başlayınca ben de gevşedim. Garip ama, göz göze gelişimizde birkaç saniyelik uzun bakışlar başladı. Çaydan bir yudum aldığımda elim hafif titredi. Burak yaklaşıp “İyi misin? Biraz da bana anlatmak ister misin bu kadar çalışkan olmanın sebebini?” dedi. Bir anda gözlerime girdi, bakışını kaçırmadan sırf muhabbet için “Yoruldum işte, hayat işte…” gibi bir şeyler gevelerken gözleri dudaklarıma kaydı. Sessizce ve yavaşça bana doğru eğildiğini hissettim. O anda nefesim hızlandı, kalbim küt küt atıyordu. Bu kadar ileri gidecek mi, bana mı öyle geliyor bilmiyordum.
Kendimi geri çekmedim. Sanki yerimden kalksam utanırım, ocağa dokunmuş gibi olurum. Dudakları hafifçe dudağıma değdi, bir an nefesimi tuttum. Bir anlık temas, ardından tekrar uzağa çekildik. O kadar garipti ki… Ne ben “dur” dedim, ne o. Sadece ortamda büyük bir sessizlik oldu. Dudaklarım yanıyordu. “Özür dilerim,” dedi Burak. Ona sırtımı döndüm, kafam karışıktı. Rahatsız olmak isterken, heyecanlanmaktan kendimi alıkoyamadım.
Bir sonraki gün boyunca Burak’la hiç konuşmadım. O da bana yaklaşmadı. Ofiste her şey sanki normale dönmüştü. Ama aklım sürekli o anı tekrarlayıp duruyordu. Bir taraftan kendime kızıyordum: Hem iş ortamı, hem senden genç biri ve stajyer… Diğer taraftan içimden geçen arzuyu bastıramıyordum. Akşam eve gittiğimde kendimi aynada izleyip “Ne yapıyorsun Merve?” diye sordum. Sabah işe gitmek istemedim, hatta izin alıp almayacağımı düşündüm, ama sonra normalmişim gibi hazırlanıp gittim.
O gün öğleden sonra, Burak whatsapp’tan bana yazdı: “Dün için gerçekten özür dilerim. Seni rahatsız ettiysem affet. Ama kendimi tutamadım.” Yanıtlamadım. Ama içimde bir sıcaklık dolaştı. Akşamüstü, amir bir şey için evraklarımı yukarı kattaki toplantı odasına bırakmamı istedi. Kimse yoktu. Evrakları bırakıp çıkarken Burak birden arkamdan içeri girdi. “Bir dakika bekler misin?” dedi. Kapıyı kapattı, bir anda heyecan bastı. “Merve, dün akşamdan beri kendimi tokatlıyorum. Ama hâlâ sana dokunmak istiyorum,” dedi. Ses tonumu toparlayamadan “Olmaz, bu yanlış,” dedim. Ağzımın ucundan dökülmek üzereydi: “Ama çok da güzel geliyor.”
O bana doğru yaklaştı, konuşmak yerine beni izledi. Aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı. Elini saçlarıma götürdü, usulca dudağıma dokundu. Bu sefer ben geri çekmedim, ona daha çok yaklaşıp dudaklarına yapıştım. O an düşüncelerim, endişelerim yok olmuştu. Ellerimiz birbirimizin vücudunda geziniyordu. Onun sıcak nefesi, bana her dokunduğunda inlemelere engel olamıyordum. Beni masanın ucuna oturttu, ellerimi kalçamdan yukarı çekti. Kıyafetimin altına hızlıca elini kaydırdı, iç çamaşırım bir anda sıyrıldı. İçimde eski çekingenliğimin hiç izi kalmamıştı, bir elim gömleğinin düğmelerini açarken diğer elimle saçlarından yakaladım.
Burak bir an durdu, gözlerimin içine bakıp “Emin misin?” dedi. Cevap vermek yerine onu kendime daha çok çektim. Yanaklarım yanıyor, nefesim hızla artıyordu. Bacaklarımın arasındaydı, parmaklarımla ensesini sıvazladım, bedenimi ona kaptırmıştım. O, pantolonunu indirdiğinde ikimizde de titreme vardı. Sonra içimde o müthiş baskı, o dolar gibi bastıran duygu, her şey bir anda kopup gidecek gibiydi. İlk hareketiyle birlikte başımdan aşağıya bir sıcaklık indi, sesim titreyerek adını söyledim. O ise nefesimi, tenimi, her yerimi dokunuşlarıyla yokladı. Sanki zaman durmuştu. Onun bana sert, hızlı ama aynı anda şefkatli yaklaşımıyla içimde her şey boşalmış gibiydi.
Aramızda fırtına gibi bir gece yaşadık o odada. O günden sonra birbirimize bakışımız değişti. Suçlulukla karışık bir heyecan her defasında içime işledi. Bir daha ofiste yakınlaşmamaya karar verdik ama birbirimizden de kopamadık. O yaz, ikimizin de istediğimiz her şeye dokunduğu bir sezon oldu. Şimdi anlatırken hâlâ dudaklarım yanıyor. Utanıyorum, ama bir daha olsa bir an bile düşünmeden yine onun kollarına atılırım.