Üniversite Kantininde Başlayan Yasak Tutku Hikayesi

Üniversite Kantininde Başlayan Yasak Tutku Hikayesi

O güne kadar kendi halimde, fazla dikkat çekmeyen biri olduğumu düşünürdüm. Üniversitedeydim, 22 yaşındaydım. Bölümdeki arkadaş çevrem, haftada bir iki birlikte vakit geçirdiğim insanlarla sınırlıydı. Hayatımda çok büyük sürprizler olmamıştı ama itiraf etmeliyim ki, herkesin zaman zaman içini kemiren o tatmin olamamışlık hissi, bana da bir süredir musallat olmuştu. Belki de küçük bir heyecan arıyordum, kim bilir.

Her şey bir öğle vakti, kantinde oldukça kalabalık bir masada başladı. O gün ekstra yorgundum, klasik olarak da masada bana yalnızca en köşedeki sandalye kalmıştı. Tam tabağımdan bir lokma alacakken, masanın diğer tarafındaki boş sandalyeye Zeynep oturdu. Zeynep, bölümümüzdeki asistanlardan biriydi. 27 yaşında, kısa siyah saçlı, ince uzun boyu ve tamamen doğal bir güzelliği vardı. Göz göze geldiğimizde, çok hafif bir tebessüm etti. O gün üstünde ince bir tişört, dar bir kot vardı. Rahat ve kendinden emindi. Selamlaştık.

Zeynep’le çok fazla diyaloğumuz olmamıştı daha önce. Ama sınıfta derslerde zaman zaman bana göz ucuyla baktığını yakaladığım anlar olmuştu. Ya da ben öyle hissetmek istemiştim, emin değildim. Masada o kadar kalabalıktık ki, yemeğe ve lafa odaklandık. Arada Zeynep’in bana özellikle bir şeyler sorduğunu fark ettim: “Senin ders nasıl gidiyor, sınava çalışabildin mi?” gibi. Sıradan sohbetlerdi ama ses tonu bana çok samimi geldi. Yere dökülmüş sanki masanın altında ayaklarımız birbirine çok yakın gelmişti. Hatta yanlışlıkla ayaklarım Zeynep’in ayağına değdi. “Pardon!” dedim hemen. “Sorun değil,” dedi ama kısa bir an göz göze geldik. O an çok farklı bir elektriklenme hissettim, göz bebeklerimde bir sıcaklık vardı sanki.

O gün kantinde olanlardan sonra, Zeynep’in bana bakışları değişmiş gibiydi. Ben de artık onu daha fazla merak etmeye başlamıştım. Akşam eve döndüğümde bile kafamda o an dönüp durdu. O “Sorun değil” dediği andaki gülümsemesi… Kaç kez yalnız kalırsam aklım ona kayıyordu. Ertesi gün sınıfa geldiğimde, Zeynep yine dersteydi. Siyah gömleği hafif dekolteydi, sade bir makyajı vardı. Sıra arkadaşım havadan sudan konuşurken, arada gözüm sürekli Zeynep’e kayıyordu. Sürekli çekici taraflarını gözüm oraya kaymasın diye kendime laf etmeye başladım ama olmuyordu. O dersten sonra herkes hızlıca çıkarken, sınıfta biraz daha kalsam mı diye vakit öldürmeye karar verdim. Zeynep de masasını topluyordu.

Yanına gittim: “Hocam ödevle ilgili bir şey sorabilir miyim?” dedim. Yanağında sıradan bir gülümseme vardı: “Tabii, ne sormak istiyorsun?” Yaklaştım biraz, aramızda artık hiç mesafe kalmamıştı. Elindeki dosyayı masaya bıraktı, bana döndü. “Bu kadar zamandır dikkatimi çekmedi mi, yoksa ben mi yeni fark ettim?” diye düşündüm içimden. Ona bir şeyler soruyormuş gibi yaptım ama ona odaklanamıyordum. “Biraz yorgun gibisin,” dedi sonra, “her şey yolunda mı?” Bu soruyu sanki başka bir şey duymak için sormuş gibiydi. “Pek de değil aslında…”, dedim, “Bazen buraya ait hissedemiyorum.” Duygusal bir şey diyecek oldum, hemen ardından aynı anda ikimiz de sustuk. Sonra dudaklarımıza bakıp bir kahkaha attık. Aramızda öyle bir çekim oldu ki, neredeyse bakışlarımız birbirinin içine geçiyordu.

Ders çıkışı onu odasına uğurlarken, “Bir kahve içsek beraber?” dedim. Hafifçe başını öne eğdi “Olur, haftaya” deyip gülümsedi. O an “Talip olduk galiba!” deyip kendime güldüm. Ertesi hafta beraber kahve içmek için buluştuk. Yine okuldaydık. Sıcak bir Mayıs günüydü, bahçeye oturduk. Tek başımızaydık bu sefer. İlk başlarda çok sıradan muhabbet ettik ama sonra laf lafı açtı ve uzun zamandır biriyle samimi oturmadığını söyledi. Ben de ona “Açık konuşayım mı?” dedim, “Bende bir gariplik var… Senin yanında başka hissediyorum.” O an itiraf etmiş oldum. Zeynep hafifçe gülümsedi, “Nasılsa herkesin ‘garip’ yanları var. Ben de yanında rahat hissediyorum” dedi. O kadar doğal ve gerçekti ki, üzerime bir heyecan ve huzur aynı anda indi.

Kafede son birkaç yudum kahvemizi içerken ona, “Aramızdaki bu havayı sen de hissediyor musun?” diye sordum. Doğrudan, lafı dolandırmadan sormuştum. O ise hiç beklemediğim bir soğukkanlılıkla, “Bazen konfor alanından çıkmak gerekir… Belki de bu hislere tutunmak lazım” dedi. Ellerimiz masanın üstünde birbirine yaklaşırken, ne o çekildi ne de ben. Ciddi ciddi “Ne yapıyoruz biz?” diye sordum. Gözlerinde bir tereddüt vardı, çok kısa sürdü ama. Ardından elini tamamen elime bıraktı. Tamam, bir şeyler demlenmişti ve bir yere doğru gidiyordu. Ama o geceyi öylece bitirdik.

Ertesi gün, mesajlaştık. Zeynep bir iki gün işinin yoğun olduğunu yazdı, o gün buluşamayacaktık. O günlerde ihtiyacım olan heyecan üzerine çok düşündüm, çünkü işler ciddileşecekse, beni işin duygusal kısmı da yakalıyordu. Zeynep ile birkaç gün aradan sonra yeniden buluştuğumuzda, bu sefer üniversitenin dışında bir kafeye gittik. Daha samimiydik, kahve içerken ayaklarımız birbirine değiyor, konuşurken göz göze bakmaktan kendimizi alamıyorduk. Konuşmalar git gide daha kişisel olmaya başladı. Hayattan, yalnızlıktan, arzudan, bastırılmış duygulardan bahsettik.

Kafedeki masadan kalkınca yürümeye başladık. Yolumuz, Zeynep’in evinin olduğu semte çıktı. Olayları bu aşamaya sizce kim getirdi bilmiyorum ama o akşam onun eve gitmesini istemedim. Gitmek istemediğimi gözlerimle anlattım belki de… Apartmanın önünde durduk. Bana döndü: “Eve gelmek ister misin?” dedi. Zihnimde hızlı bir kararsızlık dolaştı: “Derslerden biri, asistan, sonra işler karışır mı? Bunu kaldıramaz mıyım?” Kafamdan geçirdiğim her şeyi birkaç saniye içinde tartıp “Evet” dedim.

Eve çıktık. Zeynep’in evi çok sade ama derli topluydu. Yatağının kenarındaki kitaplar, camın önünde köşe bir koltuk, mutfakta ince zarif kahve fincanları… Banyodan çıkan Zeynep’in üzerinde siyah bir tişört ve kısa bir şort vardı. Bana bakıp “Ne içmek istersin?” dedi. “Seninle konuşmak istiyorum” dedim. Yavaşça yanıma geldi. Oturduk, koltukta aramızda hiçbir mesafe yoktu. Bir şeyler anlatmaya başladı, dikkatimi dudaklarında topladım. Diliyle hafifçe dudaklarını ıslatırken beynimdeki bütün kararsızlık dağıldı.

Sonra, “Yaklaşmak istiyorum ama çekiniyorum” dedim. Gözünde o kararsız bakış bir kez daha yanıp söndü; ama sonra o konuştu: “Ben de istiyorum. Gizlemeye gerek yok.” Bu kadar netti… Elimi tuttu, kendine çekti. Dudaklarımız önce yavaşça ve temkinli değdi; sonra tutkuya yenildik. Beni boynumdan çekti, dilini dudağıma değdirerek öptü. Aramızda o kadar sıcak ve ıslak bir enerji vardı ki, ellerimiz dolaştı, vücudunu bana yasladı. Bedeninden yayılan koku iyice başımı döndürdü. Tişörtümü çıkardı yavaşça, ben de onun tişörtünü başından çıkarttım. İç çamaşırının altından göğüsleri elimdeydi artık, teni sımsıcak ve taptazeydi. Ellerimi yavaşça kalçasına götürüp şortunun altına girdim. Bacaklarının arasındaki sıcaklık, nefes alışlarımızı hızlandırdı.

Dudaklarından göğüslerine doğru öptüm. O, sımsıkı bana sarıldı. Kalçalarını ileri geri sallarken, vücudumun altını avuçladığına yemin edebilirim. Parmaklarımı iç çamaşırının altına kaydırdım, ıslaklığını hissettiğimde kalbim göğsümden fırlayacak zannettim. “İçeri geçelim mi?” dedi fısıltıyla. Yatak odasına geçtiğimizde artık tamamen birbirimize bırakmıştık kendimizi. Üzerimizde hiçbir giysi kalmamıştı. Vücudunun her köşesine dokunmak istiyordum. Arzunun hiçbir sınırı kalmamıştı. Göz göze geldik, “Seni istiyorum” dedi. O an vücudumun daha önce hiç yaşamadığı kadar güçlü bir istek duyduğumu hissettim. İçine girdiğimde, başından sonuna herhangi bir korku, çekinme kalmamıştı artık ikimizde de.

O gece defalarca birbirimizi sevdik. Her seferinde daha cesur, daha açık davrandık. Kokusu, teninin sıcaklığı, aramızdaki duygu ve tutku benim için tarifsizdi. Sonunda yan yana uzanıp nefeslenirken, bakışlarımız dolu dolu birbirine değdi. “Sana hiç bu kadar açılacağımı düşünmezdim,” dedi. Ben de, “Ben de… Ama ne iyi ettik” dedim. Bazen hayat gerçekten en beklenmedik yerlerden başlıyormuş.

Ertesi sabah, gözümde hala geceden kalan o heyecan parıltısı vardı. İkimiz de bir söz vermedik. Zeynep’le her karşılaşmamızda, artık aramızda başka bir sıcaklık oluyor. Ama bazen samimi bir dokunuş, bir yasaklı heyecanın açığa çıkmasından daha çok yakıyor insanı.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *