Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde ellerim nasıl titriyordu hâlâ unutamıyorum. Ne yaşadıklarımızı benden başka biri bilsin isterim, ne de tamamen içime atabileyim. İtiraf etmek gerekirse, baştan sona yanlış gibi diyeceğiniz şeyler olmayacak belki – ama yaşadıklarım fazlasıyla kişisel ve bir o kadar da cesur geldi bana. Belki de tam da bu yüzden yazmalıyım… Kendimle yüzleşmek için, bir yerde saklayabilmek için. Olaylar geçen yıl, üniversite ikinci sınıfın güz döneminde başladı.
Benim adım Mert, 21 yaşındayım. Kocaeli’de okuyorum, mühendislik fakültesindeyim. Tarzım çok efendi çocuk gibi olmasa da aşırı yaramaz biri hiç olmadım. Çevremdeki kızlarla genelde arkadaş kalırdım, bazen sevgili oldum ama hep tatsız, kısa kısa şeylerdi. Ta ki Seda hayatıma girene kadar. Seda, bizim bölümden değil, psikoloji ikinci sınıfta okuyordu. Gözleri sıcacık bakan, kısa boylu, esmer bir kız. Kalçası hafif çıkık, başına buyruk ve biraz deliydi. Fakültenin önünde bir arkadaşım tanıştırmıştı bizi, ne var ki Seda’nın bakışlarında o an yakaladığım ışığı diğerlerinde hiç bulamamıştım. O ilk karşılaşmadan sonra hemen numaramı istemişti hatta.
Arkadaşlığımız hızlı gelişti. WhatsApp’ta sabah akşam yazışmalar, okulda koridorda karşılaşınca ufak gülüşmeler… Bir süre sonra Seda, bana aramızda bir şeyler olabileceğine dair ufak şakalar yapmaya başladı. “Mühendisler çalışkandır ama sevişmeyi de bilmeleri lazım, biliyor musun Mert?” deyip kahkaha atışını hatırlıyorum, hafif kızarmamı yakalayıp üstüme gelmişti. Ben o ana kadar ona olduğu kadar, hiçbir kıza arzu duymamıştım ama açıkçası biraz utangaç biriydim. Kızlar bana kolay ulaşabildiği için mi, yoksa Seda biraz daha ulaşılmaz göründüğü için mi bilmiyorum, ama onun laflarına önce takılsam da hemen karşılık verecek kadar rahat değildim. O benden daha açıktı bu konularda.
Birro gün, vizelerden hemen önce, Seda “Kütüphaneye gel, grup çalışıyoruz, yardıma ihtiyacım var,” diye yazınca hemen atladım. Salonda iki kız, bir erkek daha vardı, ama ilk girdiğimde Seda bana öyle bir baktı ki, gün boyunca aklım hep onda kaldı. Minicik şortu ve bol tişörtüyle sandalyesine yayılmıştı; bacaklarını istemsizce seyrettim. Dikkatsiz olduğunu biliyorum ama Seda’nın bana olan bakışlarının da değiştiğini ilk kez o anda fark ettim.
Çalışma bittikten sonra herkes yavaştan dağılırken, Seda “Bir çay içelim mi çıkmadan?” dedi. Ben de evet dedim. Zaten meraktaydım, acaba benden hoşlanıyor mu, niyetim nedir diye. Çay makinesinin yanında kulübede baş başa kaldık. Konuşurken aniden ortam ciddileşti. Başka hiçbir okul sohbeti gibi değildi; onu samimiyetle izliyordum, nedensizce içimden geçenleri saklamıyordum artık. Seda ise bana bakarken dilini ısırıyor, çay bardağını elleriyle sımsıkı tutuyordu.
“Seninle baş başa kalınca garip oluyorum, Mert. Bakma valla, normalde bu kadar gerilmiyorum,” dedi bana. Onun da kafasının karışık olduğu belliydi, bana resmen göz kırpmıştı. Bir anda söylemek istediğim her şeyi yuttum. İçeriden bir görevli yaklaşınca yerimizden kalkmak zorunda kaldık. “Bir gün gel, bende takılalım. Gündüz olsun. Tüm o sınav stresinden konuşuruz,” dedi. O anda bir davet gibi hissettim ama gerçekten öyle olup olmadığını anlayamadım. O akşam eve gittiğimde Seda’nın attığı bir fotoğrafla tekrar kafam karıştı. Yeni aldığı kırmızı saten pijamasını giymiş, “Bak, aldım ama hiç giymedim. Bence fazla iddialı, öyle değil mi?” diye yollamıştı. Anlamamış gibi yaptım: “Gayet güzelmiş, sana da yakışır.” Sonra bana bir emojiyle karşılık verdi, gözlerini ovuşturanlardan.
Ertesi iki hafta ayrı kaldık. Hem sınav stresi, hem de aramızda henüz kesinleşmeyen bir enerji vardı ve ikimiz de bunu adlandırmakta zorluk çekiyorduk. Message’lar samimi ama kesinleşmiş bir gerilim içinde sürüyordu. Planladığımız gibi bir gün gündüz onun evine gitmeye karar verdik. Güneşli bir gündü, Seda bizi içeri alınca evin içerisi tuhaf şekilde ferah ama bir o kadar da tahrik ediciydi. O klasik pijamalarına benzer kırmızı bir sabahlık giymişti. “Valla başka temiz bir şeyim yoktu,” dedi üstünü gösterirken, ama biliyordum, istemliydi bu hareket. Ben de sırıtarak “Fena görünmüyorsun,” dedim.
Salona geçtik. Sınavları, dizi-mizi muhabbetiyle başladık, ama o an kendi varlığımı bile hissedemeyecek kadar heyecanlı ve gergindim. Seda bazen bana doğru yaslanıyor, bazen üstünü düzeltirken göğüslerinin hafifçe açıldığını belli belirsiz gösteriyordu. Ben bazı anlarda istemsizce ona dokunacakmış gibi elimi uzatıyor, hemen geri çekiyordum. Seda bu mimiklerimi fark etti. Bir anda sohbeti kesti ve bana doğru döndü. Gözlerini gözlerime dikerek:
“Sen de istiyorsun, değil mi?” dedi. Olduğum yerde kaldım. O ana kadar cesur davrandığını hissetmiştim ama bu kadar net bir çıkış beklemiyordum. Cevap veremedim, bir süre susup gözlerini kaçırdım. O ise yavaşça yanıma yaklaşarak:
“Hoşlanıyorsun benden, kaç zamandır farkındayım. Sadece söylemiyorsun,” deyince göz göze geldik. Ben daha ‘evet’ diyemeden dudağımda ıslak bir ısırık hissetim. Dudaklarımız birleşince, nefesim hızlandı. Seda eliyle boynumdan tutup, vücudunu neredeyse tamamen üstüme attı. Ellerini t-shirtümün altına soktu, yavaşça tenimi okşamaya başladı. Ben ise hayatımda ilk defa gerçek anlamda şehvet duydum. Tüm vücudum titriyordu, bir elimin Seda’nın kalçasında, diğer elimin o ince ipek sabahlığın altında gezindiğini hissettim. Hemen orada soyunup da başlamak istemiyordum, çünkü yaşadığımız şey sadece hızla başlasın bitsin istemiyordum.
O anda Seda geri çekildi, büyük bir heyecanla “Seninle beraber olmak istiyorum, ama daha önce yapmadım, bunu biliyor musun?” dedi. Onun bu sözüyle bir afalladım; ben de tam anlamıyla deneyimli sayılmazdım ama yataktaki ilk deneyimi olmam biraz ürkütmüştü. “Emin misin, Seda?” dedim. O ise “Evet ama yavaş olmanı istiyorum. Seni istiyorum, dokunmanı… İlk defa biriyle gerçekten arzulandığımı hissettim,” dedi. Sonra o ince elleriyle benim ellerimi kavradı, dudaklarımı tekrar buldu.
Aramızdaki elektrik artık saklanamayacak boyuttaydı. Sabahlığını sıyırmaya başladım, altından göğüsleri ve teni belirginleşti. Sedaya ilk defa ellerimle dokunurken ne kadar heyecanlandığımı gizleyemedim. Göz göze gelip “Sıkı tut ellerimi,” dedi bana. Yavaşça sırt üstü uzandı. Ben onun yanına uzandım, göğüslerini avucumda hissettiğimde, onun teninin sıcaklığını, memesinin başıma sertleştiğini gördüm. Dilimi kullanınca biraz irkildi, ama hemen arkadan kıkırdadı. Onu öpmek, kokusunu içime çekmek, bacak arasına yavaşça elimle yaklaşmak… Her hamlemde Seda’nın bedeni daha da gevşiyor, nefes alışverişi hızlanıyor, elleriyle saçımı okşuyordu.
Ben yavaşca şortunu indirdim. Kırmızı bir tanga vardı üzerinde, dokunduğumda sırılsıklam olmuştu. “Seda, durmamı ister misin?” diye usulca sordum. “Hayır… Devam et, Mert,” dedi, sesi kısık ve nefes nefeseydi. Onun bacaklarını aralayıp, dilimle dudaklarını okşadım. İlk defa bir kızla böyle yakınlaştığım için kalbim neredeyse yerinden çıkacaktı. Onun inlemeleri bana tüm özgüvenimi geri getirdi, parmaklarımı içeri doğru kaydırınca bedeni neredeyse titredi. O sırada ellerini saçımda daha sıkı hissettim. Kaç dakika geçti bilmiyorum, ama sonunda Seda, “Artık daha fazlasını istiyorum, Mert” dedi.
Bir süre sonra korumamızı hazırlayıp, yatakta tamamen çıplakken birbirimize yaklaştık. Onu ilk defa içime alırken gözlerinde şaşkın bir haz gördüm. Bir elim göğsünde, diğer elim kalçasındayken, ona dokunmaktan, her seferinde biraz daha derine girmekten inanılmaz bir zevk aldım. Bağırmamaya çalışsa da kendini koyverdi, sesinin titremesini gizlemeyip boynuma gömüldü. Sonunda beraber doruğa ulaştık. Bitince uzandık, terli ve birbirimize yapışık şekilde nefes nefese. O an Seda bana döndü ve “İyi ki beklemişim, iyi ki seninle olmuş” dedi. Ben, tüm yaşadıklarımızı kafamda milyon kere oynatarak gülümsedim.
Ertesi gün okulda yine rastlaştık, bu defa birbirimize bugüne kadar hiç bakamadığımız gibi baktık. Aramızda geçenler ikimizin de yüzüne renk getirmişti. Şu an bile Seda’yı her hatırladığımda, o kırmızı sabahlığı gördüğümde tahrik olmam imkansız… Tanımadığım kadar arzulu hissediyorum ve bir gün tekrar onunla olup olmamak arasında hâlâ bazen kararsız kalıyorum. Şimdiye kadar yaşadığım en gerçek ve en tutkulu anın itirafıydı bu.