Üniversitede Yasak Çekim: Gizli Tutkuların Gölgesinde

Üniversitede Yasak Çekim: Gizli Tutkuların Gölgesinde

Bilmiyorum, belki de hayatım boyunca bu kadar utanmaz ve dürüst bir itiraf yazmadım. Ama içimde tutamadığım şeyler var ve bugün onları herkese anlatmak istiyorum. İsmim Emre, yirmi üç yaşındayım. İstanbul’da, büyük bir devlet üniversitesinde işletme okuyorum. Ben niye buraya bu kadar açık bir şekilde yazıyorum bilmiyorum ama içimde birikmiş olanları şimdilik buraya dökmek bana iyi gelecek gibi hissediyorum.

Her şey dördüncü sınıftayken seçmeli derse yazılırken başladı. Aslında bu derse girmemin tek sebebi, arkadaşım Mert’in “Abi hocası çok rahat, geçirsin yeter,” lafıydı. Dersin adı da kocaman: İnsan Kaynakları Yönetimi. Teneffüslerde sıkıcı sohbetlerin döndüğü bir sınıf beklerken, ilk derste karşımdaki hoca, hayatımda beklemediğim kadar alımlı çıktı. Deren Hoca; kırkına yaklaşan ama yaşını hiç göstermeyen, ince, uzun boylu, koyu kahverengi gözlü, saçları arkadan topuz, gözlüklerinin ardından bakarken insanın içini okuyacak gibi bakan biri… Hiçbir zaman “ders hocası da kadındı, etkilendim” diyecek bir tip olmadım ama Deren Hoca’nın aurası bambaşkaydı. İlk dersten itibaren bana hoş bir çekicilik, ilginç bir samimiyet verdi.

O gün dersin sonunda yanıma gelip dosya verirken “Sen yeni gelmişsin galiba, işin olursa mailden yazabilirsin bana,” dedi. O an elimi dosyaya uzatırken ellerimiz hafifçe dokundu. Elektrik alan bir iki saniye… Gülümsedi. Biraz mahçup, biraz keyifli hissettiğimi biliyorum. O gün eve dönerken kendime hâlâ “Hayır, Deren Hoca ile ilgili böyle hisler duyulmaz” dedim. Ama gece boyu sadece düşündüm; sesi, bakışları, elleri.

Dersler ilerledikçe, sınıfta aramızda küçük bir fark olduğu, onun bana diğerlerinden azıcık daha sıcak davrandığı gözümden kaçmaz olmuştu. Bazen sorularını bana soruyor, bana kahve ısmarlıyor (hep başka öğrencileri de çağırarak), ama daha çok bana dönük konuşuyordu. Dönem başında kendisine yazdığım basit ödev sorularına verdiği yanıtlarda da, gereğinden fazla detay vardı sanki. Bir noktadan sonra yazışmaları kendi kendime “fazla mı samimiyiz?” diye tekrar tekrar kontrol eder oldum. Bazen çaktırmadan telefonda mesajlarını açıp, gizlice gülüp mutlu oluyordum. Mert’in “Hocayı beğeniyor musun lan, fazla mı yakın?” gibi geyikleri başladı ama takmadım. İçimde ne bir sapıklık olduğunu sandım, ne de bir flört. Ama o kadar güzel bir kadın ki, insan düşünmekten kendini alamıyor.

Dönem projesi yaklaştığında işler değişmeye başladı. “Bana ofiste danışabilirsin, olmazsa cuma çıkışı kalabilirim,” yazdı. Cuma akşamı herkes sınıftan dağılırken, ben utangaç bir halde hocanın odasına gittim. Kapıyı kapattı ve bana ciddiyetle, “Emre, projen biraz dağınık, mantık olarak geçiyor ama bana duygunu daha iyi aktarman gerekecek. Güzel düşüncelerini metne yansıt,” dedi. Benim ise aklım hep başka yere kayıyor. Gözlerinden gözlüğünü çıkarınca daha güzel bir kadın olduğunu tekrar fark ettim.

Bir noktada ona fazla yaklaştım. “Şöyle yazsan daha iyi olur,” dediğinde bilgisayarda bana doğru eğildi. O an parfümünü, teninin kokusunu hissettim. Elim yanına dokunacak gibi oldu. Bir anda geri çekildim. Kalbim deli gibi atıyordu. Nefesim kesilse de, kendimi dizginlemeye çalıştım. “Tamam, Deren Hoca… Ben biraz daha çalışıp göndereceğim,” dedim. Gülümsedi, “Emre bir sıkıntı olursa yine gel, ama bu işi ciddiye al, tamam mı?” dedi.

O gün eve döndüğümde resmen içim yanıyordu. Hem utandım, hem heyecanlandım. Arkadaşlarım dışarı çıkalım dediğinde hepsini geçiştirdim. Bütün gece yine onu düşündüm. Odamda bilgisayar başında, istemsizce Deren Hoca’yı hayal ettim. Onun benim vücuduma dokunduğunu, saçlarımı ellerken “Başarabilirsin Emre,” diye kulağıma fısıldadığını düşündüm. Bora, oda arkadaşım, “Lan ne daldın, kız mı var?” diye sorduğunda gülüp geçtim.

Ertesi hafta, hocadan tekrar mesaj geldi: “Sunumun yarın, hazır mısın?” O akşamdan kalma heyecan ve endişeyle sunuma hazırlandım. Sunum sonunda herkes dağılırken Deren Hoca bana dönüp, “Kısa bir kahve içebilir miyiz Emre?” dedi. O an yemin ederim, yüreğim küt küt atmaya başladı.

Okulun en tenha kafeteryasına oturduk, akşam güneşi. Deren Hoca gözlüklerini çıkarmış, saçını toplamamıştı bu sefer. Bu haliyle çok daha genç gözüküyordu. Bir süre sessizce kahvemizi içtik. Sonra birden, “Seninle ilgili bir şey var Emre… Ders dışında, fazladan, başka bir şey. Dikkatlice söylüyorum: bu tehlikeli,” dedi.

Bunu laf olsun diye mı söyledi, yoksa ciddiydi mi bilmiyorum. O an içimden geçenleri anlatmaya gücüm yoktu. O da ben de sustuk bir süre. Kahvesini içerken bana baktı. Yüzüm kızarmıştı, hissettiriyordum belki de çekincemi. “Çok yanlış bir şey olabilir,” diye ekledi fısıldayarak.

Uyuşmuştum. “İstediğini kolayca bırakabilecek misin?” dedi. Yutkundum, “Bilmiyorum hocam, içimde başka bir şey var,” deyiverdim. Bunu söyledim ve anında pişman oldum. O da gülümsedi, dudağını ısırdı. “Senin gibi birini uzun zamandır görmedim,” diye ekledi. O an elimi tuttu, ufak bir temas.

Zaman durmuş gibiydi. O elin sıcaklığı bile vücudumu baştan sona titretti. Sessizliğin içinde, ikimizin nefesini duyabiliyordum. Kafede başka kimse kalmamıştı. “Kendini frenleyebilecek misin Emre?” dedi. Artık “Hoca” ya da “öğrenci” değil, sırf “Emre” ve onun adıyla konuşuyorduk sanki.

Birbirimize yaklaştıkça aklım uyuştu, ama elim ayağım titriyor. Her şey çok hızlı gibi ama aslında yavaş yavaş oldu. Başım döndü, sonunda ellerimiz tamamen birbirinin içinde kaldı. Ayağa kalktı. “İstersen çıkabiliriz, daha fazla yanlış yapmadan,” dedi. Ama ben oradan ayrılmak istemedim. “Deren, içimde yanıyorsun,” dedim — resmen adını böyle dolu dolu ilk kez söyledim hayatımda. O da sustu, hafifçe başını yana yatırdı. Sonra hızla beni dudaklarımdan öptü. İlk öpüşmemizdi, hayatımın en elektrikli anıydı.

Hızla okula yakın, kimselerin bilmeyeceği bir apartta bulduk kendimizi. Yürürken elim elimdeydi. Konuşmadan odanın kapısını kapattı. Yavaşça bana döndü, üzerimdeki tişörtü çekip çıkardı. Elleri göğsümde, gözleri gözlerimdeydi. Dudaklarımız bir kere daha buluştu, bu kez çok daha aç, çok daha dürtüsel. Ellerim farkında olmadan beline, düş gibi ince kalçasına sarıldı. Nefes nefeseydik.

Yavaşça cama yasladı beni, gömleğinin düğmelerini çözmeme izin verdi. İç çamaşırının altındaki teni sıcacıktı. Boynumdan öptü, “İlk defa böyle heyecanlanıyorum,” dedi. Onu yere bastırmış gibi hissettiriyordum. Ellerimle vücudunu okşadım, kalçasını kavradım, o an sadece teninin ve nefesinin tahrik edici sesine kitlendim. O da elleriyle pantolonumu çözüp aşağı indirdi. İç çamaşırımı sıyırdı. Elleriyle penisimi okşadı, vücudumun her yeri alev aldı. Bir anlığına tereddüt etti, göz göze geldik. “Bu çok yanlış,” dedi, ama avucunu çekmedi. O an, “Artık umurumda değil, istiyorum,” diye fısıldadım kulaklarına. O da sustu, ve beni yatağa çekti. Vücudu vücuduma değdi. Büründüğümüz ortam, yasaklılığımız, içimizdeki suçluluk karışımı tahrik; her dokunuşumuzda ikimizi de sarhoş etti.

Uzanırken onu belinden kavradım. Dudaklarım göğüslerini buldu, nefesleri kesildi. Dizlerimin arasına geçti, vücudu üzerimdeydi. Penisim zaten çoktan dimdikti ve onun ıslaklığını tenimde hissettim. Bizi artık hiçbir şey geri döndüremezdi, o an anladım. Onun içine ilk kez girerken, sesini kısmaya çalışsa da nefesleri, iniltileri odayı doldurdu. Kalçasını bana doğru bastırırken, vücudumuz birbirine kenetlendi. Gürültüsüz, ama şehvetli bir coşku vardı sadece havada. Tempomuz hızlandı, içimin boşalıp gitmesini engellemek için gözlerimi bile sıkmak zorunda kaldım. O ise, bana “Daha hızlı,” diye fısıldadıkça gözündeki tutku, beni tamamen çıldırttı. Boşalırken, vücudum titrerken elleriyle sımsıkı sarıldı bana.

Sonrasında ikimiz de bir süre yatağa uzanıp sustuk. Nefesimiz birbirine karıştı. Deren, saçlarımı okşadı. “Hayatımda ilk kez bu kadar yanlış bir şey doğrusuymuş gibi hissettim,” dedi. Ben ise, “Sonsuza kadar saklayacağım,” diye cevapladım.

Bugün hâlâ o anı hatırladıkça, o yasak kokulu odada Deren hoca ile yaşadığım şeyi tekrar yaşamak istiyorum. Belki yanlış ama o an kadar güzel, içime işleyen çok az şey oldu hayatımda.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *