Yakın Arkadaşla Beklenmedik Bir Gece: Baştan Çıkaran Bir İtiraf Hikayesi

Yakın Arkadaşla Beklenmedik Bir Gece: Baştan Çıkaran Bir İtiraf Hikayesi

Oğuz ve ben, üniversitenin ilk haftasından beri çok iyi arkadaştık. Hatta çoğu kişi aramızdaki yakınlığı görüp dalga geçerdi ama ben her zaman onunla sadece dost olduğumuzu savunurdum. Otuzumuza yaklaşmamıza rağmen aramızdaki o tatlı samimiyet, paylaştığımız espriler ve bazen de birkaç içkinin ardından açılan konular hiç değişmedi. Hikayem de tam böyle bir geceden sonra başladı. Yani anlatacağım şeyin başlangıcı, normal bir arkadaşlık buluşmasıydı ve eminim etrafımızdaki çoğu insan gibi ben de asla devamının böyle gelişeceğine inanmamıştım.

Oğuz o akşam bana, “Hafta sonu evdeyim, gel film izleyelim, dışarısı soğuk zaten,” diye mesaj attı. Hava gerçekten sert esiyordu, yıllardır bir araya geldiğimiz eski günlerde olduğu gibi battaniye altında film keyfi yapmak iyi fikir gibi geldi. Hatta o an aklımdan geçen en ileri düşünce, film sırasında alacağımız cipslerin midesimizi bozup bozmayacağıydı. Akşam Oğuz’un evine doğru giderken içimde gizli bir heyecan yoktu, yani en azından ilk başta…

Oğuz’un evine varınca bolca gülmeli bir film açtık, biraz cips, biraz bira derken bol bol muhabbet ettik, çocukluk aşklarını, anlamsız dertleri, son zamanlarda kafa kurcalayan meseleleri masaya yatırdık. Oğuz, her zaman olduğu gibi hayatında kimse olmadığını, annesinin evlenme baskısından sıkıldığını anlattı. Ben de, yeni sevgilimle yaşadığım sıkıntılardan, ilişkideki tıkanmışlıktan dem vurdum. “Abartıyorsun,” dedi o, “Adam sana yakışmıyor bile, neden uğraşıyorsun ki?” Cevap veremedim. Haklıydı ama kendime itiraf etmiyordum.

Bir ara elektrik kesildi. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi, salonda mum ışığında oturduk. Kafamız iyice güzelleşmişti. O sessizliğin içinde tuhaf bir huzursuzluk başladı. Oğuz’a bakarken ilk defa arkadaş dışında bir gözle bakmaya başladığımı, o an fark ettim. Bir an sessiz kaldı, yüzümü inceledi. “Çok düşüncelisin yine,” dedi. Gülümsedim, geçiştirdim.
– Nedenini sorma bence, saçma bir şey işte.
– Sen yoksa bana kırıldın mı?
– Hayır, yok canım… Sadece, bilmem, bazen kendimi çok yalnız hissediyorum Oğuz.

Birden Oğuz’ın yüzü ciddileşti, “Biliyor musun? Senle böyle saatlerce oturabildiğim tek insansın,” dedi. Onun elini omzuma atmasıyla içimden bir dalga geçti, nedendir bilmem, bu dokunuşu fazlasıyla hissettim. Alkole veriyordum ama alakası yoktu. “İyi ki varsın,” dedim kısık sesle. Dışarıda deli gibi rüzgar, evde mum ışığı, fonda çok hafif bir müzik… Oğuz’a olan yakınlığımın sınırını ilk defa o gece sorgulamaya başladım.

Birkaç dakika konuşmadan oturduk. Omzuma yaslanmıştı, varlığı bir anda başka türlü sarmaladı beni. O anın içindeyken, sanki aramızda yıllardır asılı duran elektrik kendini belli etmeye başlamıştı. Oğuz bana döndü:
– Bazen düşünüyorum da… Gerçekten hiç aklına geldi mi aramızda farklı bir şey olma ihtimali?
Şaşırmıştım ama içimden geçenleri bir anda anlatamadım.
– Bilmem ki Oğuz, sonuçta arkadaşız… Ne bileyim, hiç öyle bir şey yaşanmadı aramızda.
– Ama yaşansa fena mı olurdu?
İyice yaklaşmıştı; nefesini yanağımda hissettim. O an utanmaya başladım, kafam öyle karışıktı ki aşk mı, arkadaşlık mı, geçici bir heyecan mı bilemedim. Sadece gözlerine baktım. Hiçbir şey demedim ama uzaklaşmadım da. Elleriyle çenemi tuttu, “İzin veriyor musun?” diye fısıldadı. Ne diyeceğimi bilmeden sadece başımı salladım.

Oğuz yavaşça dudaklarıma dokundu. İlk başta çok yavaş ve temkinliydi, ben de garip bir şekilde kontrolü tamamen ona bırakmıştım. Sanki yıllardır içimde biriken bir şeyi serbest bırakıyordum. Dudaklarımız birbirine değerken, aramızdaki yakınlığın sınırlarının her geçen saniye biraz daha silindiğini hissettim. Ellerim istemsizce boynuna dolandı.

Bir yandan öpüşürken, bir yandan da aklımdan geçen deli sorular vardı. “Burada, şimdi, gerçekten mi? Ya işin sonu gelirse? Ya birimiz kırılırsa?” Ama içimdeki arzunun büyüklüğü hepsinden ağır bastı. Oğuz’un elleri belime, sonra yavaşça sırtıma kaydı. Onun teninin sıcaklığını an be an hissetmek, bastırmaya çalıştığım o isteği iyice açığa çıkardı.

Bir an uzaklaştık. Oğuz gözlerimin içine uzun uzun baktı.
– Emin misin? dedi.
Birlikte olduğum adam gözümün önüne geldi, ama onunla yaşadığım yavan yakınlıkla Oğuz’un bana taşıdığı şu anda arasındaki dağlar kadar farkı hissettim.
– Çok istiyorum, dedim sadece.

Oğuz bir anda beni kucağına çekti. Yüzüm boynuna gömüldü, elleri tişörtümün altına girdi. Nefesi hızlanmıştı, ben de heyecandan titredim. Tenime dokunan elleri, verdiği sıcaklık ve aramızda yükselen gerilim… Tüm vücudum uyanmıştı. Bir yandan alt dudağını ısırırken, diğer elini belimde gezdiriyordu.
– Senin böyle olduğunun farkında bile değildim, dedi kıkırdayarak.
– Neyimin?
– Her şeyinin… Bu kadar… cesur olduğunun.

Güldüm. Cesaretten çok, bastırdığım arzunun patlamasıydı bu. Tişörtümden öpmeye başladı, çıplak kalan tenime dilinin ucuyla dokunuyordu. Kalbim hızlı atıyordu, kendimi ona bırakmakta hiç zorlanmadım. Yatak odasına geçtiğimizde, her şey çok doğal gelişmişti.

Üzerindeki tişörtünü çıkarırken vücudunu uzun uzun izledim. Onun erkekliğinin, yıllardır alıştığım dost bakışının, o gece tamamen değiştiğini gördüm. Oğuz da önümde diz çöküp bacaklarımı öptü. Altımdaki taytı yavaşça çekip çıkardı. İç çamaşırımın üzerinde durup, dudaklarıyla hafif hafif dolaştı. “Çok güzel kokuyorsun,” dedi başını kaldırıp. O an içimden tuhaf bir utanç gelip geçti ama onu daha sıkı kendime çekmek istedim. Eliyle ıslaklığıma dokundu, parmaklarıma yapışan sıcaklığımı hissedebiliyordum.
– Yeniden sorayım, geri adım atmak istersen…
– Sus, devam et, lütfen… diye karşılık verdim.

Oğuz parmaklarıyla içime girerken, dudaklarını göğüslerime bastırmaya başladı. Sesimi çıkarmamak için dudaklarımı ısırıyordum ama kafamda dönen tek şey, “Neden daha önce olmadık?” sorusuydu. Onun sertliğiyle bedenim bambaşka bir hale geçti, yatağın üzerindeyken altımı kavrayıp kendisine doğru çekti.

Bir süre öylece sarıldık, öpüştük. Sonra Oğuz acele etmeden üstümde hareket etmeye başladı. Bakışlarının içime işlediğini, teninin ve nefesinin üzerime abandığını hissettim. Onun her hareketi, vücudumun derinliklerinde asla kimseyle yaşamadığım bir heyecan yarattı. Sonunda tamamen içime girerken, ilk başta kısa bir acı hissettim; sonrasında o acının yerini tarifsiz bir zevk aldı. Oğuz ağır ağır hareket ediyordu, her seferinde karnımda bir kasılma, içimde bir dalga birikiyordu. Onun teri ve nefesi üzerimdeyken, yanaklarımın ateş gibi yandığını hatırlıyorum.

Başımı Oğuz’un omzuna gömdüm, vücudumun her yeri titreyerek ona uyum sağladı. Aynı anda zirveye ulaşınca, ellerimizi kenetleyip uzun uzun öylece kaldık. Yavaş yavaş sakinleşirken, göz göze geldik ve sessizce güldük.

Artık aramızda eski masum arkadaşlıktan öte yeni bir şey başlamıştı. O gece, sıradan bir haftasonu filmi izlerken, aslında yıllardır içimizde beklettiğimiz arzunun patladığı o anı yaşadım. Oğuz’u sadece dost değil, vücuduma ve arzularıma dokunan adam olarak görmek… İşte o geceden sonra en büyük itirafım bu oldu.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *