Yasak Aşkın Çekimi: Evli Kadın Komşumla Tutkulu Geceler

Yasak Aşkın Çekimi: Evli Kadın Komşumla Tutkulu Geceler

Bazen sıra dışı hikâyeler yaşamak için burnunuzun dibinde olan birine dikkatlice bakmak yetiyor. Benim adım Tolga, 29 yaşındayım, İstanbul’da yaşıyorum. Apartmanın üçüncü katında tek başıma bir dairem var. Sakin, sessiz bir hayatım olduğunu söyleyebilirim, ta ki yan daireye Elif taşınana kadar. 32 yaşında, evli ve bir çocuk annesi. Eşi Deniz, genellikle şehir dışı çalışıyor, çoğunlukla Elif’le yan yana yaşıyoruz. Her şey, onun mutfak penceresinden bana gülümsemesiyle başladı, devamı ise kendiliğinden geldi sanki.

İlk karşılaşmamız markette oldu. Ben saçma sapan bir şekilde iki farklı makarna çeşidini elime alıp aralarında kararsız kalmışken, arkamdan onun yumuşak ama biraz da alaycı bir sesi geldi:

“İyi akşamlar, yardım edeyim mi?”
Elif’in yüzünde muzip bir gülümseme, bakışlarında ise hafif bir yorgunluk vardı.
“Kimi önerirsin, satır arası ipucu verir misin?” diye cevap verdim. Gülümsedi, ‘Ben penne severim’ dedi, “Her şeye yakışıyor.” O an dalga geçiyordu sanki ama aynı zamanda ilgisini de belli ediyordu. Eve dönerken birlikte yürüdük, kapımızın önünde biraz sohbet ettik, klasik komşuluk sınırlarını zorlamayan ama bir kıvılcım bırakan bir muhabbet geçti aramızda.

Bir iki hafta böyle geçti. Arada selamlaşıyor, merdivende karşılaşınca ayaküstü konuşuyorduk. Ben sabırlıydım, ama itiraf ediyorum, aklımın bir köşesinde Elif’in zarif, ince fiziği, koyu renk saçlarının omuzlarına düşüşü, arada bir göz göze gelince içimin titremesi vardı. Yavaş yavaş o da bana daha fazla bakmaya, sohbeti uzatmaya, bana sorular sormaya başladı. Eşinin genellikle evde olmadığı belli oluyordu çünkü Elif çoğu akşam yalnız kalıyor, bazen WhatsApp’tan “Akşam bir kahve içer misin?” diye yazıyordu. Bir akşam önceki gündüz aynı şekilde yazdı. O gün havadan sudan konuşurken bir an için bana uzaktan bakıp sustu.

“Tolga, komşuluk ilişkilerinde sınır sence ne olmalı?” dedi birdenbire. Şaşırdım, ama biraz da heyecanlandım.
“Bence karşılıklı saygı olduğu sürece sınırları insanlar kendi belirler. Ama bazen sınırları zorlamak gerekir, hayat daha heyecanlı olur,” dedim.
Elif başını eğip gülümsedi. Bu cümleden sonra aramızdaki gerilimin keskinleştiğini hissettim.

Sonraki günlerde konuşamalarımızda alttan alta bir gerilim oluştu. Göz göze gelişlerimiz, kısa sessizlikler daha çok anlam taşımaya başladı. Bir gece, saat epey ilerlemişti ki kapım çaldı. Elif’di, elinde bir şişe şarap vardı. Eşi yine şehir dışındaydı. “Birlikte içelim mi?” dedi, ben şaşkın ve hafif gergin ama heyecanlı bir şekilde davet ettim.

Salonda oturduk, bardaklarımızı doldurduk. Hafif bir müzik açtım. Elif’in saçlarının kokusu, yanında otururken hafifçe bana yaklaşması, az önce parmaklarının bardağı kavrayışındaki zarafet, hepsi bana fazla gelmeye başlamıştı. Laf döndü dolaştı, aşklara, evliliğe, aldatmaya geldi. İçindeki huzursuzluk neredeyse elle tutulacak kadar belirgindi.

“Evlilik bazen insanı bambaşka biri yapıyor,” dedi. “Sen mutlu musun ilişkinle?” diye sordu bana. Gülümsedim, yıllardır tek olduğumu söyledim.

Birkaç kadeh ve çokça itiraf sonrası Elif gözleriyle yere baktı, sonra bana döndü.
“Bazen bir anda çok şey değişebilir. Ben seni baştan beri merak ediyorum, Tolga. Ama korkuyorum, aramızda olabileceklerden de,” dedi.

Kendimi tuttum, kapalı konuşmak istemiyordum. “Korkarsan hiçbir şeyi yaşamadan ömrün geçer. Ben utanmam, sadece dürüst ol,” dedim. Elif’in bakışları kaygılı, elleri titriyordu ama aynı zamanda gözlerinde yoğun bir istek, merak vardı.

O akşam ona dokunmak istiyordum, ama üzerine gitmedim. Yalnızca elini tuttum, bir süre öylece bekledik. Elif gözlerini kapadı, “Kendime engel olamayabilirim,” fısıldadı.

Sonraki günlerde Elif daha fazla düşünmeye başlamış gibiydi. Sanki kendince bir savaş veriyordu. Birkaç kez uzaktan, gizlice bana baktı. Sokakta karşılaşınca yüzü kızarıyor, ama eve girdiğimizde merdiven boşluğunda elimi yavaşça tuttu. Bazen arayıp sadece sesimi duymak istediğini söyledi. Bir gece, “İstiyorsan bana gel, Deniz üç gün daha yok,” dedi sessizce telefonda. Sanki yıllardır bekleyen, cesaret toplamış biri gibiydi.

O gece kısa bir pantolon ve ince bir tişörtle kapıyı açtı. Yüzünde hafif bir makyaj vardı, saçlarını toplamış, parfüm sürmüştü. Oturma odasına geçtiğimizde birbirimize bir metre bile yaklaşmadan oturduk, ama bedenlerimiz konuşuyordu sanki. Elif’in bacakları çıplaktı, ince ayak bileklerine gözüm takıldı. “Senin yanında kendimi genç, hoş hissediyorum,” dedi hafifçe. “Çok uzun zamandır böyle hissetmemiştim.” Bu yakınlık, içimdeki tüm arzulardan ötesiydi.

Birkaç dakika sessizlik oldu. Sonra Elif ayağa kalktı, pencereye gidip geceyi seyretti. Arkamdan, “Yanıma gel” dedi. O an kalbim deli gibi atıyordu, içimde suçluluk ve istek birbirine karışmıştı. Yavaşça yanına yaklaştım. O bana döner dönmez göz göze geldik. Ellerimle beline hafifçe dokundum, titriyordu. “Tam şu an istiyorsan hiçbir şey olmayacak, ama istersen gerçeği yaşamak istiyorum,” dedim. Elif bir adım attı, elleriyle ellerimi tuttu ve kendini bana bıraktı.

Önce dudağını hafifçe öptüm, nefesi hızlanmaya başladı. Dudaklarımız birbirine değdiğinde bedenimizdeki elektrik elle tutulacak kadar netti. Birden cesaretlendi ve beni dudaklarıyla aradı, öpmeye başladı. Ellerim belinde dolaşırken, o bedenini bana yasladı. O anda ne bir konuşma ne bir düşünce vardı, yalnızca hislerle hareket ediyorduk.

Elif’in ağzından hafif bir inilti çıktı, kollarıyla bana sarıldı. Onu koltukta arka tarafa doğru yatırdım, ellerim tişörtünün altından bedenini buldu. Yumuşacık, bembeyaz bir teni vardı. Kısa nefesleriyle bana daha da yakınlaştı. Tişörtünü çıkardım, hiç karşı koymadı. Sonra ben de üzerimdekileri çıkardım. Gözleri gözlerimdeydi, utangaç ama ondan daha fazlasını isteyen bir bakışı vardı.

Ellerimle göğüslerini okşadım, Elif’in sesi daha yükseğe çıktı. Dudaklarım göğüslerinin üzerine indi, vücudunu öptükçe kasıldığını hissettim. Altında mavi dantelli bir külot vardı, onu bacaklarının arasından yavaşça indirdim. Parmaklarım iç bacaklarını okşarken Elif, gözlerini kapadı ve başını arkaya attı.

O an hiçbir şey düşünemiyordum. Elif’in elleriyle saçlarımı tutuşu, bacaklarını belime dolaması, dudaklarından çıkan hafif ‘istiyorum’ fısıltısı… Bedenleri birbirine teslim olmuş iki insan gibiydik. Önce parmaklarımla başladım, ardından yavaşça içine girdim. Bedeni sıcak, ıslak ve arzulu bir şekilde bana karşılık veriyordu. İçimdeki bütün birikmiş duyguları Elif’e boşaltıyordum. Birlikte ritmimizi buldukça nefeslerimiz yükseldi.

Elif’in elleri sırtımda, dudaklarımız aralıksız birbirini arıyor. O gece birbirimize defalarca dokunduk, terli ellerimiz, birbirimize sarılışımız, her zamanki sıradan hayatımızın dışında, heyecan dolu bir sınırı geçtik. Sonunda yan yana, çıplak, birbirimizin tenine yaslanmış şekilde yattık. Elif başını göğsüme koydu, “Keşke zaman dursa,” dedi. Aramızda sadece sessizlik değil, paylaşılmış, yaşanmış bir tutku vardı artık.

O geceden sonra Elif’le aramızdaki hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Apartmanda karşılaştığımızda göz göze geldiğimizde, birbirimize dokunduğumuzda hiçbir söz gerekmiyordu. Yasak ama tutkulu bir hikâyeye başlamıştık ve ikimizin de bunu bırakmaya niyeti yoktu.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *