Herkesin hayatında, hakkında konuşmaktan çekineceği bir hikayesi vardır. Benimki, geçtiğimiz yaz, ailemin İstanbul dışındaki yazlığına gittiğimde başladı. O zamanlar 23 yaşındaydım, üniversiteyi yeni bitirmiştim ve kendimi hâlâ çocuk gibi hissediyordum. Yalnız bir yaz geçirmekten korkarken, kuzenim Ayşegül’ün de yaz tatili boyunca orada kalacağını öğrenince biraz rahatladım. Ayşegül benden iki yaş büyüktü; çocukluktan beri beraber büyümüştük ama aramızda hep ciddi ve mesafeli bir ilişki vardı.
Ayşegül, açık kahverengi saçlarını omzunun biraz altına dökerek hep o neşeli, ince tebessümüyle gezerdi. Babamın tarafındaki kuzenim olduğu için çocukluğumdan beri onu biraz çekinerek izlerdim. Herkesin ona hayran bakmasını, arkadaşlarının yanında da hafif kadınsı tavırlarını fark ettikçe bir yabancı gibi hissederdim, ama tabii aklıma hiçbir zaman ‘kuzenim’le aramızda öyle bir şey olabilir mi?’ sorusu bile gelmezdi. Ne var ki olaylar hiç de düşündüğüm gibi gelişmedi.
İlk hafta Ayşegül’le birlikte yemek hazırladık, kitap okuduk ve denize gittik. Arada sırada bana imalı bakışlar atıyor gibi geliyordu ama bunun benim kafamda büyüttüğüm saçma bir düşünce olduğuna emindim. Bir akşam, annem ve Ayşegül’ün annesi alışveriş için kasabaya gitmeye karar verdiler. Evde sadece ikimiz kaldık.
O gece, dışarıda hafif bir esinti vardı. Televizyonun karşısında koltukta oturuyorduk. Ayşegül kısacık şortuyla, rahat bir tişört giymişti. O güne kadar hiç dikkat etmediğim kadar düzgün bacakları, fark etmeden gözlerime takıldı. Birkaç kere göz göze geldik. Sonra “Sen bana hiç çocukken yaptığın yaramazlıkları anlatmazsın,” diye laf attı bana. Ben de biraz utangaçça, “Ya işte, çocukça şeylerdi…” dedim.
Dudaklarında hafif bir sırıtış, “Ne kadar utangaçsın,” dedi, bir yandan da bacağını hafifçe bana doğru uzattı. Hiçbir şey olmamış gibi bakmaya çalıştım ama kalbim hızla atmaya başlamıştı. Bir şeyler olacağını hissediyordum ama bastırmaya uğraşıyordum. Bu türlü düşünceler bir anda yakama yapışmıştı; kendime sürekli ‘olmaz’ dedim. Geçmişteki beraber geçirdiğimiz günlere ihanet gibi hissettim. Fakat istemsizce bacaklarına, tişörtünün hafifçe açılan yakasından görünen tenine bakıyordum.
Ayşegül kanalı değiştirirken bana doğru eğildi, neredeyse yüzüme değecek kadar yaklaştı. O kısa anda saçlarının kokusu, nefesinin sıcaklığı, içimde tuhaf bir kıpırtı uyandırdı. “Gece uyuyamazsan yanıma gel, beraber muhabbet ederiz,” dedi, göz kırparak. Bir şeyler ima ettiğini çok net anlamıştım. Fakat tüm gece boyunca kafamı kurcalayan bu cümleyle odamda döndüm durdum.
O gece zor uyudum. İçimdeki dürtülerle savaşırken, ‘Ne yapıyorum ben? O benim kuzenim,’ deyip kendimi suçladım. Ama bastıramadığım bir arzu içimden taşmak üzereydi. Saat sabaha karşı üçe yaklaşıyordu, Ayşegül’ün kapısı biraz aralıktı. Işık kapalıydı. Derin bir nefes alıp odanın önünde durdum. ‘Sadece sohbet edeceğiz…’ diye kendimi kandırarak içeri girdim.
Ayşegül yatakta uzanmış, telefonuyla oynuyordu. “Gelseydin dedim ya, ne bekliyorsun?” dedi usulca.
Kafamı eğip, “Uyuyamadım. Biraz gelsin dedim,” dedim. Yanındaki boşluğa çekinerek oturdum. Yorganı dizlerine kadar çekmişti; omuzları ve kolları tamamen açıktı. Yine içimde bir savaş, bir kararsızlık vardı; bir tarafım hemen dışarı çıkmak istiyor, diğer tarafım orada kalmam için bütün gücümle itiyordu.
Ayşegül bana döndü, hafifçe omzuma dokundu. Eli sıcak ve huzur vericiydi. “Ne bu gerginlik? Sanki yabancıymışım gibi hissediyorum,” dedi ve gülümsedi. Belki de o an aramızdaki tüm sırlar patlayacaktı. “Küçükken beraber birçok şeyi ilk kez yaşadık,” dedi, derin bir nefes çekip ekledi: “Büyümüşüz de haberim yokmuş…”
Bütün sınırlar bir anda silikleşti. Kalçam hafifçe yatağa çöküp Ayşegül’ün bana biraz daha yaklaşmasına izin verdim. “Ayşegül biz—” dedim, ‘yanlış’ diyemedim, cümle boğazımda kaldı. O ise cevap bile beklemeden parmak uçlarıyla boynumdan aşağı süzüldü. İrkildim, vücudumun her yerine elektrik dalgası gibi yayıldı dokunuşu.
İçimdeki tüm kararsızlığı bir kenara bırakıp anın içine gömülmek istedim. Dudaklarımız önce nazikçe değdi birbirine; çekingen, sanki yıllardır içimizde tuttuğumuz kırılgan bir sırrı ortaya çıkartıyoruz gibi. O derin öpüşme anına vardığımızda, artık geriye çekilmek imkânsızdı. Ayşegül ellerimden tutup beni yatağa çekti, dizlerine sarılarak nefes nefese kaldı. Teni ipeksi, sıcaktı. Yavaş hareketlerle tişörtünü çıkardı; göğüsleri karşıma çıktı, ben ise nefesimi tutmuş onu izliyordum. “İlk mi?” dedi utangaçça. “Hayır,” dedim, “ama hiç böyle hissetmemiştim…”
Şortunu hafifçe sıyırdım, vücudunu doyasıya izledim. Aramızdaki her türlü akrabalık bağı yavaşça arka planda eridi. Yatakta ona dokunmak, vücudunun her yerini adım adım keşfetmek, her dokunuşunda hissettiklerini yüzümden okumak tarifsiz bir hazdı. Ayşegül’ün dudakları boynumda, göğsümde, karnımda dolaştı. Ben de onun boynuna, omzuna dudaklarımı gezdirirken hiç olmadığım kadar rahat ve serbest hissediyordum.
Bir süre sonra o bana sarılıp “Dur,” dedi hafifçe, “Yanlış bir şey mi yapıyoruz?” Keyfinin kaçtığını, gözlerinde tereddüt olduğunu hissettim. Kendimi çekip, “Bilmiyorum… Ama ben hiç böyle hissetmemiştim,” dedim. O ise başını kollarıma gömdü. Sessizlik birkaç dakika sürdü. Yavaşça ellerimle sırtını okşadım, aramızdaki gerilim çözülüp yerini başka bir ateşe bıraktı. Bu defa bana bakıp, “Korkuyorum ama seninle olmak istiyorum,” dedi. Sanki bütün engelleri aşıp o kararsızlığı birlikte omuzlayacaktık.
Çok geçmeden tekrar yakınlaştık, öpüşmeler daha tutkulu, dokunuşlarımız daha cesur hale geldi. Üzerimdeki tişörtü hızla çıkardı, göğsüme dudaklarını bastırırken, avuç içleriyle kalçama dokundu. Bir süre sonra iç çamaşırlarımız da yerdeki yığının parçası oldu. Ayşegül’ün parmakları vücudumda geziniyor, vücudunu bana yaslamış, bacaklarını belime dolamıştı. Her hareketinde nefesi hızlanıyor, sesi isteğinin daha fazla olduğunu fısıldıyordu. Parmaklarımı kasıklarına götürdüm; nemliydi, kilitli tüm duyguları bir anda ortaya fışkırmış gibiydi.
Kollarında çırılçıplak olmanın verdiği his karşısında dilini ısırdı, gözlerini kapatıp başını geriye attı. O an zamanı unuttuk. Bedenlerimiz birbirine karıştı. İçine girdiğim an hafifçe inledi—o ses bana kontrolümü kaybettirdi. Birbirimize yaslanıp, terler içinde, nefes nefese kaldık. Her hareketiyle daha derine, daha özgür ve vahşi yerlere ulaşırken, kafamda yankılanan tek düşünce şuydu: bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Sabaha karşı, sarmaşdolaş, üstü açılmış yatağın köşesine kıvrıldık. Birbirimize bakıp sessizce gülümsedik. Ayşegül, “Kimseye anlatamayız, biliyorsun değil mi?” dedi. “Biliyorum. Ama pişman mısın?” dedim. “Hayır,” dedi usulca.
Ben de değildim.
O gün, aylarca aklımdan gitmeyecek, kimseye itiraf edemeyeceğim bir sır olarak kaldı. Ama her hatırlayışımda, o geceyi yeniden yaşadım, içimdeki yasak duyguların sıcaklığını sırtımda hissettim.