Ofis Gecesi: Müdürümle Tanışma

Ofis Gecesi: Müdürümle Tanışma

Hayatım boyunca başıma gelecek ilginç şeylerin ofiste olmasını pek beklemezdim. Aslında öyle eğlenceli bir hayatım yoktu; 29 yaşında, tek başına yaşayan, biraz içine kapanık bir mühendisim. Ama şirketteki bir değişiklik — yeni gelen insan kaynakları müdürümüz Neslihan — kendimden bile saklamak istediğim hislerin ortaya çıkmasına sebep oldu.

Bu hikâyeyi yazıyorum, çünkü anlatmadıkça içimi kemiren bir suçluluk, bir heyecan ve hâlâ devam eden bir arzu var. Ben Erdem. Yıllardır aynı şirkette çalışıyorum, çok göz önünde bir tip olmadım hiç. Sabahları çay alıp sessizce masama çekilirim, işimi yaparım. Ama Neslihan gelince işler değişti. Hani bazı insanlar odaya girince havadaki elektrik değişir dersiniz ya, tam olarak öyle bir kadındı.

Yüzü fazlasıyla güzel, koyu kahverengi saçları dalgalı dalgalı omuzlarına dökülüyordu. Kendine özgü, kendinden emin bir havası olduğu için galiba ilk anda tedirgin olmuştum. Onunla ilk kez yakından, bire bir muhatap olmam, şirketteki yıllık izinler yüzünden oldu. İnsan kaynakları departmanına uğrayıp izin kağıtlarımı imzalatmam gerekiyordu ve eski müdür gittiğinden bu yana hiç konuşmamıştık.

Kapıyı vurup içeri girdim. Neslihan masasında oturmuş bilgisayarında bir şeyler yapıyordu. Başını kaldırıp bana, “Buyurun Erdem Bey, yardımcı olabilir miyim?” dedi. Bunu söylerken sesi çatallaştı, hafif bir sırıtışla gözlerini üzerime dikti. Ufacık övgülerle, samimiyetsiz konuşmalar yerine, direkt, kararlı bir kadındı. İzin formunu uzattım. Elim ellerine bir anlık değdi — fark edilecek kadar soğuk bir dokunuştu ama ikimiz de bir şey demedik. Dalgınlaştım, gözlerim gözlerine birkaç saniye fazladan takıldı. O an içimde değişik bir kıpırtı hissettim, ürktüm bile. Dosyamı alıp ofisten çıktım ama tüm gün aklımdan o minik dokunuş çıkmadı.

Birkaç hafta sonra, tesadüf eseri, şirkette mesaiye kalmak zorunda kaldım. Tüm gün boyunca iş bitmemişti, akşam yedi civarı ofiste neredeyse kimse kalmamıştı. Tam eşyalarımı toplayıp gitmeye hazırlanırken, kantinden çıkan Neslihan’ı gördüm. Elinde kahve vardı. Beraber asansöre bindik. Küçük bir kutunun içinde, koca ofiste yalnız başınayız. Hiçbir şey söylemedi önce. Sonra “Bugün çok mu yoruldunuz?” dedi. Gözlerinde inanılmaz bir enerji vardı, sesi biraz boğulmuş gibiydi.

Bir an düşünüp, “Evet, uzun zamandır bu kadar yoğun bir günüm olmamıştı,” dedim.

“Bu kadar çalışkan olduğunuzu bilseydim daha önce konuşurdum sizinle,” diye devam etti. Yavaşça bana yaklaşıp, aramızdaki mesafeyi neredeyse yok etti. “Bence insanlar sizi hafife alıyor Erdem. Aslında çok akıllı birine benziyorsunuz.” Yüzüm kızardı. Ne cevap vereceğimi şaşırdım, bir yandan da hiç hoşlanmadığım kadar kendimi onun önünde küçük ve savunmasız hissettim.

O gece eve giderken aklımda sürekli Neslihan vardı. Onunla daha önce kimseyle hissetmediğim kadar arzu dolu bir elektrik paylaşmıştık. Ama kendime engel olmaya çalışıyordum; sonuçta ben sıradan biriydim, o ise yönetici, aşırı çekici ve her açıdan bana göre fazla klas bir kadındı.

Sonraki haftalar boyunca ofis koridorunda birbirimizle göz göze geldiğimiz anlar sıklaşmaya başladı. Kaçamak bakışlar, yarım yamalak sırıtışlar, küçük selamlaşmalar… İçten içe, bu oyun hoşuma gitmeye başlamıştı. Ama yine de girişken olamıyordum. Herkesin içinde, hele ki işyerinde böyle hisler hissetmek, bana yanlış geliyordu. İçimde, sürekli bir ses “Birden fazla şekilde başını derde sokarsın!” diye uyarıyordu.

Yine mesaiye kalmak zorunda olduğum bir Perşembe akşamı, ofiste neredeyse kimse yoktu. Çıkarken bir ses duydum; insan kaynakları odasından geliyordu. Kapıyı araladım, Neslihan ceketini asıyordu.

“Erdem, ne yaptın, işler bitti mi?” diye sordu, gülümseyerek.

“Bitti gibi,” dedim, biraz gerilerek.

Birkaç saniye hiçbirimiz konuşmadık. Sonra odaya girdi. “Bugün şirketin interneti bozuldu, yarına sunumun varmış. İstersen burada hazırlığını birlikte gözden geçirebiliriz,” dedi. O an başımı çevirdim, gözlerinde hafif alaycı, biraz da meraklı bir bakış vardı. Kalbim şiddetle çarpmaya başladı.

“Olabilir,” dedim, yarı utanarak.

Laptopumu açtım, Neslihan ise masanın kenarına oturdu, uzun bacaklarını çaprazladı. Arada yakından yüzüme bakıp bakıp uzaklara dalıyordu. Ben sunum hakkında bir şeyler anlatırken, o cümle aralarında hep lafı sosyal hayata getiriyordu. Sonra birden, “Erdem, neden hayatında kimse yok?” diye sordu. Şaşırdım. Bir an cevap veremedim.

“Çok özele girmek istemiyorum,” dedim, kafa eğerek.

“Bence sen kendini gizliyorsun. Çok daha tutkulu bir adam olduğuna eminim. Ellerini fark ettim; güzel ellerin var,” dedi. Elimi tuttu. Parmaklarını parmaklarımın arasına geçirdi. Tüm vücudumu bir titreme sardı. “Şaşırınca çok masum bakıyorsun. Sana daha önce böyle dokunan olmuş muydu?”

Yutkundum. O anda çekilmeye çalıştım. “Bu, doğru mu bilmiyorum,” dedim.

“Bazen doğru ve yanlış diye düşünmemek gerekir. Tutku başka bir şey,” dedi ve yüzünü bana iyice yaklaştırdı.

Kan beynime sıçradı. Aklım neredeyse boşaldı, olası tüm riskler gözümde anlamını yitirdi. Dudaklarıma usulca dokundu, hemen çekildi. O anda içimden bir kelepçe koptu, bütün vücudumun alev aldığını hissettim. Daha fazlasını istiyordum ama hâlâ bir parça tereddütteydim.

Neslihan eliyle yüzümde gezindi, bana bakıp, “Devam etmeni çok isterim, lütfen bana sahip çık,” dedi. Sesinde titrek, yırtıcı bir arzu vardı.

Onu masanın kenarına doğru ittirdim, bir an kollarımda; nefes nefese kalmıştı. Dudaklarını öptüm, sonra o bana sarıldı. Elleriyle saçlarımı çekti, kendini bana yasladı. Yavaşça gömleğimin düğmelerini açtı, eli göğsümde, tahrik olmuş bir şekilde dudaklarını omzuma gezdirdi.

Artık kendimi tutamıyordum, ellerim belinde gezindi. Yavaşça ceketi ve incecik bluzunu çıkardım. Her hareketimde nefesimiz hızlanıyordu. Sütyeninin askılarını çözdüm, göğüslerini avuçladım. Sıcak, yumuşak ve bir o kadar baştan çıkarıcıydı. Gözlerini kapattı, “Hiç durma, Erdem,” diye fısıldadı.

Gözlerimi ayıramazken yere ot urlduk, o ise dizlerinin üstüne çöktü. Kravatımı gevşetti, pantolon fermuarımı indirdi. Elleriyle bana uzun uzun dokundu, tahrik olmuş penisimi dışarı çıkardı. “Bayağı büyükmüş,” dedi gülerek. Sertleşmemin doruğundaydım. O an, başını öne eğdi ve dudaklarını penisime götürdü. Ağzıyla yavaşça sarmaladı, içeri çekiyordu. Tutkusu beni delirtiyordu, bir noktadan sonra artık dayanamayıp onu durdurdum.

Kolundan çekip ayağa kaldırdım. Neslihanı masanın üzerine oturttum, eteğini yukarı çekerken bacaklarının arasındaki tanga külotu gözüme çarptı. Şehvetle külotunu çıkardım; ıslanmıştı. Parçalara ayrılmıştım — bir yandan işyerinde olmanın tedirginliği, bir yandan arzu ve heyecan.

Ellerimle onu okşarken parmağımı vajinasına soktum, sıcaklığı tüm vücudumu sardı. Sesi hafifçe inliyordu. Parmaklarım hızlandıkça, gözlerini gözlerime dikmiş, sessizce “Daha fazla…” diye yalvarıyordu.

Penisimi vajinasına yerleştirdim, yavaşça içine girdim. Dizleriyle belimi sardı. Masanın üzerinde, ofis camlarında gecenin karanlığı yansırken onu hızlıca ama yavaş yavaş aynı anda içine alıyordum. Sesi o kadar baştan çıkarıcıydı ki, kendimi tamamen kaybettim. Neslihan, tam ismini fısıldarken tırnaklarını sırtıma geçirip derin derin iç çekti. Her itişimde daha da tahrik oluyorduk, masanın titrediğini, kalem kabının yere düştüğünü hatırlıyorum.

Karnından yukarıya, göğüslerine kadar her yerine dokundum, öptüm, yaladım. O ise bana sarılıp “Beni bu kadar çılgınca istemeni sevdim,” deyip duruyordu. İçine girip çıktıkça, bacaklarını iyice açıp beni daha derine çekiyordu. Göz göze geldiğimiz her an nefeslerimiz kesiliyordu. Sonra, ani bir şiddetle birlikte geldi orgazmı; önce Neslihan, sonra ben boşaldım. Masanın üstünde birbirimize dolanmış, yorgun ama mutlu bir şekilde öylece kaldık.

Bir süre konuşmadan, birbirimizin saçlarını, sırtını okşadık. “Hiç böyle hissetmemiştim,” dedi Neslihan. “Ben de,” dedim, hafif utanmış ama mutlu bir şekilde.

O akşam şirketteki güvenlik sistemini hiçbirimiz umursamamıştık. Ofisten çıkarken, daha birbirimize sarılırken kimsenin bizi görmemiş olmasına şükretmiştik. Ama ertesi gün bile, karşılaştığımız o ilk bakışta, ikimizin de aklı hâlâ masanın üzerine kapalı kapılar ardında yaşadığımız o andaydı.

İlk defa hayatımda, yanlış gibi hissedip içten içe tamamen doğru olduğunu bildiğim bir şey yapmıştım. Şimdi dönüp bakınca, arada hâlâ ofiste bir başıma kaldığım günlerde Neslihan’ın odasından gelen seslerle aynı heyecanı tekrar yaşıyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *