Hayatım boyunca ailemin yanında yaşadım, 29 yaşındayım ve İstanbul’da mütevazı, sessiz bir mahallede zamanı öldürüyorum dersem yanlış olmaz. İşim gereği biraz erken kalkarım, klasik bir masa başı işi, her sabah aynı şeyler… Ta ki yeni taşınan komşumuzla tanışana kadar. Allahım, Betül adında bir kadın… Sessiz bir şekilde üçüncü kata taşındılar. O kadar sade ama bir o kadar farklı bir havası var ki… Gözlerinin içine bakılır bakılmaz insanı sarhoş eden bir tatlılığı var.
İlk karşılaşmamız apartmanın girişinde oldu. Elinde bir iki kutu, zorlandığı belliydi. “Yardım edeyim mi?” deyip usulca aldım kutuların birini. İlk cümlesi içimde salakça bir titreme yarattı:
— Çok teşekkür ederim, gerçekten sırtım koptu taşımaktan.
— Ne demek Betül Hanım, hoşgeldiniz mahalleye. Ben de Emre.
O gün öylece kutuları taşırken öylece uzun uzun konuşmadık ama sohbet sırasında arada göz göze geldiğimizde başka birinin olduğunu anladım. Parmaklarında alyans yoktu, ama 30’larının başındaki çoğu kadın kadar gizemliydi. Sammiyetsiz ve mesafeli de değildi, sohbetimiz sıradandı ama bende çarpan bir şeyler vardı.
Birkaç gün boyunca karşılaşmada küçük selamlar, apartmanda ayaküstü muhabbetler oldu. Komşuluk dışında bir şey konuşmadık. Ama yemin ederim eve akşam dönerken Betül’ün ışığı yanıyorsa camdan içeriyi süzerdim. Bazen perdeler aralıksa silüetine odaklanır, of, içim bir tuhaf olurdu.
Bir akşam mahallede yine elektrikler gitti. Saat gece dokuz civarıydı. Evim zifiri karanlık, moralim sıfır… Tam o anda kapım çaldı. Kapıyı açtığımda elinde küçük bir el feneriyle Betül karşımdaydı. Gözleri pırıl pırıl parlıyordu.
— Emre, sende mum var mı? Bende hiç yokmuş da, marketler de kapalı.
— Olmaz mı ya! Dur ben iki tane getireyim sana. İstersen gel, içeride bulması daha kolay olur.
Birlikte içeri geçtik. El fenerinin ışığıyla mutfağa girdik, Betül bir sandalye çekti. “Evinde elektrik yok, bana çay ikram et sen” dediğinde ilk defa sesiyle üzerime sinen bir sıcaklık hissettim. Ben de biraz hazırlıksız yakalanınca heyecanlandım, mutfağın çekmecesinde mum ararken ellerim titrediğini hissetim – O da sallıyordu, anlamasın diye sırtımı döndüm. Çayı ocağa koyduktan sonra salona geçtik. Karşılıklı oturduk. Mumlar yanıyordu, yüzümüzün yarısı ışık, yarısı karanlık.
Çok saçma şeylerden bahsettik, öylesine… Sonra laf nereden açıldıysa eski ilişkilerimize geldi.
— Ben uzun zamandır yalnızım, dedi Betül.
Şaşırdım. “Yani ciddi bir şey mi, yoksa hiç mi bıktın herkesten?”
Başını aşağıya eğerek gülümsedi.
— Valla ben de bilmiyorum. Bazen biriyle olsam diyorum, ama sonra kimseye güvenemiyorum galiba.
Boğazım düğümlendi, gözüm istemsizce dudaklarına kaydı. Fark etti, gözlerimi kaçırdım hemen.
Bir daha karşılaşmamızda – iki gün sonra – koridorda tesadüfen karşılaştık. Elimde alışveriş poşetleri vardı, o da dışarı çıkıyordu. Gülüşerek selamlaştık yine.
— Sana dün gece komşuluğun gereğini fazla yaptırdım. Akşama çaya gelmek ister misin? Kek falan da var, annemden tarif aldım dedi.
Bir an durdum, nasıl biriyle baş başa içeri gireceğimi düşündüm. Kafamda acabalar vardı: “Ya yanlış anlar, yanlış adım atarsam komşuluk bozulursa, laf olursa?” Ama bir yandan kanım kaynıyor, böyle bir teklif kaçmaz.
— Olur, saat kaç gibi geleyim?
— İstersen sekiz, bana uyar.
Eve gidip hazırlanırken içimde bin bir tilki… Abuk sabuk düşler, “Acaba fantezi mi kuruyorum, Betül de bir şey hissediyor mu?” Başından beri bir merak, bir çekim hissediyorum, ama işler ciddiye biner mi bilmiyorum. Kıyafet seçerken bile iki kez üstümü değiştirdim, gömlek yerine tişört giydim ki fazla resmiyet kasmayayım diye.
Akşam sekiz oldu, Betül’ün kapısını çaldım. Saçlarını basitçe toplamıştı, üzerinde ince bir bluz ve salaş bir tayt vardı. İçerisi sigara kokuyordu, önce sigara içip içmediğini sordum.
— Sadece canım sıkılınca diyorum, dedi.
— Olur, bana da yak bir tane, uzun zamandır içmedim.
Salonunda iki kanepe vardı, Betül oturmam için yanındaki yere eliyle işaret etti. Kek dilimledi, çay koydu, tekrar konuşmaya başladık. Sohbet uzadıkça havada garip bir elektrik olmaya başladı. Önce kollarımız birbirine hafifçe değdi, gözlerimize bakarak sıradan bir şeyler söylemeye başladık. Tam bir an bacak bacak üstüne attı, bana oldukça yakın şekilde döndü.
— Ne düşünüyorsun Emre?
— Valla, şu an buradayım ya, ondan başka bir şey düşünemiyorum dedim.
Bir an sanki duyduklarını duymazdan geldi, sonra gözlerini bana dikerek kısık bir sesle sordu:
— Neden?
O an gözlerim doldu, kalbim patlayacak gibi oldum.
— Çok güzel bir kadınsın, çok enerjin var. Yanında heyecanlanıyorum.
Betül’ün dudakları aralandı, elini omzuma koydu. O an içimden, “Yapacak mıyım, yoksa durup mantıklı mı olmalıyım” diye sürekli ufak bir savaş yaşadım. Ama o da istiyordu belli ki. Sinir bozucu bir sessizlik oldu, ortamda garip bir yoğun his vardı. Dayanamadım, yüzünü ellerimin arasına aldım ve usulca dudaklarından öptüm. Betül önce sertleşti, sonra aniden gevşedi, ellerini sırtıma sardı.
Dudaklarımız ayrılınca hafifçe titriyordu, gülümseyerek,
— Sanırım sonunda komşuluk ilişkimiz bambaşka bir şekle dönüyor, dedi.
— Pișman olacak mısın?
— O anı düşünmem, dedi usulca, “şimdi bana dokunmanı istiyorum.”
Sanki bunca zamandır biriken cinsel gerginlik bir anda patladı. Onun vücudu yumuşacık ve kışkırtıcıydı, ellerim saçlarında, dudaklarımız birbirine yapışık gibi dakikalarca öpüştük, nefesimiz birbirine karıştı. Derinleştikçe kolları göğsümde dolaşmaya, bedenime dokunmaya başladı. Beline sarıldım, kalçalarını avuçladım… Masumca başlayan temas bir an önce çıplak tenine dokunmak isteğine dönüştü.
— Betül, bunu istiyor musun, diye sordum.
Cevap vermeden tişörtümü çekip çıkardı, vücudunu bana yasladı. Ellerim bluzunun içine süzüldü, teni sıcaktı, göğsünün üzerinden öyle yavaşça kaydım ki her dokunuşumda kasılıyordu. Nefesi hızlandı, dili boynumda gezindikçe uyluklarımda kan dolaşımımı hissedebiliyordum. Taytını usulca aşağıya çektim, o da benim pantolonumu çekerek indirdi. Altında sadece siyah, ince bir iç çamaşırı kalmıştı. Birbirimizin tenini her kıpırtıda daha yakın hissettik.
Parmak uçlarımla kalçalarına dokunurken Betül enseme yaslandı, tırnaklarını sırtıma geçirdi. Dudaklarımla göğsünü öpüp emerken, kendi kendine hafifçe inledi, varlığını tüm hücreleriyle hissettiriyordu. Ayağa kalkıp beni kucağına çekti, bir an bacaklarının arasına oturttuk birbirimizi. Elleri benimle oynamaya başladı, ben dudaklarımı boynuna gömdüm.
Artık geri dönmek imkansızdı, vücudumuz birbirine akar gibi olmuştu, nefes nefese, hızlı ve derin ritimle sevişmeye başladık. Her hareketinde “devam et, bırakma” der gibi bakıyordu. Her dokunuşunda içimde başka bir yanlışı, başka bir günahı yaşar gibi heyecanlanıyordum. Sıkıca sarıldıkça bir bütün gibi olduk, seslerimiz oda içinde yankılandı.
Bir an sonra kendimizi yastıkların arasında bulduk. Onu olabildiğince derin hissetmek, o anı sonsuz yapmak istiyordum. Betül kollarına sardı, bedenim onun arasında kayıp gitti… İkimiz de ter ve zevk içinde titreyerek kendimize geldik. Birbirimize bakıp küçük bir kahkaha attık.
— Emre, hayatımda kimseyle bunu böyle hissetmemiştim, dedi usulca.
— Belki çok yanlış, ama ben de… dedim.
O günden sonra bir yabancıya benzemedik, ama asla komşuluktan fazlası olduğumuzu da kimse bilmedi. İçimde hala hafif bir vicdan azabı… ama dürüst olmak gerekirse, onun yanında olmak bütün o çekincelere, sakıncalara değdi. Şimdi her gün eve dönerken, Betül’ün ışığı yandığında gözlerim yine heyecanla yanar. Aramızdaki sır, bizi gizlice yakıyor hala.