İtiraf etmem gerekirse, hayatımda ilk defa böyle bir şeyi yazıyorum. Hani bazen olur ya, sıradan günlerine birdenbire hiç beklemediğin bir heyecan sızar. Belki yıllardır yan yana yaşadığın için dikkat etmiyorsundur, ama bir sabah başka görmeye başlarsın karşı komşunu. Benim hikayem de tam böyle başladı.
Adım Emre, 29 yaşındayım, İstanbul’da küçük bir apartmanda yaşıyorum. Üç yıldır karşı dairemde oturan Ela’yı elbette görüyordum. Selamlaşırdık, arada apartman WhatsApp grubundan mesajlaşır, kargo ya da anahtar tesliminde karşılaşırdık. Ela, 31 yaşında, avukat, boyu benden çok az kısa, bakımlı ama gösterişten uzak bir kadındı. Güzel ama öyle ilk bakışta vuracak kadar değil; onu asıl çekici kılan, sakince gülümsemesi ve hafif dalgınlığıydı. Dürüst olmak gerekirse, bugüne kadar onu o anlamda hiç düşünmemiştim.
Yaz başıydı, eve biraz akşamcı bir kafayla geldiğimde, dış kapının önünde dikilmiş, anahtarını çantasında bulmaya çalışıyordu. “Kolay gelsin Ela Hanım, zorlanıyorsan yardımcı olayım,” diye şaka patlattım, o da bana eğilip fısıldar gibi “Emre Beyciğim, hallederim, teveccühünüz yeter,” dedi. Hafif bir gülümseyip içeri girdiğinde farkında olmadan arkasından bakakaldığımı hissettim.
Birkaç gün sonra bizim kat arızası sebebiyle elektrikler kesildi. Apartmanda bir tek Ela evdeydi. “Emre, mecburen sana geldim, bilgisayarımda önemli bir dosya var, biraz priz ve internet çalsam sorun olur mu?” dedi. O gülümsemesiyle, o ses tonuyla. İçeri davet ettim, ben salonda televizyon açtım, o masama oturup çalışmaya başladı. Bir süre sessizlik oldu; arada sorular soruyor, dosya bulmaya çalışıyordu.
Bir an telefonu çaldı ve aceleyle cevap verirken başını önüme eğdi. O sırada bir şey dikkatimi çekti: Ela’nın tişörtü hafif sıyrılmış, belinin yanındaki o nazik boşluğu ve altındaki gri taytı… Doğal olarak beynimde bir şimşek çaktı. Gözümü kaçırdım, çünkü kendimi ayıp hissettim. Ama bir yerimde bir şeyler o andan sonra değişti. O gün kafam aslında rahattı; ama ondan sonraki günlerde kapıda karşılaştığımızda bakışlarımız bir anlığına fazladan tutunmaya başlamıştı. Birkaç kez göz göze gelince Ela biraz utangaç bir şekilde gülümsüyor ve ardından hemen başka yöne bakıyordu. Bunun altında bir şey aramak istedim, ama kesin konuşmaya yetecek bir şey yoktu.
Sonraki hafta küçük bir karar verdim, “Bir akşam kahve içsek mi? Hep ayaküstü konuşmuş oluyoruz,” diye yazdım WhatsApp’tan. “Olur, ben de bunu bir türlü dile getiremiyordum. Bu akşam 7 gibi sana geleyim mi?” diye cevap geldi. İçimi bir heyecan sardı. Ne giysem, nasıl dursam, evin neresini aynaya baksam, defalarca düşündüm. Yersiz bir hazırlık, garip bir beklenti vardı üzerimde.
Tam yedide kapım çaldı. Ela beyaz bir gömlek, altında koyu bir jean, saçlarını toplatmış, yüzüne hafif makyaj yapmıştı. Yanında kek getirmiş (her zamanki gibi düşünceliydi). Salonda müzik açıktı, mutfakta kahveleri hazırladık. Bir anlık sessizlik oldu; kek dilimlerini yerleştirirken elimi farkında olmadan onun elinin hemen yanına koydum. O an aramızda bir elektrik oluştu. Ela, “Birden fazla hayatın var mı Emre?” diye sordu, şaşkınlığımı görüp gülümsedi. “Bazen iki yüzlü görünüyor olabilirim ama yok,” dedim. O da net bir şey söylemedi ama gözleri derin bakıyordu.
Gece, kısa kısa sohbet, anılar, aile hikâyeleriyle doluydu. Bir an kahveler bitti, ikimiz de istemsizce sustuk. Sessizlikte yüzüme baktı. Ben de ona döndüm. “Bir şeye mi takıldın Ela?” dedim, çünkü gözlerinde bir tereddüt vardı. Hafif kızardı, gülümsedi. “Sana garip gelmesin, ama uzun zamandır biriyle sadece bu kadar yakın ve huzurlu oturmamıştım,” dedi. O söz, bende bir şeyleri açtı. O uğultulu his orada bastırdı, ama ben acele etmek istemedim.
Yine de kendi içimde bir kararsızlık yaşıyordum. Bakışlarımız sarhoş olmuş gibiydi ama bir anda üzerine atlamak, bu büyüyü bozmak istemiyordum. O da aynı şekilde gözünü kaçırıp, elleriyle oynuyordu. “İstersen git, daha fazla rahatını bozmayayım,” dedim. “Gidersem pişman olurum gibi geliyor,” diye cevap verdi. Birkaç saniye öyle göz göze kaldık, sonra ben hafifçe ona doğru eğildim. Dudaklarımız nerdeyse değiyordu ama Ela geri çekildi. Başını eğip gülümsedi, sesi neredeyse fısıltı gibi çıktı: “Sence yanlış mı olur, Emre?”
İşte tam orada gerçek bir kararsızlık yaşadım. “Ne yanlış, ne de doğru Ela… Sadece istiyorsak…” dedim. O da yavaşça başını kaldırdı, gözlerini gözlerime kilitledi. Birbirimize bir adım daha yaklaştık. O ânı anlatacak söz bulamıyorum; kalbim deli gibi çarpıyordu. Dudaklarımız nihayet buluştuğunda, sanki aylardır beklenen şey oymuş gibi rahatladım. İlk öpüşmemiz nazik, temkinli, biraz da içe dönüktü. Kollarıma sarıldığında teninin sıcaklığını hissettim.
Bir elini hafifçe yanağımdan boynuma doğru indirdi. Ben de saçlarını okşadım. Kendimizi kaybettikçe, öpüşmelerimiz daha tutkulu olmaya başladı. Ela’nın eli tişörtümün eteklerinden içeri kayarken, nefesimiz hızlanmıştı. “Gerçekten istiyor musun?” diye sordum son bir kez. Ela, “Çok istiyorum, şu an her şeyi unutmak istiyorum,” dedi. O cümleyle içimdeki bütün çekinceler dağıldı.
Beraber yavaşça ayağa kalktık; ben elimden tuttum, yatak odasına geçtik. Perdeleri kapattım, odamı sadece sokak lambalarının sıcak ışığı aydınlatıyordu. Ela, gömleğinin düğmelerini açarken bana baktı, “Bunu daha önce hiç böyle düşünmemiştim ama, çok istedim,” dedi sessizce. Onun kolunda olmanın heyecanı ve yeni birini keşfetmenin sıcaklığıyla nefesimiz karıştı.
Teninin kokusunu hissettim, ellerini göğsümde gezdirirken, dudaklarımla boynuna ve omuzlarına dokundum. İç çamaşırının üzerinden ellerimi gezdirdiğimde Ela’nın sesi biraz titredi. Benim tenime dokunduğunda ise göz göze geldik, iki yabancının sabrını yıkarcasına acelesiz ama şehvetle birbirimizi keşfettik. Parmaklarım, onun göğüslerinden aşağıya kaydı, Ela ise ellerini kasığıma doğru gezdirerek, pantolonumu çekmeye başladı. Nefesleri hızlandı; artık konuşmak gereksizdi.
İç çamaşırını usulca sıyırdım, Ela titrek bir “Gel…” fısıltısı duyurdu. Birbirimizin tenine dokundukça heyecanım daha da arttı. Baştan çıkarıcı bir şekilde bacaklarını belime doladı. Dudaklarımız, boynumuz, ellerimiz birbiriyle yarışırken, vücudumuzu sarmalayan o tatlı ısıya kendimizi bıraktık.
O ilk anda, Ela’nın gözlerindeki o tereddüt, yerini saf bir istek ve güvene bırakmıştı. Onu doyasıya sevdim, perdeleri, saati, apartmanı, hiçbir şeyi düşünmeden. Nefeslerimiz birbirine karıştı, bedenlerimiz sarmaş dolaş oldu. O geceyle beraber hayatımda yeni bir sayfa açılmıştı; iki komşudan çok daha fazlasıydık artık.
Şimdi bazen o geceye dair bir kaç kelimeyle bakışıyoruz – ve ikimizin de dudaklarında aynı mahcup, aynı mutlu gülümseme oluyor.