Hayatımda ilk kez böyle bir şeyi anlatıyorum. Normalde içime atarım, kimseyle özelimi paylaşmam ama anlatmazsam boğulacak gibi hissediyorum. Çünkü bu yaşadığım şeyin içime sığmadığını ve bana bambaşka bir kapı araladığını düşünüyorum. Adım Seda, 26 yaşındayım. İstanbul’da yaşıyorum. Bankada çalışıyorum, sıradan bir hayatım var. Hem özgürlüğüme düşkünüm, hem de hayatı çok da risk almadan yaşamaya alışkınım.
Bu hikaye ise tam olarak alışkın olduğum sınırların dışına çıkmakla ilgili aslında. Her şeyin başlangıcı da çok sıradandı: Bankadaki yeni eğitim programına katılacakların listesi mail kutuma düştü. Listeye bakarken “Kaan Yıldız” adını gördüm. O anda çaktırmadan gülümsedim çünkü Kaan eski lise arkadaşım; belki de lise zamanlarının en yakın arkadaşı, en yoğun sırdaşı ve kısacık bir hoşlanma anının yaşandığı ama asla ciddiye binmemiş olan çocuktu. Üniversiteyle beraber görüşmeyi bırakmıştık fakat birbirimizin sosyal medya hesaplarında sessizce kalmaya devam etmiştik.
O sabah banka eğitim odasına girdiğimde Kaan’ı hemen tanıdım; kimse yanına oturmamıştı. Düz beyaz gömleği, hafif kararmış sakalları, gülüşünde hiç değişmeyen sıcaklık… İçimden bir kıpırtı geçti, ama bunun tek nedeni onun geçmişte hoşlandığım birisi olması ya da yıllardır görmediğim biri olması değildi. Fark ettiğim şey, galiba onu kadının gözüyle ilk defa ciddi şekilde değerlendirmemdi.
Yanına oturdum. İlk dakikalar, hatırlamaktan korktuğum kadar utandırıcı değildi. Sohbet hemen açıldı. “N’aber Seda, yıllar ne çabuk geçmiş, hala aynı mısın?” derken gözlerini yüzümde biraz uzun tutsa da, samimi ve güvende hissettiren o tavrı vardı. Eğitim boyunca arada birbirimize espriler yaptık, uzaktan bakıştık. Ellerimizin aynı anda masanın kenarına dokunduğu o kısa saniyede bir kıvılcım hissettim. Acaba sadece ben mi hayal ediyordum? Eğitim bitince beraber servise bindik, ikimiz de Avrupa yakasına dönüyorduk. Biraz sustuk, sonra konu lise günlerinde başımıza gelenlere geldi. “Hani fizik dersinden kaçıp saatlerce bankta otururduk ya?” dedi. “Sana hiç anlatamadığım şeyler var,” diye devam etti, sonra gülüp konuyu değiştirdi. Sanki kafamın içinde bir düğmeye bastı.
O gece eve geldiğimde, yatarken düşünmeden edemedim. Kaan’la aynı ortamda olmak, eski hislerin ufak bir kıpırtıyla yeniden üste çıkmasını sağlamıştı. Ama iş yerinden birisiyle yakınlaşmak ciddi bir adımdı. Üstelik, Kaan’ı böyle geriden, yılların ardından tekrar tanımak… İçimden kendime kızdım: “Hiçbir şey olmayacak Seda, saçma sapan şeyler düşünüyorsun. Arkadaşça bir muhabbetti.” Ama ertesi gün ofiste onu arayışımı ve gözlerimizin buluşmasındaki garip, tatlı gerginliği fark edince, kendime yalan söylediğimi anladım.
O hafta boyunca öğlen yemeklerinde beraber oturmaya başladık. Laf arasında flörtöz cümleler, hafif dokunuşlar, bazen karşılıklı uzun bakışlar… Fakat ben hala kararsızdım. “Seda saçmalama, yeni yeni işe ısınıyorsun, Kaan’ı bile doğru düzgün tanımıyorsun.” Ama içimdeki ses başka bir şey söylüyordu. Bir gün bana mesaj attı: “Bu akşam ister misin sahilde yürüyelim biraz? Dertleşiriz.” Kıyafetlerime özen gösterdim mi bilmem ama o akşam kendime aynadan daha uzun baktım.
Buluştuğumuzda sahil neredeyse boştu. Hava Mayıs akşamlarına yakışır şekilde yumuşaktı. Yürürken önce klasik konulara daldık, sonra sohbet çok daha derinleşti. Kalbimde bir çarpıntı hissettim, çünkü konuşmalarımız samimiyet sınırlarını aşmaya başlamıştı; içini bana dökerken sesi titriyordu. “Başka türlü bir Seda gibisin bugün,” dedi hafifçe. Aynı anda hem savunmasız, hem de güçlü hissediyordum. Ben de ona, “Sen de daha fazlasın, en azından eskiye göre…” dedim, kelimelerim bir anı bile gizlemeden dudaklarımdan döküldü. Durduk, birbirimize doğru döndük. Telaşlandım bir anda, kararsızlıkla aramızda birkaç santim bırakarak geri çekildim. Hiçbir şey söylemeden bakıştık. Hem kaçmak hem kalmak istiyordum.
Birkaç gün sonra, Kaan bir bahaneyle gece benim semtime geldi. Bana “Birlikte film izleyelim mi, nasıl olsa erken yatmayacağız,” dedi. Kararsızlığım zirvedeydi ama hislerim ağır bastı, kabul ettim. Evimdeydik. Film saçma sapan bir Amerikan komedisiydi, olay tamamen sohbetti. Kaan, koltuğun bir ucuna ilişti. Ben de diğer kenara. Çünkü, galiba, içimde bir şeyler olursa kontrolü kaybedeceğimi hissediyordum.
İkinci film başladığında çay koymak için kalktım, mutfakta bir bakış yakaladım: Kaan arkadan beni izliyordu. “Ne oldu?” dedim. Sessizce gözlerini kaçırdı, geldi, yanıma yaklaştı. “Seda, biliyor musun, uzun zamandır bu kadar heyecanlanmamıştım,” dedi. Elimi tuttu. O an içime bir ateş düştü; hem korktum hem çok istedim. “Bunu yapmak istiyor musun gerçekten?” dedim. Gözümün içine bakıp “Evet, her şey akışında giderse istiyorum. Ama sen istemeden asla,” dedi. O ana kadar yaşadığım kararsızlık, meraktan öteye geçti; cesarete dönüştü.
Sanki yıllardır dokunmaya kıyamadığım bir kapı ilk defa aralanmıştı. Kaan elimi hiç bırakmadan beni koltuğun ucuna çekti. “Seni çok özlemişim Seda,” dedi. Saçlarımı okşadı; nefesi boynumda dolaşmaya başlayınca vücudum istemsizce titredi. Dudaklarımız birbirini bulduğunda içimdeki bütün duvarlar yıkıldı, gerisi tamamen doğaldı, nasıl ve ne hızda olduğunu hatırlayamayacağım kadar sıcak. Öpüşmeler, ellerinin belime dolanması, sonra eli tişörtümün altına girdiğinde ben ne geri çekildim ne de durmak istedim. Hiç acele etmeden, beni biraz daha istetecek şekilde yaklaştı.
Dizlerini açınca bacaklarımı araladı, avuç içiyle kalçama dokundu, çaktırmadan fermuarımı açtı. Bakışlarımdan hala emin olunamayacak bir arzu akıyordu. “Kaan, gerçekten…” dedim ama lafım yarıda kesildi; dudakların boynumda dolaşmaya başlamıştı. Nefes alışverişimiz hızlandı. O an, kendi isteğimle, pantolonumu sıyırıp uzaklaştırdım. Kaan’ın ellerinin bacaklarımda gezindiğini hissetmek, sıcağını yakından duymak… Kelimelerle anlatılabilecek gibi değildi.
Artık geri dönüşü olmayan bir noktadaydık, tamamen teslim olmuştum. Onun parmakları aramda dolaştı, nefesim kesildi; bir süre öyle kaldık. En sonunda, bir bakışıyla gözümün içine bakıp, “Devam edelim mi?” diye fısıldadı. Sesim kısıldı: “İstiyorum,” diyebildim zar zor.
Birbirimize sarılmış bir şekilde, oldukça doğal, fazlasıyla tutkulu bir aksam yaşadık. Seks çok uzun sürmedi ama o samimiyette ve göz göze bir sevişmeydi. Sonra koltuğa yığıldık, beraber güldük, nefesimiz normale dönene kadar sarıldık kaldık.
O geceden sonra Kaan’la aramızdaki o kararsız sınır tamamen ortadan kalktı. Tabii, işler karmaşıklaşmadı desem yalan olur, ama yaşadığım o anı ve nasıl hissettirdiğini asla unutamayacağım. Belki de bazen insan, eski tanıdıkların yepyeni hislerle hayatına sızmasına izin vermeliymiş diye düşünüyorum. O geceyi anlatmak istedim çünkü sırf cesaret edip bir karar verdiğim için hayatımda unutmam dediğim bir deneyimim oldu.