Aslında hikayeme nereden başlayacağımı bilmiyorum. Şu an dönüp bakınca hâlâ içimde karışık bir heyecan ve tuhaf bir suçluluk oluyor. Her şey bundan yaklaşık bir yıl önce, yazın sıcak bir akşamında başladı. Benim adım Can. 24 yaşındayım ve üniversiteyi yeni bitirmiştim, iş arama derdindeydim. İçim içime sığmıyor ama aynı zamanda hayatımdan da çok mutlu sayılmazdım. Eskiden beri samimi olduğum bir arkadaşım var: Baran. Onunla çocukluktan beri beraberiz. Aslında hikayenin ana karakteri o değil, ablası Esra.
Esra Baran’dan dört yaş büyük, yani 28 yaşında. Gözlüğü, düzgün dişleri, biraz mesafeli tavrı vardı. Ben onu hep ‘Baran’ın ciddi ablası’ olarak bilirdim. Onunla çok fazla sohbetim olmamıştı, aile dostu olduğumuz için karşılaştıkça selamlaşır geçerdik. Zaten o yıllar önce İstanbul’a taşınmış, iş güç sahibi olmuştu. Benimse, hayatım Ankara’da geçiyordu. O yaz Baran’ın düğünü olacaktı ve Esra da hazırlıklara yardımcı olmak için tekrar Ankara’ya gelmişti. Baranların evinde kalıyordu. Ben de haliyle sık sık oraya uğruyor, düğüne hazırlık yapıyorduk. Arada Esra’yla göz göze geldiğimde, bakışlarında hep bir gizem var gibiydi ama ciddiyeti yüzünden fazla önemsemezdim.
Bir akşam, Baran düğüne dair son işleri halletmek için dışarı çıkınca, evde Esra’yla baş başa kaldım. Masada çay içiyorduk. Telefonunu kurcalıyor, ben de haberlere göz atıyordum. O anlarda Esra’nın bana şöyle bir bakıp küçük bir gülümsemesini fark ettim. Garip bir şekilde samimi ve sıcak bir havası vardı o akşam. “Evlenmek ister misin?” diye sordu birden. Şaşırdım, “Bilmem, zaman geçtikçe sanki istemiyorum gibi hissediyorum, ya da doğru zamanı bekliyorum,” dedim. O ise, “Çevremdeki herkes birileriyle evleniyor, ben iş güç derken neredeyse otuzuma geleceğim,” dedi ve iç çekti.
İkimizin arasında, sanki alışık olmadığım bir açıklık oluşmuştu. Birden sözler daha samimi olmaya başladı. Esra’dan duymaya alışık olmadığım cümleler kuruyordu. Bana dönüp, “Senin sevgilin yok mu şu aralar?” diye sordu. Hafif gülerek “Yok, en son biriyle denedim ama olmuyor, sanki Ankara’da herkes birbirinin aynısı,” dedim. O da güldü, “Bence çoğumuzda aynı sorunlar var.” Bir an sessizlik oldu. Çay bardaklarımıza baktık. Arada bakışlarımız yeniden buluşurken, içimde tarifsiz bir heyecan oluştu sanki. “Sen hiç kimseyle birlikte oldun mu?” diye fısıltı gibi bir sesle sordum. Bir an yüzü şaşırdı, güldü. “Oldum tabii, şaşırdım sadece sorduğuna,” dedi. “Nasıl yani, senin gibi ciddi biri…”
Omuz silkti, “Ciddiyim diye herkesin sandığı kadar kalıplarda yaşayan biri değilim.” Yavaşça yanına biraz daha yaklaştım. “Ne bileyim, bana hep uzaksın gibi geliyordun,” dedim. O eliyle saçını düzeltti, “Aslında ben de ne hissettiğimi bilemiyorum bazen, insan yaş aldıkça daha yalnız hissediyor galiba.” Bilmiyorum, o sözlerden mi yoksa aramızdaki elektrikten mi, ama içimde bir istek kabardı. O an hiçbir şey yapmamam gerekiyordu ama Esra’nın elini istemsizce tuttum. Önce elini çekmedi, sonra da bakışlarını kaçırdı. “Can…” dedi. Elini bırakıp hemen geri çekildim “Özür dilerim, saçma oldu,” deyip yerimden kalktım.
İkimizin arasında tuhaf bir sessizlik oldu. O an hiç konuşmadık. Baran geri döndüğünde her şey normalmiş gibi davranmaya çalıştım ama içim karmakarışıktı. O an, o dokunuş bende tuhaf bir merak ve suçluluk duygusu bırakmıştı. Esra’nın da afalladığı belliydi. Ertesi gün oraya gitmedim. İçimden sürekli “Aptallık ettim, aramızda böyle bir şey olamaz,” deyip durdum. Ama birkaç gün sonra Baran’ın mesajı geldi, “Ablamla beraber alışverişe çıkacağız, sen de gelsene,” diye. Bir parçam gitmek istemiyordu; ama içimdeki diğer parçaysa Esra’yla tekrar karşılaşmayı merak ediyordu. Kararsızlık içinde gidip gitmemek arasında epey düşündüm. Sonunda dayanamadım, “Tamam, ben de geliyorum,” yazdım.
Mağazada düğün hazırlıkları, elbiseler, aksesuarlar bakarken, Esra ile baş başa kalmak için çabaladığımı fark ettim. Göz göze geldiğimizde, aramızdaki o tuhaf rahatsızlık devam ediyordu, bir taraftan ikimiz de normal davranmaya çalışıyorduk. Bazen elimi bir şey verirken ona doğru uzattığımda parmaklarımız değiyor ama hemen geriye çekiliyorduk. Alışveriş bittikten sonra, Baran “Ben biraz halletmem gereken işim var. Siz eve mi geçiyorsunuz?” dedi. Esra bana döndü, “İstersen burada bir kahve içebiliriz,” dedi utangaçça. Kabul ettim. Kahve sırasında, biraz da konu açmak ister gibi “O akşam için özür dilerim, seni rahatsız ettiysem…” dedim. Gülümsedi, “Sorun yok, ben de değişik hissettim, ama sakıncası yok,” diye cevap verdi. “Garip hissediyorum biraz, yıllardır tanıyorum seni, hep uzak, erişilmez gibiydin,” dedim. “İnsan bazen derinlerde bambaşka olabiliyor,” dedi usulca.
O gün fazla konuşmadık, geceye kadar evde geçirdik. Her şey sıradandı; ta ki Baran, “Ben nişanlımla biraz gezmeye çıkacağım, siz de kafanızı dağıtırsınız” diyene kadar. O çıktıktan sonra, evde sessiz bir akşam başladı yine. Televizyonda eski bir Türk filmi vardı, ben koltuğun bir ucuna Esra öbür ucuna oturdu. Filmden çok birbirimizi izliyorduk artık.
Bir anda Esra ayağa kalkıp pencereyi açtı, mutfağa geçti su almak için. Ardından ben de kalkıp mutfağa geçtim. “Su ister misin?” dedi. Bardağı uzatırken ellerimiz bir kez daha değdi, bu sefer çekmedik. Bakışlarımız birleşti. Kendimi tutamadım, başımı biraz yaklaştırdım. O da kaçmadı. Dudaklarımız hafifçe değdi, tedirginliğim onu öpmeme engel olamadı. Önce kısa bir öpücük oldu, sonra dudaklarımız birbirine daha tutkulu değdi. O an kendimizi kaybettik, hiç konuşmadan öpüşmeye başladık. Ellerim belini kavradı, O da ellerini boynuma doladı.
Bir süre sonra soluksuzca birbirimizi bırakıp derin derin nefes aldık. Ben “Esra, gerçekten… emin misin?” diye sordum. “Bilmiyorum, ama şu an bunu istiyorum,” dedi. O anda artık konuşacak söze gerek yoktu. Salondan yatak odasına doğru çekiştirdim onu. Kapıyı kapadı, hafifçe arkamdan sarıldı. Ellerim yavaşça bluzunun altına girdi, teni sıcaktı, titriyordu. O da benim tişörtümü yukarı çekti. Hayatımda ilk kez biriyle bu kadar yavaş, kendiliğinden ve istekle yaklaşıyordum. Koltukta devam edemedik, yatağa geçtik. Dudaklarımla boynunu öperken, o da ellerini vücudumda gezdiriyordu. İç çamaşırlarımızı yavaşça çıkardık. Göğüsleri ellerimin arasındaydı, tahrik oldum. Birbirimizin tenini avuçla hissediyorduk. Sesi hafifçe titriyordu, “Daha önce kimseyle böyle olmamıştı,” dedi. Parmaklarımı bacaklarının arasında gezdirdim, nefesi hızlandı. Ben de dayanamadım, dudaklarım göğüslerine indi.
Birbirimizi yavaşça keşfetmeye başladık. Her hareketimizde biraz daha cesur, daha istekliydik. Parçaları artık geriye döndürmek mümkün değildi. Ona dokundukça ben de çıldırıyordum. Penisimi eline aldı, yavaşça aşağıya dokundu. Sıkıca sarıldık, bacağıyla kalçamı kendine çekti. Dudakları dudaklarımda dolaşırken, vücudunu bana tamamen açtı. Bir an göz göze geldik, “İçime gir,” diye fısıldadı. Zaten ikimiz de fazlasıyla ıslanmış ve hazırdık. Yavaşça içine girdim, vücudu bana teslim olurken, titrediğini hissediyordum. Ritmimizi buldukça nefesimiz hızlandı, adımlarımız daha tahrik edici, daha az çekingenleşti.
O gece Esra ile, yıllardır biriktirdiğimiz o mesafeyi tamamen kaldırdık. Defalarca birbirimize sarıldık, seviştik. Her seferinde ilk kezmiş gibi heyecanlandı, ben de. Sonra yorgunluktan öylece yanyana uyuya kaldık.
Sabaha karşı uyandığımda, başını göğsüme yaslamıştı. “Bunu gizli mi tutacağız?” dedim sessizce. O ise kıkırdayarak, “Her şeyin bir zamanı var,” dedi. O sabah hayatımda bir dönemin kapandığını, yepyeni bir sayfa açıldığını hissettim. Sıradan sandığım bir yakınlık, gecenin sonunda unutulmaz bir maceraya dönüşmüştü.